• $7,3444
  • €8,9354
  • 437.861
  • 1544.89
08 Ağustos 2011 Pazartesi

Tecavüz akşamı adamın karısı neredeydi

Bütün dünya New York'taki Sofitel'in 2806 numaralı süitinde o cumartesi günü yaşanan olayların en ince detaylarına kadar hakim. Hizmetçinin, eski IMF Başkanı Dominique Strauss-Kahn'ın odasına saat kaçta girdiği, nereye kaçtığı, ne zaman çıktığı ortada. DSK'nın hangi telefon konuşmalarını yaptığı, bütün programı da biliniyor. Hatta sperminin tadına kadar anlatıldı.
Bütün dünya DSK'ya tecavüzcü damgasını vururken arkasında duran, bir an bile tereddüt etmeyen tek bir kişi vardı. Bir kadın. DSK'nın eşi Anne Sinclair.
Bugüne kadar Sinclair'in eşinin geçmişteki sadakatsizliklerine rağmen nasıl bir an bile tereddüt etmeden arkasında durduğu çok merak edildi.
New York'taki meşum olay yaşandığı sıralarda Paris'te yeni akşam oluyordu.
63 yaşındaki Sinclair o akşamüstü önce ayakkabı alışverişine çıktı. Paris'in 16. bölgesinde Castaner mağazasında soluğu aldı. Katalunyalı ayakkabıcı 60'larda Yves Saint Laurent'ı espadrille tanıştırmış, bu sayede kent kadınının yazlık ayakkabı alışkanlıkları değiştirmişti.
Sinclair mağazada yarım saat geçirdi. Fiyatı 400'le 500 dolar arasında değişen ayakkabıları denedi ama hiçbirini satın almadan aceleyle mağazadan ayrıldı.
Place des Vosges'daki 5 buçuk milyon dolarlık evlerine gitti. O akşam özellikle heyecanlıydı, çünkü birkaç gün içinde torun sahibi olacaktı. Genç bir gazeteciyle yaptığı ilk evliliğinden iki oğlu vardı. Birinin çocuğu birkaç gün içinde doğacaktı. DSK'nın da Amerika'dan dönüp doğuma yetişmesini ümit ediyordu.
Bir yandan bunu düşünüyor, bir yandan da yakın arkadaşı şarkıcı Patrick Bruel'in doğum gününe katılmak için hazırlanıyordu. Telefonu o sırada çaldı.
Arayan DSK'ydı.
IMF'in kendisine verdiği cep telefonunu kaybettiğini, uzun konuşamayacağını, New York'ta 'ciddi bir sorun'la karşılaştığını anlatıyordu. Eşinden avukatına ulaşmak konusunda yardım istedi. Sinclair'in aklından siyasi bir kriz ihtimali geçti. Ne de olsa eşi Cumhurbaşkanlığı için yarışıyor, adı da diğer adayların yüzde 20 önünde geçiyordu.
Bu yarışa girdikleri ilk günden beri bir komplo ihtimalinden korkuyorlardı zaten. Paris Match dergisinin araştırmasına göre Sinclair'in sevilme oranı Carla Bruni'yi bile ikiye katlamıştı.
Hemen telefona sarıldı, avukatı buldu. Ertesi gün buluşmak için sözleştiler. Ardından finançı Jean Frydman'la akşam yemeği için buluştu. Bruel'in süpriz doğum günü partisine katıldığında saat 23.00'ü gösteriyordu. Sabah saat 6'da havalimanından DSK'yı alacağını söyleyerek erken ayrıldı.
Geceyarısına yaklaşırken eve doğru ilerlediği takside telefonu bir kez daha çaldı. Bu sefer New York'ta yaşanan 'ciddi sorunun' politik olmadığını öğrendi.
Uykusuz bir gece onu bekliyordu. Sabaha karşı 2 gibi evinin önünde Parisli gazeteciler birikmeye başladı. O sırada evin içinde Publicis reklam ajansının CEO'su Maurice Levy'le DSK'nın izleyeceği stratejiyi, Amerika'da onu kimin temsil edeceğini konuşuluyordu. Telefonun başından ayrılmadı, tanıdığı kim varsa aradı.
Sabaha karşı saat 5 gibi radyoda sabah programına hazırlanan eski eşi aradı. Sinclair'in konuşmaya takati yoktu.
Ertesi gün işler biraz daha netleşince DSK'nın kefaleti için altı milyon dolar gerektiği söylendi. Tereddüt etmeden önce 1 milyon doları anında yolladı. Fransa'nın en büyük sanat koleksiyonerlerinden birinin torunu olan Sinclair için para mesele değildi.
Avukatlarının bir isteği daha vardı. Sinclair'in konuyla ilgili açıklama yapmasını, böylece nerede durduğunu bütün dünyanın bilmesi gerektiğini söylediler.
Biraz düşündü, masanın başına oturup 'Kocama atfedilen suçlara bir an bile inanmıyorum' yazdı, 'Masumiyetinin kanıtlanacağına eminim.'
Yıllar önce bir söyleşide tanışıp yemeğe davet ettiği DSK'yla kısa sürede evlenmişti Sinclair. Ondan bir Cumhurbaşkanı adayı yaratmıştı, DSK'nın kariyerinde bir sonraki aşamaya geçmesi için de Sinclair gibi güçlü bir kadına ihtiyaç vardı.
İkisi de bu kadar kolay pes etmeye niyetli değildi.
* Cahterine Rambert ve Renaud Revel'in 'Madame DSK' kitabı geçen hafta Fransa'da yayımlandı. New York Magazine bu haftaki sayısında bu kitabın en ilginç kısımlarını sayfalarına taşıdı.
twitter.com/orayegin
facebook.com/oryegn

Ayrıcalıklı internet devri
Bir kamusal alan deniyor ya İnternet'e, giderek sanal dünyada da 'ayrıcalıklı' olmak ivme kazanıyor. Son zamanlarda birbiri ardına kendinden söz ettiren ve takipçi toplayan pek çok site 'davetiye' esasına göre çalışıyor. Tabii bu bir anlamda pazarlama stratejisi: Üye olanlar kendilerini özel hissediyorlar.
İki web sitesiyle bu aralar 'başlangıç seviyesinde' ilgileniyorum.
SPOTIFY
Avrupa'da doğup Amerika'ya gelen bir müzik sitesi. Abonelik esasına göre çalışıyor. Tıpkı bizdeki fizy gibi aradığınız bütün şarkıları İnternet üzerinden dinliyorsunuz. Bedeli: Arada sırada reklam dinlemek. Bir de her ay belli bir saat kotanız var. Sınırsız mı dinlemek istiyorsunuz? O zaman ayda 5 dolar ödeyeceksiniz. Sadece bilgisayarda değil, mesela iPod'unuzda da şarkılarınız olsun istiyorsunuz. O halde abonelik bedeli 10 dolar.
İnternet'te şarkı başına bir dolarla bir buçuk dolar arasında ücret ödediğiniz düşünülürse fena değil. Ama bir gün canınız sıkılır da aboneliğinizi iptal etmek isterseniz ya da daha iyi bir servis çıkarsa ve onu tercih ederseniz 'kütüphaneniz' iptal olacak. Şarkıların sahibi değilsiniz sonuçta, dinlemek için bir anlamda Spotify'a 'kira' ödüyorsunuz. Kontratınız bitince de şarkılar otomatik olarak siliniyor.
En önemlisi de üye olmak için davetiye gerekiyor.
GOOGLE+
İnternet'te harika bir fotomontaj gördüm. Hani Justin Timberlake'in 'Social Network' filminde bir sahnesi var. Facebook kurucularıyla yemekte buluşup 'Adınızın önündeki the'yı düşürün' diyor, böylece The Facebook oluyor Facebook.
İşte o kareyi dondurup bu sefer Timberlake'in ağzından çıkan bir konuşma balonu yerleştirmişler: 'Google'ı atın, sadece + kalsın' diyor.
Google+ sosyal medyada bir türlü başarılı olamayan (Orkut, buzz?) dev şirketin son eseri. Facebook'la twitter arası bir mecra, ayrıca arama motorundan bulduğunuz linkleri de kolaylıkla paylaşarak
bir blog sitesine de dönüyor.
İlk gün davetiyeler eBay'den bile satıldı, hala ayrıcalıklı bir konum. Millet girmek için uğraşıp duruyor, Google da kapının önüne 'kadife ip' koyuyor adeta, seçerek içeri alıyor.
Seçilenler içeri giriyor da, kimse tam olarak ne yapacağını bilmiyor galiba. Birkaç haftadır bu servisi kullanıyorum, aslında twitter'dan da Facebok'tan da daha pratik ama bu ikisi halihazırda aktifken '+' neye yarar emin olamadım.

Teoman'a reçete
David Bowie bir ara her şeyden sıkılmış ve Berlin'e yerleşmişti. Hatta üç ay arabada yaşadığı bile söylenir. Bob Dylan uzun bir süre konserlere çıkmamış, kimsenin gözüne görünmemişti. Böyle ne çok kendini sorgulama, içine kapanma, her şeyden vazgeçme hikayesi vardır rock tarihinde.
Teoman geri kalır mı?
Türkiye'nin Dylan'ı şimdi 'Müziği bırakıyorum' diye açıklama yaptı...
Ama böyle 'Bırakıyorum, alıp başımı gidiyorum' hikayelerini çok gördük Türkiye'de. Sanırım bir 10 sene önce Adnan Şenses müziğini bıraktığını açıklamıştı. Hala her sene bırakıyor galiba.
Teoman'ın 'bunalımından' kurtulması ve 'Artık kimse benden söz etmiyor' travmasını atlatmak için yapması gereken müziği bırakmak değil, iyi müzik yapmak. Çoktandır ihmal ettiği bu.

<p>Cumhurbaşkanı Sergio Mattarella, hükümet krizini aşmak için yarından itibaren parlamentoda temsil

İtalya'da hükümet krizi... Conte gitti, şimdi ne olacak?

Türkiye'nin yeni nesil yerli silahları

Herkes memleketinde yaşasaydı illerin nüfusu kaç olurdu?

Diyarbakır'ın ''çılgın projesi''ndeki ilerleme üreticiyi sevindirdi