• $7,4168
  • €8,9764
  • 437.448
  • 1462.83
12 Ağustos 2011 Cuma

Propaganda sitelerine dair karışık sorular

l Askerin görevi kendisini gazetecilerin yerine koyması mıdır? Fazlasıyla hadlerini aşmış gibi görünüyorlar. Dünkü Ezgi Başaran'ın Radikal'deki yazısından öğreniyoruz: Tıpkı gazetelerin yazıişleri gibi toplantılar yapıyorlarmış, yayımlanacak haberler üzerine tartışıp karar alıyorlarmış.

l Ülkeyi iç ve dış tehdide karşı savunma görevi askere Anayasa tarafından verilmedi mi? Bunun ölçüsünü ortaya koymak gerek belki: Askerin savunması sadece silahla mı olmalı, yoksa psikolojik savaşa karşı alternatif taktiler geliştirmesi normal sayılmalı mı?

l Genelkurmay Başkanlığı kendi yönettiği propaganda sitelerinin Başbakanlık tarafından istendiğini belirtiyor. Savcılık Başbakanlık'a bu soruyu yöneltiyor, 'Kayıtlarımızda böyle bir talimat bulunmadı' yanıtını alıyor. Acaba talimat 'sözlü' mü verildi, bütün kanıtlar yok mu edildi, yoksa Genelkurmay bir başkasını mı sorumlu tutmaya çalışıyor?

l Devletler bazen anlaşılmaz, mantığının zorladığı işler de yapabilir, sonra hiçbir şey olmamış gibi pişkinlikle yollarına devam ederler. İkinci Dünya Savaşı'na dahil olan Amerika, savaşın ardından kendi silah teknolojisini geliştirmek için Nazi mühendislerine iş verdi mesela.

l İkinci Dünya Savaşı'nın sonunda Amerikan Ordusu 'Manhattan Project' adıyla tarihin en büyük projelerinden birini başlattı. Ülkenin üç ayrı yerinde kurulan merkezlerde 130 bin kişi çalıştı, iki milyar dolara yakın para harcadı. Dönemin en büyük inşaat hamlesini olan bu dev kampuslarda nükleer silahlar geliştirildi. Buralarda üretilen bombalar Hiroşima ve Nagasaki'de binlerce insanın ölümüne sebep oldu, radyasyon zehirlemesi sonraki kuşakları bile etkiledi.

l 'Manhattan Project'in mimarı Leslie Groves 'compartmentalization' yönteminin güvenliği sağlamanın ana unsuru olduğuna inanıyordu. Herkes bilmesi gerektiği kadarını bilecek, daha fazlasına ihtiyaç duymayacak, soru sormayacaktı. Nitekim bu proje o kadar 'gizli' tutuldu ki Başkan Yardımcısı Henry Truman bile projenin varlığını Başkan Roosevelt'in ölümünden sonra öğrendi!

l En klişe istihbarat filmlerinden şunu bilmiyor muyuz: Eğer yakalanırsanız 'Bizim haberimiz yok' deriz.
'Bugün propaganda siteleri ya da askerlerin yargılandığı diğer davalarda savunmalardan biri illa ki 'Görevimizi yaptık' olacaktır. Kuşkusuz, emir-komuta zincirine sorgusuz bağımlılık askerlikte disiplinin temelidir. Başka türlü bir ordu yönetimi de düşünülemez. Ama 'görev tanımı' dönemden döneme değişir: Nazi askerleri de 'görevlerini' yapıyorlardı ama savaştan sonra yargılandılar, bazıları idam edildi, müebbede çarptırıldı. Hepimiz 'Okuyucu' romanını okuduk işte...

l Siyasi iklim, dünyanın neresinde olursa olsun, değişirse kendi devamlılığı için önce geçmişin hesabını görür. Bu aşamada faturayı ödeyenlerse 'collateral damage' yani ikinci derece hasarlar olarak anılır.

l Dün Can Dündar'ın dikkat çektiği nokta önemli: Eskiden İnternet'te kara propagandayı askerler yapıyordu, bugün siviller askerler aleyhine aynı yöntemleri kullanıyor. Propaganda sitelerinde Başbakan Erdoğan'ın Yahudi kökleri üzerine haberler çıkıyor, ama dönem değişince de askerler aynı Yahudilik suçlamasından nasiplerini alıyor.

l Dünyanın neresinde bu kadar çok medya dedikodu sitesi var? Bunların pek çoğu zamanında başarısız olmuş, medyadan dışlanmış isimler tarafından yönetilir. Medya içindeki dengeleri, ilişkileri bilmiyorlar, insanları tanımıyorlar. Okuyunca gülüp geçiyorsunuz, 'Bu kadar da saçma olur mu' diyorsunuz ama sonra bir bakmışsınız ki bu sitelerin palavraları savcılar tarafından gazeteci arkadaşlarımıza soruluyor, tutuklama gerekçesi oluyor. Bugün pek çok gazeteci hiçbir talimat almadan kendisini kara propagandaya alet ediyor. Yarın öbür gün işleri bitince, kullanılıp atılmayacakları ne malum?

l Artık WikiLeaks çağında yaşıyoruz. Yüzde yüz şeffaflaşmaya doğru hızla ilerliyoruz. Devletin kendi içlerinde yaptıkları kirli hesaplar, gizli oyunlar gün geliyor, üzerinden çok da uzun süre geçmeden açığa çıkıyor. İstihbarat savaşları, kapalı kapılar ardında dönen planlar, kurumların çatışmaları falan... Bunlar bir önceki yüzyılın alışkanlıkları. Tıpkı insanlar arası ilişkilerde olduğu gibi artık açıklık ve dürüstlük bekleniyor.

Mutfakta erkek var
Yemek yemeyi de, yemek üzerine konuşmayı da, okumayı da, yemek yapmayı da pek çok şeyin önüne koyabilirim herhalde. Tek başına yaşamanın zorunluluğuyla, sonra yavaş yavaş merak etmekle, giderek de bu konuda takıntılı olmaya doğru ilerledi bu 'hobi'. Doğrusu, yemekle ilgilenişim artık hobinin de dışına çıktı...
Kendimi yeterli görsem yemek yazarlığına zıplayacağım, ama daha kat etmem gereken o kadar çok yol var ki...
Deniz Alphan keşke yemek konusunda onun kadar bilgili olsam diyebileceğim bir gazeteci. Sürekli okuyor, üretiyor, dahası çok güzel yemek yapıyor. Yıllardır ona keşke restoran açsa diyordum.
Dün, 'Mutfakta Erkek Var' isimli kitabı çıktı. Yaklaşık 100 tane tarif var içinde. Ama sadece tarif değil, söyleşiler, yazılar da var. Milliyet'in eklerini yöneten Alphan bu kadar işinin arasında nasıl böyle bir işe kalkıştı, bunu tamamladı gerçekten takdir edilesi.
Pek çok ünlü isimle bizzat gitti görüştü, söyleşi yaptı, onların tariflerini aldı, özel fotoğraf çekimleri yaptırdı.
Sonunda da ortaya 'Mutfakta Erkek Var' çıktı.
Yakın zamanda kaybettiğimiz Arman Kırım'dan Ferzan Özpetek'e, Murat Belge'den Memet Ali Alabora'ya birbirinden farklı bir sürü erkek mutfakta hünerlerini sergiledi. Kendi işini bırakıp 'full time' yemek blog'u yazan Cenk Sönmezsoy da listede. Tabii gazeteciler de: Mehmet Y. Yılmaz, Selahattin Duman, Mehmet Barlas, İsmet Berkan gibi...
Kitaba benim de ufak bir katkım oldu: Melissa Clark'ın elmalı tavuk tarifini uyarladım...

Biraz akıl mantık
Acaba en çok bilinen Türk filmi olabilir mi 'Tosun Paşa?' Bundan birkaç sene önce, tıpkı Time dergisinin 'Yılın adamı' listesine 'Fenasi Kerim'in girmesi gibi 'Tosun Paşa' da imdb'de yükselmişti. Türkler bu gibi İnternet organizasyonlarından çok ileriler: Bir anda yapılmış en iyi filmler arasında neredeyse ilk 20'ye bile girmişti bu kült komedimiz.
'Tosun Paşa'nın repliklerini bilmeyen kaç kişi vardır? Her televizyonda karşısına takılıp izlemeye doyamayan.
Kare kare belleğimize işlemiş bir filmden bahsediyoruz.
Defalarca ekranda gösterilmiş, herkese ezberletilmiş bir filmi makaslamak nedir peki? Bunun bir mantığı, izahı var mıdır? Dahası, bu eylemin içinde herhangi bir akıl aranabilir mi? Tabii ki hemen eksik sahneyi insan anlar, tabii ki işin içinde art niyet arar insan.
***
'Oruç tutmayana dayak' türü haberlerin çok büyütülmesine ilkesel olarak karşıyım; bu gibi haberler yüzünden yıllardır bu toplumda bir çatışma yaratılıyor. Ama aynı şekilde 'Şortlu kız dayak yemedi, aksine üç kişiyi dövdü' gibi çarpıtmalar da çok sakıncalı.
Tıpkı 'Tosun Paşa' gibi bir filmin makaslanması gibi. Bunlar uzlaşmaya, beraber yaşamaya katkıda bulunmuyor. Aksine TRT'nin bu makası 'çatışma' haberleri, bu haberlerin haklılığı için zemin hazırlıyor.

<p>Mardin'de akrabalar arasında çıkan kavga silahlı çatışmaya dönüştü. Kameralara yansıyan görüntüle

Aksiyon filmi değil gerçek: Araçla gelip dehşet saçtılar

Türkiye'nin yeni nesil yerli silahları

Trakya beyaza büründü

Aizanoi Antik Kenti'nde ''Roma'nın sikke koleksiyonu'' bulundu