• $8,4705
  • €10,2921
  • 501.151
  • 1441.33
12 Ekim 2010 Salı

Yeni Radikal'i ben size anlatayım

Belki ilk günün merakıyla ve pazar günleri gazete tirajlarının genellikle yüksek olmasından dolayı biraz satar, ama birkaç gün sonra gerçek tiraj rakamları gelmeye başlar ve Doğan Grubu yöneticileri paniğe kapılır. Çünkü yeni Radikal tıpkı eski Radikal gibi tirajda kafa üstü çakılacaktır.

Hürriyet Medya Towers'da önce suratlar asılır, ardından olağanüstü icra toplantıları yapılır ve hemen Yeni Radikal'le beraber 'bilgisayar' verme kararı çıkar. Uzakdoğu'dan dandik bir bilgisayar, cep sözlüğü ya da bir benzeri 'kültürel ürün' promosyon olarak verilerek tiraj pompalanır. Bir ara tiraj 150 bin civarına oturur ve gazetenin yeni yöneticisi Eyüp Can Sağlık da büyük başarıya ulaşmış dahi çocuk olarak medya sitelerinde gazlanır, hatta birkaç söyleşi bile yapılır kendisiyle.

Yanlış anlamayın, bu çizdiğim tablo temenni değil. Yeni bir gazetenin başarılı olmasını, tutmasını, çok satmasını en çok isteyenlerden biriyim. Her yeni gazete biz gazeteciler için bir umuttur.
Ancak eldeki veriler Radikal'in ölü doğmaktan başka bir seçeneği olmayacağını gösteriyor. Bunu tahmin etmek için kahin olmaya gerek yok...

Bir kere 'Yeni' diye sunulan Radikal'in sunduğu yeni hiçbir şey yok: Zaten pazar ekinde yazı yazan ve fikirleri fazlasıyla bayatlamış, televizyonlarda falan ha bire tekrarlanan Ahmet İnsel'e köşe yazdırılması mı yeni?
Radikal'in mevcut yazar kadrosu zaten aynı ideolojik çekirdeğin yan ürünleri: Akif Beki, Cengiz Çandar, Oral Çalışlar...

Oysa basında 'yeni' demek risk almak, yeni isimler üzerine oynamak değil mi?

Taraf gazetesi bu açıdan bir başarıdır: Bünyesinde ismi bilinen bir tek Ahmet Altan olmasına rağmen yeni isimler, yeni imzalar yaratabilmiştir...
Aynı şekilde İsmail Küçükkaya da Akşam'ın başına geldiğinde Ahmet İnam, Nihal Kemaloğlu gibi yeni isimleri köşe yazarı yaptı.
Beğenin beğenmeyin, iki gazetenin de yaptığı en azından 'yenilik' çalışmaları, yeni bir şeyler yapma arayışları.

Oysa Radikal mevcut kadro ve mevcut ideoloji üzerine 'yeni' bir şey inşa ederek, bir pazarlama yöntemiyle okurun aklını çelerek başarabileceğini düşünüyor.

Ne yazık ki başaramayacak...
Yapılmak istenen belli aslında... 1994 yılında Yeni Yüzyıl gazetesi canlandırılmaya çalışılıyor: Sözde liberal, kentli, Beyaz Türk, özgürlükçü... Ama derininde müthiş bağnaz, faşist, ayrımcı. 'Hayır' oyu verenleri 'Ruh hastası' ilan eden Cengiz Çandar'ı baş tacı eden bir zihniyet.
Liberal bir gazete de olabilir elbette, ama her şey bir yana 1994'teki iklim yok Türkiye'de artık. Bugünkü liberalliğin ihtiyaçlarını da Taraf fazlasıyla karşılıyor.

Sadece siyasi iklim değil, 1994 yılına hakim olan 'kanaat önderleri' de prim kaybetti bu değişim sürecinde. Artık onların da düşünce hayatında bir egemenlikleri yok.

Bugün nitelikli okur, evine gazete giren kesimler, aynı zamanda para harcayan ve reklamverenin ulaşmak istediği kitle Sinan Çetin'den, Sezen Aksu'dan nefret ediyor artık.

Ne yazık ki Eyüp Can anladığım kadarıyla Türkiye'deki bu dinamikleri okuyamıyor. Oysa Sözcü'nün tirajı bile incelenmesi gereken bir durum. O ise hala yakın çevresinin fazlaca etkisinde ve Türkiye'nin kendi yakın çevresini oluşturan Ergun Özen-Sinan Çetin-Serdar Erener üçlüsünü önemsediğini düşünüyor. Ne yazık ki o çevrenin havası da, etkisi de çok geride kaldı ve epey demode oldular.

Ne köşe yazarının ölümü... Ne 'sokak yazarlığı' diye Eyüp Can'ın ortaya attığı bir tür... Ne de liberal papağanlar...

Gazete okuru tercihini çok net bir kritere uygun olarak yapıyor: Gazeteci muhalif mi değil mi? Muhalif kalemler okunuyor, muhalif duruş sergileyen gazeteler tiraj kazanıyor.
Bu haliyle Radikal'in tek umudu promosyon bilgisayardır, şimdiden söyleyeyim.

Çok ucuz hareketler bunlar
Dünkü yazısında Ahmet Kekeç, Kusturica kriziyle ilgili bir yazı yazmış ve Bakan Ertuğrul Günay'ı bu işi abarttığı için eleştiriyor. Antalya Belediyesi'ne de eleştirileri var Kekeç'in ama hiç değilse Kusturica'nın sinemasal açıdan önemini kabul ediyor.
Kendisine bir tek konuda itirazım var.
'Semih Kaplanoğlu'nu anlıyorum' demiş... Bence yanlış anlıyor çünkü Kaplanoğlu pek çok kişiyi olduğu gibi Kekeç'i de kandırdı.
'Kendisi Kusturica'nın başkanı olduğu bir jüri tarafından değerlendirilmek istememiştir' diye yazmış Kekeç.
İşin aslı öyle değil...

Semih Kaplanoğlu jüriyi bahane etti çünkü Altın Koza'dan sonra yönetmelik gereği Altın Portakal'da ödül alamayacağı belliydi.
İki ulusal yarışmada da ödül almak istediği için, yönetmeliğe de karşı gelemediği için olayı bir ucuz popülizm şovuna dönüştürüp kendi reklamını yaptı o kadar. Bu kadar reklamcılık dehası da olsun artık onda, mesleği bu zaten!

Filminin yarışamayacağını anlayınca da Altın Portakal'daki gösteriminden bile çekti... Bunun basit bir numara olduğunu nereden anlıyoruz: 2007'de Cannes'da hem Kusturica'nın, hem Kaplanoğlu'nun filmi gösterilmişti ve o zaman hiç böyle bir 'hassasiyeti' yoktu.
Yazık ki Kaplanoğlu'nun uluslararası alanda kabul görmüş bir yönetmen olarak hiç böyle taktiklere ihtiyacı yok... Keşke bunu anlayabilse... Ama tabii serde Türklük var; bizim Türk kurnazlığımız var. Ne kadar Berlinale alırsak alalım kalıtımsal özelliklerimizden vazgeçemiyoruz demek ki...

Cemaat karşı saldırıda
Dört gazetecinin Fethullah Gülen'le görüşmesinin masraflarını kimin karşıladığını sordum... Gazeteciler yanıt vermiyor, Cemaat devreye girerek kafa karıştırmaya çalışıyor... Şimdi de benim 'hanutçu' olduğumu yaymaya, Kamboçya'ya 'hanut' geziye gittiğimi yazmaya başladılar...
Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı, beni ve birkaç gazeteciyi Kamboçya'ya davet etti zamanında.

Ortada bir gazetecilik vakfı var... Gazeteciler Cemiyeti, Çağdaş Gazeteciler Derneği gibi gazetecilik vakıflarının davetlerine katılırım ben. Nitekim Kamboçya'daki gezinin uçak biletini de kendim hallettim.
Hatta oradaki yemek paralarımı, masraflarımı da ödedim.
Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı yine aynı şartlarda beni bir yere çağırsa gazeteci olarak giderim. Ama Fethullah Gülen beni davet ederse biletini, otelini kendim öderim... Başbakan çağırırsa biletimi, otelimi kendim öderim.

Nitekim en son Kemal Kılıçdaroğlu'yla röportaj yaptım, bunun da masraflarını gazete karşıladı.
Benim sorum çok basit.

Şimdi kafa karıştırmaya çalışıyorlar.
Ben bir geziye kimlerin katıldığını sormuyorum. Fethullah Gülen'le görüşmeye giden dört gazetecinin masraflarını kimlerin ödediğini merak ediyorum.

Ortalığı bulandırmayın... Soru basit... Bu ardından övgüler düzülen özel görüşmenin parası kimden çıktı?



CEVAP VE DÜZELTME METNİ


www.aksam.com.tr internet sitesinin 18 Haziran 2010 tarihli yayınında "Kim Kimi Kandırıyor" başlıklı yazısıyla Oray Eğin'in Müvekkilim Balçiçek Pamir hakkındaki kötüniyetli karalama kampanyasına devam ettiği görülmektedir. Öyle ki, bu yazının, Oray Eğin'in bir gün önce köşesinde Müvekkil'e ait cevap ve düzeltme metnini mahkeme kararı nedeniyle yayınlamak zorunda kalmasının yarattığı tahammül edemezlik duygusu ve gerçek dışı haberciliğin deşifre olmasının yarattığı kızgınlık sonucu yazıldığı meydandadır.
Oray Eğin, hakkında tekzip yayınlamak zorunda kaldığı 24.03.2010 tarihli yazısında Müvekkil'in MİT'e kaset teslim ettiğini söyleyerek alenen yalan söylemiş iken, bu kere 18 Haziran tarihli yazısında yalnızca MİT'e "görüşme"den bahsetmek suretiyle kendii fadelerini kısmen düzeltmektedir. Bu durum kendisiyle ilgili olumlu bir gelişme olmakla birlikte, iyi niyetle yapılmadığı da ortadadır. Zira; Sayın Yazarımız, 18 Haziran 2010 tarihli "Kim Kimi Kandırıyor" başlıklı yazısıyla yine sapla samanı birbirine karıştırmış ve okuyucusuna yalan/yanlış bilgiler vermeye devam etmiştir. Bahsi geçen yazıda, mahkeme kararı fotoğrafı da yayınlanmak suretiyle inandırıcılık katılmaya çalışılan iddialar ile kararın hiçbir bağlantısı yoktur. Sözkonusu karar, Müvekkil Balçiçek Pamir'in bir yazısında Fikri Sağlar hakkında sarf ettiği ve mahkemece hakaret teşkil ettiği tespit edilen beyanlar nedeniyle tazminata hükmedilmesi hakkındadır. Yoksa, Oray Eğin'in iddia ettiği gibi Müvekkil'in MİT'e kaset teslim ettiği yönündeki iddiayı ispatlayan bir belge olması hukuken ve mantıken olanaklı değildir.
Oray Eğin, Müvekkil'in Fikri Sağlar'a yönelik sarf ettiği ve hakaret teşkil ettiği gerekçesiyle tazminat ödemek zorunda kaldığı beyanlarına ilişkin bir tazminat davası Müvekkil'in MİT'e röportaj kasedi teslim ettiği yönündeki iddiasının ispatı gibi sunmaya çalışmakla, kendi okuyucularına alenen gerçeğe aykırı malumat vermiş ve bu durumu da gazetecilik anlayışıyla bağdaştırabilmiştir. Bu durumun etik ve ahlak kurallarıyla ne derece örtüştüğü hususunu okuycuların takdirine bırakıyoruz.
Ayrıca ifade etmek gerekir ki; Müvekkilim Balçiçek Pamir uzun yıllar gerek yazılı gerekse görsel basında bilfiil çalışmış, yıllarını bu işe vermiş saygın bir gazetecidir. Notre Dame De Sion Lisesi mezunu olan müvekkil, eğitim kariyerini Orta Doğu Teknik Üniversitesi Psikoloji Bölümü mezunu olarak tamamlamıştır. Gazetecilik kariyerine henüz yirmili yaşlarda Cosmopolitan Dergisi'nde muhabir olarak başlamış, AKTÜEL Dergisinde editörlük, 1 Numara Hearst Yayıncılık A.Ş'nde Haber Müdürlüğü ve Ankara Temsilciliği görevlerinde bulunmuştur. 1999 yılında İstanbul'da Sabah Grubu'nda Grup Koordinatörü, 2002'de yine aynı bünyede Yazı İşleri Müdürlüğü görevi yapmıştır. Müvekkil bu dönemde Sabah Gazetesinde köşe yazarı olmakla beraber, yaptığı röportajlar "Pazartesi Söyleşileri" adı altında marka haline gelmiştir. Müvekkil 2007'den bu yana www.haberturk.com isimli internet sitesinde ve 2009 yılından bu yana da Habertürk Gazetesinde köşe yazarlığı yapmaktadır. Ayrıca halihazırda ülkenin en çok izlenen haber kanalı olan Haberturk logolu televizyon kanalında hafta içi her gün canlı olarak yayınlanan "BALÇİÇEK PAMİRLE SÖZ SENDE" isimli programı hazırlayıp sunmakta ve yine aynı kanalda yayınlanan "Karşıt Görüş" programı, farklı fikirlerin demokratik tartışma platformu olma fonksiyonunu ifa etmektedir.

Kamuoyuna saygıyla duyururuz.
Saygılarımızla
Balçiçek PAMİR
Vekili
Av. Emel GÖÇMEN BOZOĞLU


<p>Libya açıklarında batmak üzere olan şişme bottaki 97 düzensiz göçmen, bölgedeki Deniz Kuvvetleri

MSB duyurdu: Mehmetçiğin dikkati faciayı önledi

Milli Eğitim Bakanı Selçuk, emekli öğretmenlerle çevrim içi bayramlaştı

İşgalci İsrail, içlerinde hamile bir kadınında bulunduğu ailenin tüm fertlerini öldürdü

Mehmetçiğin dikkati Doğu Akdeniz'de faciayı önledi