• $8,1499
  • €9,6957
  • 451.854
  • 1357.95
15 Haziran 2011 Çarşamba

Mağrura ve mağdura çağrı

- Ey CHP seçmeni: Sağdan say yüzde 25, soldan say yine 25. Türkiye sağcı bir ülke işte, bunu kabul et. CHP de patlaya patlaya bu kadar oy patlaması yapabiliyor. Biliyorum, idealindeki Başbakan çok farklı. Kemal Kılıçdaroğlu'na da sonuna kadar inanıyorsun. Enseyi karartma, elinden gelen bir şey yok. Bu rakamla ne yapabilirsin, ona bak. 
- Ey Alevi kardeşim: Seçim döneminde çok incindin, küçük düşürüldüğünü hissettin, seçim malzemesi olarak kullanılmak canını yaktı. Yalnız değilsin... Bu ülke böyle. Kendinden olmayanı sevmiyor, korkuyor. 'Bu adam Alevi' denince de 'öcü görmüş' halk ona oyunu basmıyor. Yüzlerce yıllık önyargıları, korkuları yenmek öyle kolay değil işte... Ama durmak yok, önyargıları yıkana kadar devam.
- Ey yandaş gazeteci: Sadece kendine çıkar sağlamak için desteklediğin, hiçbir ilkeye dayanmadan körü körüne biat ettiğin iktidar bir kez daha kazandı. Hayırlı olsun. Zafer sarhoşluğuna kapılma... Bu senin değil, iktidarın zaferidir. Sen dün de kötü gazeteciydin, bugün de. Hiçbir şey değişmedi. Okunmuyorsun, izlenmiyorsun, ciddiye alınmıyorsun zaten. Yüzde 50'ye 0.1 bile katkıda bulunmadın, o yüzden böbürlenme. 
- Ey endişeli modern: Evet, son sekiz yılda yaşam tarzına saldırılar konusunda haklı endişelerin vardı. Bu kaygılarını destekleyecek Tophane olayları, kırmızı sokaklar, hızlı muhafazakarlaşma. Senin hassasiyetlerin toplumunkilerle örtüşmüyor ne yazık ki, bunu gör. 'Yaşam tarzını' maalesef her istediğin yerde istediğin gibi sürdüremeyeceksin, ama kendine ait bir alanın da olacak. 'Ne yapayım, buna razı olayım mı' diyorsun... Ama Türkiye böyle bir ülke işte...
- Ey hayalci arkadaş: 'Türkiye bir Ortadoğu ülkesi olacak' diyorum, 'Keşke Norveç olsaydı, daha güzel olurdu, neden bunu savunmuyorsun' diyorsun. Aptal değilim, tabii ki bana kalsa Norveç olmayı seçerim. Ama hayal kurmaktan epey önce vazgeçtim. Ömrüm boyunca hayallerle, yanılsamalarla yaşadım, ama artık kendimi zorla kış uykusundan uyandırdım. Bizim hayaller tutmuyor bu ülkede işte... Sen de gör-, hiçbir zaman Norveç olamayacağız. Ama Ortadoğu'da diğerlerinden daha iyi, daha ileri, daha açık bir ülke olalım diye uğraşalım bari. 
- Ey komplocu kafa: Seçmen sayısındaki artış dedin, meraklandık. Basılmış fazla oy pusulaları dedin, endişe ettik. Apartmanda oturmayanlara seçmen kağıtları geliyor dedin, kıllandık. Ama sonunda 10 milyon fark attı iktidar partisi. Senin komplon nerede, 10 milyonluk oy farkı nerede... Hadi bütün bu komplolar doğru, hadi oyların seçiminde aksaklık yaşandı... 21 milyon oy almışlar; hangi komplo bu kadar başarılıdır? Bırakalım bunları... Türkiye böyle bir ülke, sandıktan da bu sonuç çıktı, kabullenelim.
- Ey hayal kırıklığı içindekiler: Kusurlarına, aksaklıklarına rağmen demokrasi böyle bir şey işte. Halkın çoğunluğu bir partiyi seçiyorsa buna sadece saygı duyabilirsin. Bugün galip gelenler, dün mağluptu. Bugün senin hissettiğin hayal kırıklığını, dün de onlar yaşıyordu. Bugün onlar kazandı, dün sen kaybettin. Tek bir şey yapabilirsin: Seni ezmemeleri, yok etmemeleri için uğraşabilirsin. Kutuplaşmak, yabancılaşmak, 'Onlar bizim düşmanımız' diye görmek yerine elini uzatabilirsin. Dinleyebilirsin. Anlatabilirsin. Beyhude bir çaba olsa da ikna etmeye çalışabilirsin. Türkiye böyle bir ülke işte... Hem, geçmişte bunları yapmadın da ne oldu?
- Ey kriz beklentisi içinde olanlar: Umudunu dış faktörlere bağlama... 'Amerika bu adamları istese götürür' diye umutlanma. Amerika'nın kendine hayrı yok. 'Yabancı sermaye parayı çeker, ekonomik kriz çıkar' diye düşünme. Hem o ekonomik kriz çıksın diye dua etmek nedir? Gelip seni de vuracağını göremiyor musun? Dahası, Batılı senden farklı olarak pragmatik bakar: Oyların yüzde 50'sini almış bir iktidarın altındaki herhangi bir ülke dışarıya istikrar görüntüsü verir. Adam neden durup dururken yatırımını çeksin?
- Ey otoriter kafa: Üç kere kazandık, artık biz galibiz, ne istersek o olur, istersek heykel yıktırırız, istersek kitap yakarız diye bakma... Bütün bunları 'ergenlik hastalıkları' olarak görmeyi öğren. Başbakan bile 'Helalleşme' istedi işte. Bu ergen hastalıklarının senden götürdüklerine bak: Sana tahammülü olmayana bile tahammül et, sana 'Bidon kafa' diyenin bile yaşam hakkını savun, sana düşman olana bile dost olmaya bak. Hem artık üç dönem galip olmanın bir özgüveni, bunun bir rahatlaması gerekmiyor mu? Merak etme, attığın adım karşılıksız kalmaz.
- Ey fanatik okur: Köşe yazarının görevi biraz da senin keyfini kaçırmak, ezberini bozmaktır. Böyleyizdir biz, dün kötü dediğimize bugün iyi deriz. 'Gördüğümüzü yazmak' üzerine programlanmış beynimiz, nasıl değiştirelim. Dün bize küfredenler bugün alkışlar, dün alkış tutanlar küfreder. Sen fanatik olmaya devam et. Halbuki 'Ne İsa'ya ne Musa'ya' kıyılarında, kimseye yaranmadan geçirilecek huzurlu bir hayat vardır bizler için. Her güne Groucho Marx'ın sözüyle başlarım: 'Beni üye kabul eden hiçbir kulübe üye olmam.'
twitter.com/orayegin
facebook.com/oryegn

Seçim sonrası uzlaşma
Öyle anlaşılıyor ki gazetelerimiz, bu medya yapısı ancak 'sınırlı itirazı' taşıyabilecek bundan böyle.
Kutuplaşma Türkiye'yi son dokuz yılda hiç iyi olmayan bir noktaya getirdi. Nasıl ki muhalif yazarlar 'AKP ne yaparsa kötüdür' tuzağına düştü, Adalet ve Kalkınma Partililer de 'Bunlar bizi asla dinlemez, bunlar asla ikna olmaz, hepsi at gözlükleriyle bakıyor' diye bakmaya başladılar gazetecilere.
Bir de küçük düştüklerini, onurlarının incindiklerini, küçümsendiklerini düşündüler.
Bu 'ara yolu' bulmamız kaçınılmaz.
Öncelikle iktidara hoşlarına gitmese de gazeteciliğin bu olduğunu göstermemiz gerekiyor. Kuvvetli iktidarların eleştirel yoruma her zaman daha fazla ihtiyaçları olduğunu anlatmamız şart.
Eğer kendilerinden 'AK Parti' diye bahsetmemizi istiyorlarsa, öyle bahsedelim mesela.
Eğer icraatlarını övmemizi istiyorlarsa ve kafamıza yatıyorsa, eskisi gibi görmezden gelmek yerine övmekten çekinmeyelim.
Bunun adı 'taviz' ya da 'dönmek' değil benim için, sadece bir uzlaşı.
Eğer bir karşılığı olmazsa da ne yapalım, kaybedecek bir şeyimiz yok zaten. En azından uzlaşmayı deneyen, elini uzatan taraf biz oluruz.

Buna ancak namertlik denir
Fehmi Koru yine kolonyayı fazla kaçırmış, dün diyor ki: 'Aynen basında 12 Eylül 1980'in ertesi sabahı gibi oldu, o zaman da birden darbeye destek yazıları başlamıştı.'
Bu benzetmeye alınacak bir kişi biliyorum ben. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan...
Fehmi Koru'nun yaptığı bu münasebetsizliği affetmez o... Yüzde 50'yle, sandıktan iktidara gelmiş bir iktidarla 12 Eylül 1980 askeri darbesini kıyaslamak...
Buna ancak 'namertlik' denir.

<p>Spor Toto Süper Lig'de Fenerbahçe konuk ettiği Gaziantep FK'yi 3-1 mağlup ederek şampiyonluk yarı

Fenerbahçe-Gaziantep FK Maç Yorumu

Kaçak kazıda bulunan Roma dönemine ait 40 eser Çorum Müzesi'nde sergileniyor

Balıkesir'e yerleşen kadın girişimci, ağaç dallarını ekonomiye kazandırıyor

Uygarlık tarihine ışık tutan 12 bin yıllık kazı başlıyor