• $9,262
  • €10,7921
  • 526.391
  • 1409.56
6 Aralık 2010 Pazartesi

Yavuz Turgul'a 'büyük sinemacı' denir mi

Yavuz Turgul'un filmografisine bakıyorum. Senarist olarak Türk sinemasının en güzel filmlerinde imzası var. Başta 'Tosun Paşa'; 'Davaro', 'Çiçek Abbas', 'Züğürt Ağa' ve 'Şekerpare.' Bugün televizyonda oynasa bu topraklarda doğmuş birinin hiç sıkılmadan baştan sona izleyeceği filmler.


Yönetmen Yavuz Turgul'un sicili ise Türk sinemasının ne yazık ki en klişe, en sıkıcı filmleriyle dolu. 'Fahriye Abla' ve başyapıtı 'Muhsin Bey'i dışarıda bırakalım: 'Aşk Filmlerinin Unutulmaz Yönetmeni' adlı gerçek bir işkence, hiç kimsenin hatırlamak istemediği 'Gölge Oyunu', itinayla-Hollywood-filmi-çekilir iddiasında 'Eşkıya', klişeler ve olgunlaşmamış politik mesajlarla örülü 'Gönül Yarası' ve son olarak Türklerin bulaşmaması bir tür olan polisiye 'Av Mevsimi.'


Ayrıca Yavuz Turgul, Türk sinemasının Misak-ı Milli sınırları içinde kendisine Tanrı muamelesi yaptıran bir yönetmeni. Yıllardır kendi kendine oluşturduğu 'gizemli yönetmen', 'ulaşılmaz-dokunulmaz şahsiyet' mit'i başarıyla kabul gördü. Basında sonsuz kredisi var; köşe yazarlarının yine Yavuz Turgul övgü mevsimini açmasından görürsünüz.
Peki Yavuz Turgul'un 'büyüklüğü' nereden geliyor?

Yönetmenliğinden mi, senaryolarından mı?
Dün, filmografisine bakarken altında imzası bulunan senaryoları okuyunca şaşırdım. Eminim, pek çoğumuz bu filmleri Yavuz Turgul'la özdeşleştirmiyoruz. Aklımıza daha çok yönettiği filmler geliyor. Onların da uluslararası bir başarısı pek yok; birkaç alt kademe festivalde ödül kazanmış o kadar. Cannes'da, Berlin'de, Venedik'te ve pek tabii ki Hollywood'da adı bile geçmiyor.

Çünkü Yavuz Turgul büyük bir yönetmen değil. Ona büyük yönetmen dersek Yılmaz Güney'e ne diyeceğiz?
Dahası, Yavuz Turgul'un yönetmenliği özgün de değil. Bu coğrafyayı yansıtan bir dil peşinde koşmuyor. Daha çok, dünyada ne modaysa uyarlıyor o kadar; mesela 'Eşkıya'da Türk seyircisine 'Bakın biz de helikopter kaldırıyoruz' diye gösteriş yapıyor. Biz de aşağılık kompleksimizi yenip sinemamız nerelere varmış diye gururlanıyoruz güya!
Oysa Edirne'nin birkaç adım dışında Yavuz Turgul diye biri yok. Olamaz da zaten. Çünkü dünyanın her yerinde binlerce Yavuz Turgul zaten var; kendi ülkelerinin sinemasını yapmaktansa Hollywood'a özenen bir sürü yönetmenden biri.

Halbuki senaryolara baktığımızda 'Pekala da olabilirmiş' diyesi geliyor insanın.
'Tosun Paşa'yı, 'Züğürt Ağa'yı, 'Şekerpare'yi küçümsediği için mi gerçekten büyük bir yönetmen olamadı diye düşünüyorum. Zira yönetmen koltuğuna oturduktan sonraki bütün filmlerinde bir kendini ispat etme, 'Ben entelektüelim, saygınım, ciddi sinemacıyım' kaygısı görülüyor. 'Gölge Oyunu'nun başka bir izahı olabilir mi?

Halkın beğendiğini küçümsemek, halka karşı basın lobisinin gücüyle 'kastıran' filmler yapmanın karşılığını da belli lobilerde, kulüplerde alıyor. Sezen Aksu gibi, Yavuz Turgul etrafında da bir 'dokunulmazlık' zırhı örülmedi mi?

O da putlaştırıldı işte...
Şimdi aynı putlaştırma sürecinden Şener Şen de nasibini alıyor.
Türkiye, Şener Şen'i 'Züğürt Ağa' ve 'Badi Ekrem' olarak sevdi. Halkın sevdiği, halkın dilini konuşan, herkesi güldüren, elitlerin hakimiyetinde olmayan bir oyuncu olarak büyüdü ve hepimizin kolektif hafızasında yer etti.

Yavuz Turgul'un 'Aşk Filmlerinin Unutulmaz Yönetmeni'yle ona açtığı yol yüzünden Şener Şen de birden eski rollerini, sinemadaki tipolojisini küçümsemeye başladı. O da aynı 'saygın, ciddi, büyük oyuncu' kaygısına girdi, kendini kanıtlama yarışı içinde 'Eşkıya'dan 'Gönül Yarası'na hep aynı rolü oynadı.

Sonunda bu mitos öyle büyüdü ki, nasıl Yavuz Turgul iyi film çekemez hale geldiyse Şener Şen de kendi ağırlığının altında ezilip oynayamaz oldu. Reklamlardan filmlere hep aynı Şener Şen var.
Kısacası, hiç iyi olmadı.

Şahsi ilk 5'im
Nuri Bilge Ceylan, Zeki Demirkubuz, Semih Kaplanoğlu tarafından çekilmeyen... 'Bağımsız' film kokmayan... 'Sanat' filmi olmayan... Oturup, şöyle baştan sona tadını çıkararak izleyebileceğimiz... Kasmayan, boğmayan, sıkmayan, neredeyse aksamayan... Klişesi olsa da belli bir dozda tutulan...

2000'lerden bu yana Türk sinemasında en beğendiğim ilk beş filmi düşündüm...

- Her Şey Çok Güzel Olacak
- Dar Alanda Kısa Paslaşmalar
- Sınav
- Korkuyorum Anne
- Nefes: Vatan Sağolsun

Bu cop hepimize
Bütün dünyada öğrenciler sokakta... Dünya yeniden isyan ediyor ve itiraz gençlerin sırtından yükseliyor. 'Kelebek etkisi' Türkiye'de de karşılığını buluyor.
Elbette öğrenciler itiraz edecek. Elbette seslerini yükseltecekler. Protesto gösterileri düzenleyecekler. Yumurta da atacaklar tabii ki...

Ama Başbakan bu görüntüleri görmek istemiyor. Protesto edilmek, yuhalanmak, temas etmek, görmek işine gelmiyor. Zaten bu yüzden Dolmabahçe'ye denizden giriyor.
Polis de Başbakan istemediği için öğrencilerin gelişini engelliyor. Kocaeli'nde durduruyor. Gençlere, kız-erkek demeden copu basıyor. Biber gazı sıkıyor. Yerlerde sürüklüyor. İsyanı bastırıyor... Utanç görüntüleri eşliğinde...
'Yetmez ama evet' demokrasisi işte...

Habur'dan teröristler zafer türküleriyle geçecek, öğrenciler dayak yiyecek: Hasan Cemal versin bu copun hesabını bakalım...

Bir de rektörler... Öğrencilerin okuduğu üniversitelerin rektörleri o sırada süt dökmüş kedi gibi Başbakan'ı dinliyor... Biri de otobüsün önüne oturan Rosa Parks gibi ayağa kalkıp 'Sokakta öğrenciler dövülürken ben burada duramam' diyemiyor... Koltuğunu korumayı, YÖK'ü, Cumhurbaşkanı tarafından atanmayı öğrencilerinden daha çok önemsiyor.

O yürekli rektör çıkmıyor...
Dün, bu haberler ve fotoğraflar gazetelerin birinci sayfalarını süslüyor. Manşetlerde... Yandaş basın hariç...

Ve bir de Habertürk'ün birinci sayfasında yok.
Mehmet Y. Yılmaz, Radikal'in başındayken bir gün 'Bu cop hepimize' diye manşet atmış, sayfanın ortasından da fallik bir obje olarak copu yukarı doğru çıkartmıştı. Nereden nereye geldik...

Türkiye'nin yıllar içinde nasıl sindirildiği, susturulduğu, korkutulduğu her kurumda ortaya çıkmıyor mu?

Güngör Uras'ın gururu
Babası, en sevdiğim yazarlardan Güngör Uras... Kızı Elif Uras da yıllardır New York'ta okurken birden her şeyi bırakarak hayatını sanata adayan bir ressam.
Dünyanın en prestijli sanat fuarlarından Art Basel Miami'ye katılıyor Uras. Yedi tane vazoyla... Fiyatları 15-20 bin dolar arasında.

Ve iki saatte bütün koleksiyonu satın alınıyor. Yabancı koleksiyonerler tarafından...
Bundan büyük bir gurur olabilir mi?

Elif Uras'la sadece babası değil, bütün sanat çevresi gurur duyuyor.

<p>Bozkurt'ta selde hasar gören 10 katlı bina iş makinesiyle yıkıldı.</p>

Bozkurt'ta 10 katlı bina böyle yıkıldı

Fenerbahçe, Trabzon'a ayak bastı

Günün en çok paylaşılan fotoğrafları (16 Ekim 2021)

Cumhurbaşkanı Erdoğan ile Angela Merkel ortak basın toplantısı düzenledi