• $8,316
  • €10,1194
  • 498.921
  • 1454.25
08 Ekim 2010 Cuma

Gazetelerin kaderi müzik markete benzer mi

Öyle net hatırlıyorum ki. Bütün saatlerimi müzik marketler arasında geçirir, o ay alacağım CD'yi seçmek için uğraşır dururdum. O dönemden kalma bazı kötü tercihlerim de oldu, ama dinlenmekten aşınan CD'lerim de.

O yıllarda CD'ler bildiğimiz kapağın dikine doğru iki katı büyüklüğünde bir karton kutu içinde satılırdı ABD'de. Karton kapaklarını kesip küçük birer poster yapmak da mümkündü.

Yıllar sonra benim açımdan insanın kendi parasını kazanmasının en iyi yanının CD satın alırken 'hesap yapmamak' olduğunu anladım. Ben bu açıdan bir junkie'yim. Satın almadan duramıyorum: Evimi hiç okunmayacak kitaplar, hiç izlenmeyecek filmler, hiç dinlenmeyecek CD'ler ele geçiriyor. Ne kadar bahar temizliği yapılsa da bir türlü boşalmıyor.

Bazen sadece bir kapağı beğenildiği için alınan bir CD... Ya da tek bir şarkı için... Bazen aynı albümün farklı versiyonları.


Ancak bir başka dönemin alışkanlıkları gibi giderek CD, hatta DVD alışverişi de tarihe karışıyor. Artık bu işler online ilerliyor. Müzik marketlerin içinde geçirilen saatler de geride kaldı.

Geçenlerde bunun sağlamasını yaptım kendi kendime.
San Francisco'da Amoeba adlı meşhur müzik marketteydim. Burası bir anlamda müzik sever için bir tür Kabe. Ama daha da önemlisi artık var olmayan bir kültürü ayakta tutmak için adeta çabalıyor. Uçsuz bucaksız raflarla dolu bir mağaza. Kullanılmış CD'ler, paketinde gıcır gıcır albümler, plaklar, 45'likler, zor bulunanlar; aklınıza ne geliyorsa... Zaman zaman canlı performanslarıyla da kendinden söz ettiriyor.

Amoeba'nın rafları arasında kaybolacağımı düşündüm ama beklediğimden çok kısa süre içinde saygıdan iki CD satın alarak çıktım.

Ama artık bunları internette de bulmak mümkün. Amazon'da yoksa, e-bay'de birileri illa ki satıyordur. Sadece dijital kopya arıyorsanız işiniz daha da kolay.

Müzik market, artık düpedüz bir başka dönemin alışkanlığı. Tıpkı ev telefonu gibi. Los Angeles'ta Sunset Boulevard üzerindeki ikonik Tower Records'ın kapanması bir milat oldu aslında. İyi bile direnmişti, ondan evvel önce bağımsızlar teker teker gitti, ardından zincirler.
Dikkat ettim, Best Buy gibi elektronik mağazalarında da CD-DVD reyonu geçmiş yıllara oranla epey küçülmüş.

Bütün bu değişim gözümüzün önünde biz fark etmeden nasıl oldu, nasıl oldu da müzik marketlere sahip çıkamadık diye düşünürken Facebook'un kuruluş öyküsünü anlatan 'The Social Network' filmini izledim.
Film, Facebook kurucusu Mark Zuckerberg hakkında ama orada hem Facebook'un gizli kahramanı, hem de müzikte bugünkü dijital devrimin işaret fişeğini çakan Sean Parker da var. Meğerse onu ne çabuk unutmuşuz ve yaptıklarını ne kolay gündelik hayatımıza adapte etmişiz.
Parker, pek çoklarınızın hatırlayacağı Napster programının mucidi. Müziğin henüz CD'den dinlediği yıllarda internetten 'mp3' formatında sıkıştırılmış şarkı değiştirme programını yazmıştı. Başı epey belaya girdi ama müzik dinleme alışkanlıklarımız ondan sonra bir daha hiç geri dönmemecesine sarsıldı.

Metallica gibi sanatçılar resmen savaş açtı Parker'a ama geldiğimiz noktada düpedüz CD'yi yok etti işte. Şimdi iTunes imparatorluğu var. Ve bütün bunlar gencecik çocuklar sayesinde gözümüzün önünde, kısacık zamanda oldu.

Dün, Hamburg'da bir uluslararası gazetecilik konferansına katılan Ertuğrul Özkök'le konuştum. Dünyanın önde gelen yayın yönetmenlerinin, gazetecilerinin dijital devrim ve 'kağıdın ölümü' konusundaki düşüncelerini sordum.

Dünyanın her yerinde medya çalışanları kağıdın ölümünü konuşmaya, hatta beklemeye başladı. Özellikle iPad hepimizi sarstı ve mesleğimizin geleceğini yeniden gözden geçirmemizi zorunlu kıldı.
Özkök, bazı yayın yönetmenlerine göre kağıdın hiçbir zaman ölmeyeceğini söyledi.

Bekli haklılar, zamanla göreceğiz. Bugün hala medya kurumları 'kağıttan' para kazanıyor; internete büyük yatırım yapılıyor ancak henüz yatırımları geri döndürecek bir kar planı bulunamadı. Tina Brown'un iki buçuk milyon ziyaretçi alan blog'u bile basılı kağıt kadar karlı değil şu aşamada.
Doğal olarak şimdi bir gün karlılık modelinin keşfedilmesi beklentisi var.
Bir sabah uyandığımızda kapımıza gazete gelmezse... Ve o gün biz bunu kanıksamış olursak, şaşırmazsak? Bir bakmışız eskiden saatler geçirdiğimiz müzik marketlerin yok oluşu gibi gazetelerden de geçmiş zaman nostaljisi olarak bahsediyoruz.

Bu adama dikkat
Bir kere çok yakışıklı... İkincisi sesi güzel... Yetenekli, kalemi iyi... Ve bıyığın yakıştığı nadir erkeklerden biri.
Las Vegas'tan Brandon Flowers'dan bahsediyorum. Birkaç sene önce 'Yeni U2' diye gazlanan The Killers'ın solisti. Üç albümle (artı bir toplama) epey sükse yaptı, ortalığı birbirine kattılar. Flowers da son yıllarda çıkan bütün rock grubu solistleri arasında star kumaşı en fazla, popülerliğe en yakın olandı.

Günümüzde pop şarkıları eskisi gibi tamamen bir klavyeden çıkmıyor...
Rock şarkıları da uzun gitar sololardan oluşmuyor...
Tam da böyle bir ortamda The Killers sound'unu biraz daha yumuşatarak Flowers'ı yeni pop yıldızı olarak sunmaya karar vermişler. Amerikan radyoları sürekli 'Crossfire' şarkısını satıyor, 'Flamingo' isimli ilk solo albümüne müthiş gaz veriliyor.

Doğrusu albüm de hiç fena değil... Hemen şarkılar dudağınıza yapışıyor... Tam da o amaçla yapılmış zaten. Ama bu pop'laşmaya rağmen Flowers'ın çok iyi yazılmış sözleri de var.
Bu aralar tek dinlediğim albüm.

Beyaz Türk'ün ilk anlamı
Ölümünden kısa bir süre önce görüştüğümüzde Ufuk Güldemir'e kendisinin bulup bizlere hediye ettiği 'Beyaz Türk' kavramının yıllar sonra aldığı şekli sormuştum. 'Vallahi nereden nereye geldi, şimdi neyi kapsıyor ben bile bilmiyorum artık, benden çıktı' demişti.

Güldemir, bu tabiri ilk kez 'Texas-Malatya' kitabında kullanmıştı: Turgut Özal'ın Kürt kökeninden dolayı Cumhurbaşkanı olmasını içlerine sindiremeyen kesimleri kastediyordu.

O günden bugüne Beyaz Türklük epey şekil değiştirdi, dahası Beyaz Türklük kavramının da kapsama alanı genişledi, kavramın kendisi de evrim geçirdi bir anlamda.

Oysa Beyaz Türk ilk kullanıldığında çok dar bir grubu tanımlıyordu.
Emekli Büyükelçi Uğur Ergun bu kavramın ortaya çıkışını hatırlatmış dünkü mail grubuna: 'Basında kullanılışı öncesinde Beyaz Türk teriminin Ufuk'un ağzından çıktığı ilk yer olarak Washington'daki Cities restoran-kafe'yi hatırlıyorum. Ufuk'un kafasındaki Beyaz Türk terimi daha çok varlıklı ve Batı tarzında eğitimli, mümkünse üzerine hafif aristokrasi bulaşmış kişiler içindi.'

Ve işte o dönemki Beyaz Türklük kriterleri:
- 'Mürebbiye ile büyümüşlük...
- 'Ailenin büyüklerinde Avrupa görmüşlük...
- 'Ailede yabancı dil konuşulması...
- 'Yalıda büyüme...
- 'Post-Osmanlı Türk aydını tanınmış ana-babaların çocukları olma...
- 'Eski edebiyatçı, profesör, hariciyeci çocukları olma...
- 'Kesinlikle yeni zengin çocuğu olmama...
- 'Kolejlerde okuma...

...gibi kriterler Ufuk'un odaklandığı noktalardı. Aramızda konuşurken akla
gelen isimler arasında Şerif Mardin ve Emine Uşaklıgil'in anımsandığını hatırlıyorum. Hatta Ufuk sonraları bir yerde bir Beyaz Türkler listesi yayınladı. Bu listenin başında Şerif Mardin vardı.'





CEVAP VE DÜZELTME METNİ


www.aksam.com.tr internet sitesinin 18 Haziran 2010 tarihli yayınında "Kim Kimi Kandırıyor" başlıklı yazısıyla Oray Eğin'in Müvekkilim Balçiçek Pamir hakkındaki kötüniyetli karalama kampanyasına devam ettiği görülmektedir. Öyle ki, bu yazının, Oray Eğin'in bir gün önce köşesinde Müvekkil'e ait cevap ve düzeltme metnini mahkeme kararı nedeniyle yayınlamak zorunda kalmasının yarattığı tahammül edemezlik duygusu ve gerçek dışı haberciliğin deşifre olmasının yarattığı kızgınlık sonucu yazıldığı meydandadır.
Oray Eğin, hakkında tekzip yayınlamak zorunda kaldığı 24.03.2010 tarihli yazısında Müvekkil'in MİT'e kaset teslim ettiğini söyleyerek alenen yalan söylemiş iken, bu kere 18 Haziran tarihli yazısında yalnızca MİT'e "görüşme"den bahsetmek suretiyle kendii fadelerini kısmen düzeltmektedir. Bu durum kendisiyle ilgili olumlu bir gelişme olmakla birlikte, iyi niyetle yapılmadığı da ortadadır. Zira; Sayın Yazarımız, 18 Haziran 2010 tarihli "Kim Kimi Kandırıyor" başlıklı yazısıyla yine sapla samanı birbirine karıştırmış ve okuyucusuna yalan/yanlış bilgiler vermeye devam etmiştir. Bahsi geçen yazıda, mahkeme kararı fotoğrafı da yayınlanmak suretiyle inandırıcılık katılmaya çalışılan iddialar ile kararın hiçbir bağlantısı yoktur. Sözkonusu karar, Müvekkil Balçiçek Pamir'in bir yazısında Fikri Sağlar hakkında sarf ettiği ve mahkemece hakaret teşkil ettiği tespit edilen beyanlar nedeniyle tazminata hükmedilmesi hakkındadır. Yoksa, Oray Eğin'in iddia ettiği gibi Müvekkil'in MİT'e kaset teslim ettiği yönündeki iddiayı ispatlayan bir belge olması hukuken ve mantıken olanaklı değildir.
Oray Eğin, Müvekkil'in Fikri Sağlar'a yönelik sarf ettiği ve hakaret teşkil ettiği gerekçesiyle tazminat ödemek zorunda kaldığı beyanlarına ilişkin bir tazminat davası Müvekkil'in MİT'e röportaj kasedi teslim ettiği yönündeki iddiasının ispatı gibi sunmaya çalışmakla, kendi okuyucularına alenen gerçeğe aykırı malumat vermiş ve bu durumu da gazetecilik anlayışıyla bağdaştırabilmiştir. Bu durumun etik ve ahlak kurallarıyla ne derece örtüştüğü hususunu okuycuların takdirine bırakıyoruz.
Ayrıca ifade etmek gerekir ki; Müvekkilim Balçiçek Pamir uzun yıllar gerek yazılı gerekse görsel basında bilfiil çalışmış, yıllarını bu işe vermiş saygın bir gazetecidir. Notre Dame De Sion Lisesi mezunu olan müvekkil, eğitim kariyerini Orta Doğu Teknik Üniversitesi Psikoloji Bölümü mezunu olarak tamamlamıştır. Gazetecilik kariyerine henüz yirmili yaşlarda Cosmopolitan Dergisi'nde muhabir olarak başlamış, AKTÜEL Dergisinde editörlük, 1 Numara Hearst Yayıncılık A.Ş'nde Haber Müdürlüğü ve Ankara Temsilciliği görevlerinde bulunmuştur. 1999 yılında İstanbul'da Sabah Grubu'nda Grup Koordinatörü, 2002'de yine aynı bünyede Yazı İşleri Müdürlüğü görevi yapmıştır. Müvekkil bu dönemde Sabah Gazetesinde köşe yazarı olmakla beraber, yaptığı röportajlar "Pazartesi Söyleşileri" adı altında marka haline gelmiştir. Müvekkil 2007'den bu yana www.haberturk.com isimli internet sitesinde ve 2009 yılından bu yana da Habertürk Gazetesinde köşe yazarlığı yapmaktadır. Ayrıca halihazırda ülkenin en çok izlenen haber kanalı olan Haberturk logolu televizyon kanalında hafta içi her gün canlı olarak yayınlanan "BALÇİÇEK PAMİRLE SÖZ SENDE" isimli programı hazırlayıp sunmakta ve yine aynı kanalda yayınlanan "Karşıt Görüş" programı, farklı fikirlerin demokratik tartışma platformu olma fonksiyonunu ifa etmektedir.
Kamuoyuna saygıyla duyururuz.
Saygılarımızla
Balçiçek PAMİR
Vekili
Av. Emel GÖÇMEN BOZOĞLU

<p>Piyasalar haftaya nasıl başladı? Altın fiyatları neden  yükselişte? Kademeli  normalleşmenin ekon

Kademeli normalleşmenin ekonomiye etkisi nasıl olacak?

Yer siyah, gök beyaz; şampiyon Beşiktaş!

Filistinlilerin evleri yerle bir oldu

Milli Eğitim Bakanı Selçuk, emekli öğretmenlerle çevrim içi bayramlaştı