• $ 6,0297
  • € 6,7402
  • 247.661
  • 86.771
Haber hattı
0530 708 54 54
Haber hattı
0530 708 54 54

Ortadoğu cephesinde yeni bir şey var...

Arap Baharları, Libya’nın çöküşü, Suriye içsavaşı, İran’a yaptırımlar, Yemen’deki içsavaş ve daha geçen gün Suudi Arabistan’ın içinde piknikten dönen 50, evet tam 50 çocuğun bulunduğu okul otobüsünü füzeyle vurması, esasen Ortadoğu’daki temel meselenin Filistin sorunu olduğunun gölgede kalmasına yol açıyor. İsrail’in bunu arzu ettiği doğru. DEAŞ’ın varlığı da bu manada Filistin sorununun gündemden düşmesini sağlamıştı.

Utanç verici şekilde, artık Filistin sorunu ve orantısız şiddeti dünya gündemine taşıyan Türkiye ve Erdoğan’dan başka bir etkili aktör de yok. Bu tutumun da nasıl cezalandırılmaya çalışıldığı ortada. Netanyahu gibi sertlik yanlıları, ABD’den aldıkları destek ve bölgenin bu içler acısı halinden yararlanarak son faza geçmiş durumdalar. Büyükelçiliğin taşınması Yahudi Ulus Devleti Yasası’nın kanunlaşmasını sağladı. Buna en sert tepkiyi yine Türkiye verdi ama bu tercihin aslında ne anlama geldiği çokça konuşulmadı.

Dün Şükrü Hanioğlu Sabah gazetesindeki köşesinde, “Kurucu Baba’lara neden müracaat olunuyor?” başlıklı makalesinde çok önemli bir konuya değiniyordu. Yahudi Ulus Devleti Yasası’nı eleştiren makalesinde Max Fisher NYT’de bir makale yayımlamış, burada kurucu babalardan Ben Gurion’un 1967’de işgal edilen toprakların hızla terk edilmesi gerektiğini söylediğine atıf yapmıştı. Şükrü Hanioğlu ise, Gurion’un böyle bir şey söylemediği gibi, işgal edilen bölgelerin Yahudi yeleşimcilere açılarak ilhak edilmesini savunduğunu bizlere hatırlatıyordu. Fisher, iki devletli çözümü savunmak ve işgalin sonlandırılmasını istemek için bir kurucu babanın yanlış gölgesini arıyordu. Hanioğlu, entelektüeller veya siyasetçilerdeki –aslen çekingenlikten kaynaklanan- bu eğilimi isabetli biçimde açıklıyordu.

Aslında Fisher’in açmazı, bugün Filistin konusunda geldiğimiz noktayı izah ediyor. İsrail’in önünde her zaman iki seçenek vardı ve bu seçenekler arasında hep sallanmıştı. İsrail Yahudi kalmayı seçerse bir demokrasi olmaktan uzaklaşacak veya çoğulculuğa kendisini açarak ırk devleti olma iddiasından vazgeçecekti. İlk şıkkın sonucu belliydi; başta Araplar olmak üzere tüm ötekileri bölgeden kaçırmak ve gittikçe şiddete dayalı bir diktatörlük olmak.

İşte Yahudi Ulus Devleti Kanunu artık birinci şıkkın ana akım olduğunu ilan etti. Bu şıkkın panzehiri iki uluslu federal bir yapıydı. Artık bu çözümü bir kurucu babaya sığınmadan veya linç olmayı göze almadan gündeme getirmek ABD’de bile mümkün değil, değil ki İsrail’de etkili olsun.

On yıllarca pek çok sağduyulu Yahudi ve olmayan aydınlar/siyasetçiler çift uluslu çözümü savundu ve pek çok girişim bu şekilde sonuçsuz kalsa da umut oldu. Şu anda başarısız olacak bir girişime bile imkan tanınmayacak bir cendere oluşturulmuş durumda. İsrail bundan sorumlu tamam ama ABD ve dünyanın geri kalan büyük güçlerinin kabahati ondan daha az değil.

Tatlıyı çok mu seviyorsunuz? Sizin için Ramazan demek tatlı demek mi? Her iftardan sonra canınız tat

Ramazanda Tatlı Tüketimi Nasıl Olmalı? | #SağlıklıRamazanlar

İşsizlik maaşı için şart koşulan 120 günlük 'prim ödeyerek sürekli çalışma' maddesi değiştiriliyor

Ayı gülü açtı... Koparmanın cezası 60 bin lira

Küçük yaşta gönlünü ünlülere kaptıran isimler!