• $13,402
  • €15,2012
  • 768.876
  • 1842.41
21 Ocak 2016 Perşembe

Bu kimin suçu!

Uzmanlar ebeveynleri uyarıyor. Çocuklarınıza yalan söylemeyin, tutamayacağınız sözler vermeyin, onları “sakın ha” kandırmayın. Çocuk deyip geçmeyin onlar küçük birer birey. Sizlere güvenmesi, sözleriyle, davranışlarıyla tutarlı bir anne baba olarak görmesi, onların kişisel gelişiminde hayati önem taşıyor.

Galatasaray yönetimi son dönemlerde, çocuklarını örneğin bir oyunçakçı dükkanında “tamam oğlum alacağız, tamam kızım yapacağız” diye kandıran, kandırdığını zanneden, hiç bir şey almadan çıkıp giden ve çocuklarında büyük bir güven bunalımı yaratan anne babalar gibi davranıyor. Bu tavır kendisini en net olarak geçtiğimiz yaz transfer döneminde gösterdi. Takımlarının Fenerbahçe’nin ve Beşiktaş’ın transferlerinin gerisinde kaldığını düşünen sarı-kırmızılı taraftarlar, sosyal medyadan ve tüm mecralardan yönetime yüklenmeye başladılar. Neredeyse şampiyonluğun ve Türkiye Kupası’nın heyecanı bile unutuldu. Taraftar “transfer de transfer” diye tutturdu. Yönetim panik oldu, camia karıştı.

O dönemde sonradan anladığımız kadarıyla; asıl iş olarak UEFA’nın Finansal Fair Play sopasıyla uğraşan ve bu kriterleri karşılama konusunda büyük sıkıntı yaşayan Özbek yönetimi, bu kritik durumu taraftara anlatmadı. Şeffaf davranmadılar. Onun yerine girişte anlattığımız son derece yanlış bir tavırla taraftarın ağzına bir parmak bal çalmayı ve onları akıllarınca oyalamayı tercih ettiler. Taraftar da bunu yemedi ve kriz daha da derinleşti.

İşin aslı daha sonraki günlerde ortaya çıktı. Galatasaray’ın FFP konusunda çok ciddi bir gözlem sürecinde olduğu, son 3 sezonda en fazla 30 milyon euroluk bir zararın kabul edilebilir olduğu, bu oranın aşılması halinde de kulübün çok ciddi yaptırımlarla karşı karşıya olduğu anlaşıldı. Olaylar gelişti, yöneticiler UEFA’ya gidip rapor verdiler, “daha dikkatli olacağız” falan dediler ama UEFA mali prensiplerinden vazgeçmedi ve bugünkü noktaya gelindi.

Bu dönemde de ciddi bir bilgilendirme yapılmadığı için, herkes yapılan yapılamayan transferlerle, Mustafa Denizli ile, Umut, Sabri ve Burak ile ilgilenirken, bir anda “1 artı 1 men” cezası gündeme bomba gibi düştü. Herkes şok oldu.

Halbuki çocuklarına gerçeği anlatan, onlara güvenen, onlara değer veren anne-babaların yapması gerektiği gibi, taraftara bu durum en başında anlatılsaydı, yaşanan şok bu kadar derin olmazdı.

Söz gelimi;

“Sevgili Galatasaray taraftarları; Kulübümüz son dönemlerde yapılan hesapsız, kitapsız harcamalar dolayısıyla UEFA’nın merceği altındadır. Bu sezon transfer yapmak önceliğimiz değildir. Onu yerine elimizdeki oyuncuları satmak, maliyetleri düşürmek ve kronik hale gelmiş borcumuzu kabul edilebilir bir seviyeye düşürmek gibi hayati konularla uğraşacağız. Bu konu ciddi bir konudur. İşler istediğimiz gibi gitmezse, UEFA tarafından transfer yasağı, Avrupa’dan men gibi yaptırımlar uygulanacaktır. Dolayısıyla “iyi günde kötü günde” yanımızda olduğuna inandığımız siz taraftarlarımızdan bu dönem destek bekliyoruz. Bu sorun her ne kadar bizden önceki yönetimlerin yarattığı bir sorun olsa da, Galatasaray’da devamlılık esastır. Biz bu sorunları bilerek, göreve geldik. Sizlerin anlayışı ve desteğiyle bu zorlukların da üstesinden geleceğimize inanıyoruz.” tarzında bir açıklama yapılabilir ve bu açıklamadaki ana fikirler kulüp sözcüleri tarafından her fırsatta tekrarlanabilirdi. Onu yerine “Galatasary istediği oyuncuyu alır, Messi’yi, Neymar’ı bile alırız” popülizmlerin yersizliği, gereksizliği bir kere daha ortaya çıktı. Yalancı ebeveyn-çocuk ilişkisinde olduğu gibi, belki dönem taraftarı oyaladınız, ama bu söylemlerin gerçek olmadığı ortaya çıkınca, çok daha güvensiz, size inancını yitirmiş bir kitleyle karşı karşıya kaldınız.

Ama kuşkusuz madalyonun bir de diğer yüzü var. Türkiye’de kulüp yöneticileri, hiç bir şeyden memnun olmayan, transferde ve diğer konularda hep daha fazlasını isteyen, kronik memnuniyetsiz taraftar gruplarına “şirin” gözükebilmek adına böyle davranmak zorunda kalabiliyorlar. Sabırsız, tatminsiz, kendi futbolcusuyla bile kavga eden insanlara karşı akılcı bir tutum sergilemek, hiç de kolay olmuyor. Medyanın belli kesimleri de gerçekleri anlatmak yerine, hayal satmayı, yersiz beklenti yaratmayı tercih ediyorlar ve bu sarmal devam ediyor.

O yüzden gelinen bu noktada yönetim, taraftar, medya “hepimiz suçluyuz”…

<p>Peki, Omicron varyantından korkmalı mıyız? Yeni varyantın özellikleri neler? Omicron varyantı aşı

Omicron varyatından korkmalı mıyız?

Türkiye'nin ilk Çocuk Adalet Merkezi kucak açtığı çocukları topluma kazandıracak

2021'e damga vuran ''Yılın Fotoğrafları'' oylaması başladı

Ankara'ya mevsimin ilk karı yağdı