• $8,3193
  • €10,0993
  • 490.145
  • 1442.46
21 Mart 2011 Pazartesi

Türkiye müdahil olursa: Ne kazanır ne kaybeder

Türkiye yine bir yol ayrımında. Bir yanda Başbakan Erdoğan'ın 'NATO'nun Libya'da ne işi var' sözleri, askeri müdahaleye karşı alınan tavır. İlk aşamada söylenen bu sözlerle Batı, Türkiye'yi bir anda 'Kaddafi yandaşı' olarak damgaladı ve koalisyon güçlerinin dışında bıraktı.
Fransa'ya davet edilmemek, dışarıda bırakılmışlık resmen dilendirilmese de Dışişleri'nde belli ölçüde bir travma yarattı. Ortadoğu'nun, İslam dünyasının ağabeyi konumuna oynayan Türkiye'nin böylesi bir süreçten mahrum edilmesi kabul edilebilir mi zaten...
Hele hele ülkemizin Başbakan'ı ve
Dışişleri Bakanı bütün siyasetlerini bölgesel etkinlik üzerine kurmuşken...
Dün, Suudi Arabistan'dan basına yansıyan ifadelerinde Başbakan Erdoğan'ın 'Kaddafi yandaşı' görüntüsünü silmeye çalıştığı anlaşılıyor. 'Kaddafi'ye 1 Mart'ta görevi bırak dedim', 'Libya kan ağlarken elimiz kolumuz bağlı seyredemeyiz' sözleri ilk günlerdeki net karşıtlıktan büyük ölçüde vazgeçiş anlamına geliyor.
Belli ki Ankara'da hafta sonundan beri bir hesap
yapılıyor.
Unutmamak gerekir ki Libya'da Türk şirketlerinin milyarlarca dolarlık yatırımı var. Batı'nın önderliğinde yeni kurulacak bir Libya'da operasyona müdahil olmayan Türkiye'ye pastadan ne kadar pay verilecek? Türkiye 'tarafsız' kalarak, Batı'ya 'Bize ihtiyacınız yok' derken yıllardır iş yaptığı Libya'daki pazar payını kaybedebilme tehlikesiyle karşı karşıya olduğunu da biliyor. İşin içine para girince 'sıfır sorun' unutuluverir...
Türkiye'nin müdahil olması Batı'yla ilişkiler açısından da AKP'nin önüne gelen bir büyük fırsat. Son zamanlarda Amerika ve Avrupa Birliği'nden eleştiri üzerine eleştiri alan Türkiye askerini kullanarak bu eleştirileri halının altına süpürebilir. Gazeteci tutuklamaları, Ergenekon davasındaki çarpıklıklar, demokrasinin gidişatından duyulan endişeyi bir anda unutturabilme ihtimali var AKP'nin. 'Ne olursa olsun son tahlilde Türkiye müttefikimizdir, bizim yanımızda yer alır, biz de hükümetin yaptığı bazı yanlışları görmezden gelebiliriz' algısı askeri katkıyla oluşabilir
Batı'da.
Dönüp dolaşıp yine Soros'un sözüne geliyoruz: 'Türkiye'nin en önemli ihraç malı Mehmetçik'tir!'
AKP, her türlü fırsatı kendisine şüpheyle bakanları ikna etmek için kullanabilecek bir propaganda ustalığına da sahip. Mehmetçik'i pazarlık masasında kullanarak, bu fırsatı da en iyi şekilde değerlendirmek isteyecektir kuşkusuz.
Dahası, Batı nezdinde müdahil olmamanın Türkiye'ye bir yaptırımı olmaz mı? Türkiye, bir zamanlar İsmet Paşa'nın söylediği gibi kurulacak yeni bir dünyanın içinde yer bulmaya kalkarsa uzun vadede ne kadar zarar görür?
Tezkere dönemini hatırlayalım. Türk-Amerikan ilişkilerine büyük darbe vuran bu sürecin sonunda, tezkerenin geçmemesinin en büyük sorumluları CHP Genel Başkanı Deniz Baykal ve Türk Silahlı Kuvvetleri'ne bir fatura çıkarıldığı unutulmasın. O zaman AKP hükümetteydi ama devlet katında hala Kemalist iktidar vardı; bugün Kemalist iktidar tamamen tasfiye edildi ve tek bir muhatap var: AKP.
Bugünkü hükümet sonradan kendisine çıkartılabilecek bir faturayı göze alır mı?
AKP'nin şu anda elini kolunu bağlayan en önemli engel ise müdahil olmasının iç siyasete olası bir olumsuz etkisi: 'Müslüman kardeşlerimiz vuruluyor' retoriği seçmen üzerinde ne kadar etkili olur?
Erdoğan'ın açıklamalarından anlaşılıyor ki Türkiye tam da bu endişenin aksine, Kaddafi'nin 'Müslüman kardeşlerimize' bir tehdit olduğu algısını oturtmaya çalışıyor. Bunu başarırsa, müdahil olması iyi bir 'spin' yöntemiyle Erdoğan'ı daha da kahramanlaştırır içeride.
Şu aşamada Türkiye, Libya'ya 'para' için değil demokrasi için giren, demokrasi getirmek isteyen bir koalisyonda Ortadoğu'nun model ülkesi olarak yer alma peşinde.
Kısaca şu anda AKP'nin ayağına 'gollük pas' gelmiş durumda.

Pacino'nun gay yılları
Nihat Doğan'a sormuşlar, 'Bir filmde gay rolünü oynamanız istenirse kabul eder misiniz' diye...
O da 'Ben oynamam, Al Pacino oynasın' diye cevabı yapıştırmış.
Kendisine bir hatırlatma yapmak isterim: Al Pacino bu rolü çoktan oynadı.
Bir tanesi New York'un 70'li yıllardaki S&M gece hayatını anlatan muhteşem 'Cruising' filmiydi. Pacino, eşcinseller arasında işlenen bir cinayeti araştırmak için onların ortamlarına giren ve sonradan kendini kaptıran bir sivil polisi oynuyordu bu filmde...
'Angels in America'da ise McCarthy döneminde cadı avının önemli isimlerinden Roy Cohn'u canlandırıyordu. Hayatını hep gizli bir eşcinsel olarak yaşamış Cohn'un ölümü de AIDS yüzünden olmuştu zaten. Al Pacino büyük ustalıkla bu rolün üstesinden gelmişti.
Nihat kardeşimize bedava sinema bilgisi işte...

Bu numaralar bayatladı
Kendİ yazılarını patronun temsilcisine yazdırtan genel yayın yönetmenini bilir mi Ergun Babahan?
Kendisinin bilgi ve derinliği çalıştırdığı genel yayın yönetmenini aşan, ama konumu yazarlık yapmaya izin vermeyen bir medya grup başkanının 'hayalet yazarı'nı hatırlar mı Ergun Babahan?
Hayatı böyle yaşayanlar, başkalarını da kendileri gibi görürler. Başkaları tarafından kumanda edilenler, herkesin
kendileri gibi olduğu yanılsamasına kapılırlar.
Gördüm ki Ergun Babahan da ucuz komplo ve dedikodudan hoşlanır olmuş. Bir de ağabeylerinden öğrenmiş; kendi basiretsizliğine yönelik eleştiriler karşısında patronlarını hedef almaya başlamış...
Bunlar ucuz numaralar be Ergun... Yakışmıyor sana... Hele hele kapısında 'Beni işe alın' diye dilendiğin patronlara saldırınca daha da komik oluyorsun...
Ama bir dakika, sen bunu hep yapıyorsun, değil mi?
Zamanında Aydın Doğan'a da gidip 'Hep beraber sizin emrinize girmeye hazırım' diyen kimdi?
Bir de sana hatırlatma... Kılavuzu Reha Muhtar olanın senin gibi komik duruma düşmemesi mümkün değil.

<p>İşgalci İsrail'in işgal altındaki Doğu Kudüs'te Filistinlilere yönelik müdahalesi devam ederken,

Kudüs'te tepki çeken görüntü! Mescid-i Aksa'dan alevler yükselirken Yahudiler Kudüs Günü'nü kutladı

''Mucize bitki''nin hasadına başlandı

Define arar gibi aradılar! Yüksek fiyatlara alıcı buluyor

Sinovac'dan aşı açıklaması: Türkiye'ye üretim lisansı verdik