• $8,0669
  • €9,6848
  • 460.606
  • 1408.14
14 Haziran 2011 Salı

Türkiye'yi Türkiye'nin dışından okumak

Bundan dört-beş ay önce bir arkadaşımla Washington DC'nin kalburüstü semtlerinden Georgetown'da yengeç ve istiridye yerken garson hangi dilde konuştuğumuzu sordu. 'Türkçe' deyince de birden heyecanlandı.
'Duyduğuma göre orada işler harikaymış, ekonomi çok iyi gidiyormuş, yatırım yapmak için çok uygun zamanmış' dedi.
Georgetown'da bir garson...
Türkiye'yi okumak diye bir laf dolanıp duruyor ve pek çok kişi bunun imkansızlığından bahsediyor ya... Türkiye'yi okumak için Türkiye'nin uzağında olmak gerekiyormuş meğerse. Bu benim bizzat test edip onayladığım bir yöntem. Ne zaman ki Türkiye'den uzakta kaldım, o zaman Türkiye'nin seyri ve gerçekleri hakkında kafamda net bir resim oluştu.
Maalesef, bir gazetecinin İstanbul'da yaşadığı hayat Türkiye gerçekleri konusunda aldatıcı olabiliyor. Gittiğimiz semtler, sosyalleştiğiniz insanlar, dahası medya ortamları da genellikle tek bir görüşü yansıtıyor. Hele ben son yıllarda özellikle İstanbul'da mümkün olduğu kadar az dışarı çıktığım, az kişiyle görüştüğüm bir hayat yaşamaya başlamıştım.
Adalet ve Kalkınma Partisi son dokuz yılda Türkiye'yi değiştirdi. Bu inkar edilemeyecek bir gerçek. Bu ülke bizim doğup büyüdüğümüz, Kemalistlerin egemen olduğu, Çankaya-Beşiktaş-Şişli ilçelerinin bütün Türkiye'ye hakim olduğu bir ülke değil artık.
Kuşkusuz, bu değişim pek çok kişinin canını da sıkıyor. Hala Türkiye Cumhuriyeti'nin eski statükocu anlayışıyla kalmasında ısrar eden bir kesim var. Her ne kadar bu kesimin oranı yüzde 20'lere, belki daha aza kadar gerilese de.
Öte yandan bu değişen Türkiye pek çok kişi için umut olmuş durumda.
Seçimin 'İstikrar ve büyüme devam etsin' sloganı bu açıdan çok gerçekçiydi. Kılıçdaroğlu'nun fakirlik edebiyatına kıyasla çok daha fazla karşılığı vardı.
Anadolu'da insanlar ilk kez kalkındıklarını, para kazandıklarını düşünüyor. Şanlıurfa'da orijinal Abercrombie & Fitch marka kıyafetlerle gezen gençler ilk kez kendilerinin de bu ülkede birinci sınıf vatandaş olduklarını hissediyor.
Diyarbakır'ın Ofis semtine, Sanat Sokağı'na takılan gençler 'Asmalımescit'e gidenlerden ne farkımız' var diye bakıyor.
Bir de dışarıdan algı var. Yükselen bir ekonomi, krizin teğet geçtiği Türkiye, sıcak paranın aktığı, yatırımların yapıldığı ülke...
Belki de tarihte ilk kez Edirne'nin dışında Türk olmak prim yapıyor. Ortadoğu'da iş yapan tanıdıklarım geçmişte bize önyargıyla yaklaşıldığını, şimdi ise kucak açıldığını söyleyip milyarlarca dolarlık anlaşmalara imza atıyor.
Dünyanın dört bir yanındaki Türk Hava Yolları ilanlarının, bu havayolunun ilanlarda vaat ettiğini fazlasıyla yerine getiren başarısı, New York'un tam göbeğindeki Türkiye ilanının da elbette bir karşılığı olacaktı, ne bekliyorsunuz.
Yıllarca Avrupa'da sınır kapılarında bizleri aşağılayan gümrük görevlilerinin önünde incinen onurumuz bir başka coğrafyada, Ortadoğu'da el üstünde tutularak karşılığını buldu. Üstelik tam da uygun zamanda: Avrupa yeni ve ilginç hiçbir şey vaat etmeyip, kendi sorunları içinde çökmek üzereyken yepyeni kıpırtılarla yeniden kurulan Ortadoğu.
Dünyanın gidişatına bakıldığında yepyeni bir dünyanın kurulacağı, buranın da merkezinin Ortadoğu olacağı aşikar: Her şeyden önce paraları var, değişime, yeniliğe açlar, bu yüzden de dinamikler.
Bu açıdan Ahmet Davutoğlu'nun Başbakan Erdoğan'la beraber ikinci AK Parti döneminde Ortadoğu'ya yönelmesi gerçekten de 'stratejik derinlik' içeren bir hamle.
Bu kadar yakınımızda böyle bir dinamizm varken Avrupa'ya bakmak, küçümsenmek, hala kapılarında sürünmek daha mantıklı olabilir mi?
Peki ya 'lider ülke' olarak anılmak, 'Türkiye modeli' diye bahsedilmek? Bunun yıllarca hor görülen, akrabalarını görmek için o terbiyesiz konsolosluk görevlilerinin aşağılamalarına maruz kalan halkta yarattığı etkiyi düşünün.
Özeleştirimizi de yapmalıyız.
Yıllarca pek çoğumuz, büyükşehirlerde yaşayanlar, laik-Cumhuriyetçi ailelerin çocukları, bir türlü Avrupa hedefi ezberini bozamadık. Aşağılanmaya, küçümsenmeye rağmen hala o hayalle yaşayıp durduk.
Başbakan'ın 'Balkon Konuşması'ndan da anlaşılıyor ki artık Türkiye'nin yeri Avrupa Birliği değildir; aksine bir başka birliğin liderliğidir. Dahası, öyle anlaşılıyor ki bu gerçekleşmesi muhtemel, daha yerinde bir hedeftir.

Vitrin farkı
Pek çok gazeteci arkadaşımız seçim öncesi 'Zaten CHP'ye çok çakıyoruz, bari bunları görmezden gelelim' diye tanık oldukları zayıflıkları, aksaklıkları yazmadı.
Kemal Kılıçdaroğlu yurtdışı gezilerine gidiyor, havaalanında sistemli bir karşılama ekibi yok. 'Ya bizim bi hemşehri vardı, onlar minibüs ayarlıyorlar' havasındalar.
Anadolu'daki mitinglerde ses düzeni rezil, mikrofon duyulmuyor, televizyona yansımıyor.
Seçim otobüsünde Gürsel Tekin 'İl başkanları dışında herkes insin' diye elinde mikrofonla minibüs muavini gibi anons yapıyor. Otobüste kim kime dumduma...
CHP otobüsünde klima yok, bir köşeye sıkışan Kemal Kılıçdaroğlu ve eşi nefes almakta, otobüste durmakta zorlanıyor.
Bir katalog basıyorlar, bir sürü yazım hatası var. Kullanılan dili anlamak mümkün değil, böyle bir Türkçe olamaz.
Bayramda iktidar partisi üyeleri sokak sokak dolaşıyor. Genel Başkan Kılıçdaroğlu ise Paris'te. Hurşit Güneş House Cafe'de, Gürsel Tekin Masa'da, Melda Onur ise Bebek Kahve ve Lucca'da gününü gün ediyor.
Neyse ki sonradan diskalifiye edilen Didem Engin rimelleri, Prada çantası ve stiletto'larıyla Anadolu'daki kadınların nabzını tutuyor.
Kılıçdaroğlu bütün illeri dolaşıp halkla temas etmeye çalışıyor, Sencer Ayata'nın kurduğu 'akademisyen heyet' Türkiye'yi kapandıkları bir odadan analiz ediyor.
Seçim gecesi bile Kemal Kılıçdaroğlu kürsüye çıkamıyor, ekranlara bir dakika boyunca mikrofonların yüzünü kapattığı görüntüsünden alnı yansıyor.
Daha fazlasını midem kaldırmıyor, devam etmeyeceğim.
***
Ellerinde iPad'leriyle bir sürü çalışan Başbakan Erdoğan'ın etrafında.
Ses düzeni mükemmel, miting alanı önceden organize edilmiş, her şey saat gibi işliyor. Amerikan seçimlerindeki gibi bir profesyonellik.
Başbakan'a derdini anlatmaya çalışanlarla mutlaka biri temas kuruyor, mutlaka takip ediliyor, Başbakanlık ofisinden aranıp sorunları çözülüyor.
Seçim otobüslerinde 'işi olmayanın' yeri yok. Her türlü konfor düşünülmüş, tabii ki klima çalışıyor.
Neyse buna da daha fazla devam etmeyeceğim çünkü gördüğünüzü yazınca 'jöleli' diyorlar.
***
Bütün bunlar seçim kazandırır mı?
Türkiye'de ne seçim kazandırır bilmiyorum, ama bu ince detaylar bile Türkiye'yi kim nasıl yönetir konusunda fikir veriyor.

Hüseyin Gülerce ve bir dedikodu
Büyük bir çekişme vardı, ama bu sefer hem Adil Gür hem de Tarhan Erdem kaybetti. Artık ikisini de ciddiye alma süremiz dolmuştur.
Aynı şekilde, spekülatif seçim anketi yayınlamanın da sakıncaları bir kez daha ortaya çıktı.
Bu isimler kaybetti ama bir kişi kazandı.
Hüseyin Gülerce rüyasında AKP'nin yüzde 50 oy aldığını gördü, bunu yazdı.
Bence her seçimden önce Gülerce rüyaya yatsın, hiç değilse milyonlarca dolara iş yapan bu iki adamdan daha isabetli tutturuyor.
***
Kulağıma geldi, merak ediyorum doğru mu...
Erdoğan Toprak sahiden bazı kamuoyu araştırma şirketlerini arayıp 'Bizi yüksek gösterin size para verelim' dedi mi?
Eğer doğruysa gerçekten Hüseyin Gülerce'nin tahminleri yapması daha sağlıklı. Hiç değilse rüyalar parayla kirletilmez.

<p>Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, Yunanistan Dışişleri Bakanı Nikos Dendias ile görüşmesinde ger

Dendias provokasyon için mi geldi?

Fenerbahçe, Medipol Başakşehir maçı hazırlıklarını sürdürdü

Amerikalı Rapçi Kanye West'in ayakkabısı 2 milyon dolardan satışa çıktı

Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, KKTC'de