• $ 5,7081
  • € 6,3272
  • 270.292
  • 106785
Haber hattı
0530 708 54 54
Haber hattı
0530 708 54 54

Hürriyet'te bir şeyler oluyor

Doğan, TRT'nin Ağca'yı konuk etmesini yazmış. Cüneyt Ülsever de TRT'den maaş alan gazetecileri...
İki yazıyı da okuyamadık.

Parçalı yazan Yalçın Doğan'ın köşesinde ana yazı çıkmış, sadece iki kutu girmiş. Cüneyt Ülsever'in yerinde ise 'Yazısı elimize ulaşmamıştır' diye bir açıklama... Sanırım Ülsever yazısını güvercine bağlayıp yolluyor ve zavallı kuş yolunu şaşırdı.

Bu son olay, Hürriyet içinde bir süredir giderek güçlenen sansür mekanizmasının son ürünü. Böyle giderse Türk basınının amiral gemisi giderek yayımlanan değil, yayımlanmayan yazılarla konuşulacak medyada...

Zira bir süredir sistematik olarak pek çok yazar uyarılıyor, pek çok yazar yazısını geri çekiyor, değiştiriyor. Bunlar medya kulislerinde epeyce bir süredir konuşuluyor.

Bir 'patron talimatı' ve 'grup kararı' desem, tam olarak öyle değil.
Zira dün Doğan Grubu'nun bir başka gazetesi Milliyet manşetinden TRT'ye Ağca meselesinden dolayı haklı olarak vuruyordu. Milliyet, bir gün önce de TRT'den para alan gazetecilerin listesini yayımlamıştı. Bu konuda gazetede eleştirel köşe yazıları da yayımlanıyor.

Milliyet'in böyle yayıncılık yaptığı bir ortamda, Hürriyet bu konulara hiç girmiyor... İkisi de aynı patron oysa...

Hürriyet'in bir süredir mecburiyetten 'iktidarı hoş tutma' gibi bir politikası olduğu malum; grup üzerindeki baskıları, Hürriyet'in hedef gösterilmesini düşündüğümüz zaman bunun maalesef dönemsel olarak 'anlaşılır' bir tarafı da var.

Ancak TRT konusu iktidarı rahatsız eden temel meselelerden de değil. Üstelik, AKP'nin içinde de TRT'nin halinden memnun olmayan pek çok isim var. Başta da TRT'deki maaşların açıklanmasını sağlayan Bülent Arınç... Gerek özel sohbetlerde, gerekse de kamuoyuna karşı TRT'de olan bitenden rahatsızlığını sık sık ima ediyor Arınç.

Her şey bir yana TRT'de yaşananlar haber... Gazetecilerin aldığı maaşlar da, Ağca'nın nasıl ekrana çıkarıldığı da...

Bunlar elbette yazılacak, tartışılacak, eleştirilecek... Gizlemenin, sansür etmenin ne anlamı var?

Kaldı ki günümüzde sansür mekanizması devreye girdiğinde bunun bir kuruma geri dönüşü çok daha ağır oluyor; sansür hemen duyuluyor, hemen yayılıyor ve birden yayımlansa belki bu kadar duyulmayacak bir yazı daha fazla insana ulaşıyor.

Bu etkiyi Hürriyet'tekiler de bilmiyor olamaz.
Ama belli ki orada bir şeyler oluyor. Kim bilir, belki de Oktay Ekşi olayının yarattığı travmanın sancılarıdır...
Belki de bir kafa karışıklığı... Anlamadım tam olarak... Ama yaşananların hoş olmadığı da ortada.


Kemal Anadol asıl bunu sorsun
CHP Milletvekili Kemal Anadol'un verdiği soru önergesiyle yandaş gazetecilerin TRT'den ne kadar maaş aldıkları ortaya çıktı. Haftada bir gün bir saat falan ekrana çıkıp iktidarı övme karşılığında epey kazanç elde ediyorlarmış meğerse...

Emin olun, TRT'ye program yapıp ayda 10-15 bin TL arasında gelir elde eden gazeteciler kendi kurumlarından bu kadar para kazanmıyordur.
Bu açıklanan liste buzdağının sadece görünen yüzü.
TRT'ye pek çok gazeteci 'aracı kurumlar' vasıtasıyla program yapıyor. Bazı yapım şirketleri paket halinde gazetecilerin yer aldığı programları TRT'ye satıyor. Yapım şirketlerinin astronomik ücretler aldığı konuşuluyor. Mesela 'cici' bir gazetecinin karşısına bir konuk alıp geyik yaptığı dandik programının haftalık maliyetinin 28 bin TL olduğu konuşuluyor! Bu kadar masrafı yok bu programın.

Ya da diyelim ki Ergun Babahan hem TRT'den maaş alıyor, hem de aracıyla program yaptığı yapım şirketinden...
Bu yapım şirketleri kim? Kimler TRT'ye aracı kurum olarak hizmet ediyor ve bu yapım şirketlerine kaç para ödeniyor?
Bunları da bilmek hakkımız.
Kemal Anadol'un asıl vermesi gereken soru önergesi bu.

Kaset işlerini o iyi bilir
Engin Ardıç kendisine yönelik eleştirilerden paniklemiş. Kendi gazetesinin başyazarı ve yayın yönetmeninin bile tepkisini çekmeye başladı. 'Eyvah, ya gerçekten beni işten atarlarsa' korkusuyla ağzından köpükler saça saça küfürler saymış dün...
Merak etmesine gerek yok, kimse kelle peşinde değil. Zaten buna gerek de yok... Artık okunmadığı, ciddiye alınmadığı, karakter zaafını köşesine yansıttığı ve okuru ittiği için yakında kendi kellesini kendi teslim edecek...
Engin Ardıç'ın hedefindeki gazetecilerden biri de benim.
Kendi sınırlı fantezi dünyası ve hayal gücünün bir ürünü olarak benim bir seks kasetim olduğunu, Ergenekon çetesinin beni bu kasetle tehdit ettiğini de yumurtlayıvermiş...

Ne Ergenekon'muş be! Herkes içeride... Her yer arandı... Kimseden kaset falan çıkmadı... Ama köşeye sıkışan Engin Ardıç gibiler için kolay bir çamur damgası oldu.

Kırk yıl düşünsem birisine 'Seks kasedi var' diye iftira atmak aklımın ucundan geçmez... İnsan kendisi nasıl yaşarsa, karşısındakini de öyle görüyor... Yalanın bu kadarına da pes!
Engin bu kaset işlerini iyi bilir...

Malum, bu ülkede 'kasadaki kasetler' ve 'gizli ses kayıtları' söz konusu olduğunda, bu kasetlerle birileri tehdit edildiğinde hepimizin aklına ilk olarak Uzanlar gelir. Ergenekon'un değil, Uzanlar'ın kasetleri yıllardır gündemimizdedir... Kasalarında sakladıkları görüntüler, bu kasetlerle tehdit ettikleri insanlar yıllardır konuşulur.
Engin Ardıç en iyi tanığıdır bu kasetli yılların... Malum, 'Ardıç Kuşu' yıllarca Uzanlar'ın kafesinde tutuldu... Cem Uzan nereye giderse 'valet de chambre' misali onu da peşinden sürükledi... Birkaç Paris seyahati, birkaç şişe pahalı şarap karşılığında da Uzanlar'ın tetikçiliğini yaptı durdu o da...
Kaset uzmanlığı o yıllara dayanır. Kim bilir bu Uzanlar Star TV'nin makyaj odasını bile kaydediyordu belki de...
Sevgili Engin... Zavallılaşma...

Hafta sonu rehberi
Eelence:
Duvarlarında Türk pop müzik kronolojisinin yer aldığı ve bugünlerde pek çok kişinin gittiği mekana çarşamba gecesi uğradım... Tema '90'lı yıllar' Türkçe pop'tu. Tarihin en kötü, en korkunç şarkılarından bir demet. Ama bir şekilde eğleniyor insan... Her şey hakikaten de 90'lardaki gibiydi; ortam, insanlar ve de havalandırmanın yetmediği sigara dumanın kapladığı iç mekan...

Limonata: Mekanın yaratıcısı İzzet Çapa, Nişantaşı'ndaki sinema girişinde açtığı yeri 'Gerilla mutfağı' olarak tanımlıyor mönülerde... Açıklaması şuymuş: Artık insanlar iyi yemeğe çok para vermek istemiyormuş, bu yüzden Limonata'da da ucuza yiyip içebileceklermiş... Gerilla mutfağında önceki akşam dört kişi 584 TL ödedik.

X:
İKSV'nin tepesindeki restoranı bir arkadaşım Paris'teki Pompidou'nun üstündeki Georges'a benzetti. Ama X fazlasıyla New York; insanlar, konuşulanlar, gürültüsü, ışığı, masa düzeni, yaklaşımlar... İstanbul'un en şık ve güzel mekanı. Ancak 1- Mönü bir türlü değişmiyor, sıkıldık! 2- Son gittiğimizde seçtiğimiz gayet popüler şarabın devamı yoktu.

<p>Türkiye İşçi Partisi Milletvekili Barış Atay, TBMM Genel Kurulu´nda yaptığı konuşmada tehditler s

TİP´li Vekilden Küstah Tehdit: Gezi´yi Mumla Arayacaksınız

Günün en çok paylaşılan fotoğrafları

Sadece 10 taneyle başladı! Şimdi taleplere yetişemiyor

Bakan resmen açıkladı! 1.6 milyon memur ve emeklinin maaşı artacak