• $7,3479
  • €8,945
  • 437.189
  • 1536.11
07 Ocak 2011 Cuma

Bu yıl tasfiye olacak ilk gazeteci

Geçen sene bu zamanlarda Hürriyet'teki yönetim değişikliğinden dolayı zafer ilan ediyordu yandaşlar. Tam 20 yıl boyunca pek çok tartışmanın hedefinde olmuş, son beş yılda ise açık ve net bir şekilde muhalif tavır almış Ertuğrul Özkök'ü sindiremiyorlardı. Ne yandaş basın ne de onların kumandasını elinde tutan iktidar.

Sistemli kampanyaları sonuç verdi, Ertuğrul Özkök gitti. O günlerde dikkat ettim, aynı koro yeni Genel Yayın Yönetmeni'ne 'Bizim çocuk' muamelesi yapmaya çok hazırdı. Köşelerden Enis Berberoğlu'na övgü dolu satırlarla beraber 'akıl verme' çabaları da dikkat çekiyordu. Bir senelik görevinde Berberoğlu onların aklına ihtiyacı olmadığını fazlasıyla gösterdi, onu kulübe katmak isteyenlere de pek yüz vermedi.

Özkök'ün gidişinden sonra yandaşların kelle arzusu bitmedi ne yazık ki... Bu sefer bir zafer kazanmış olmanın hırsıyla bir başka sistemli saldırı için harekete geçtiler.

Oktay Ekşi'yi hedef tahtasına oturttular. Özellikle 'merkezden' dinci basına devşirilmişlerin tetiklediği bir operasyonla Hürriyet'in başyazarını yıpratma kampanyası başladı. Her fırsatta bir açık aramaya yöneldiler.

Oktay Bey o açığı bir süre sonra kendi kendine verdi ve bir kale daha yıkıldı, Türk basınında istifasıyla bir dönem daha bitti.

Ancak burada asıl dikkat edilmesi gereken nokta saldırıların sistemli olmasıydı. Bir merkezden yönetiliyormuş gibi, bir koro halinde birbirlerine paralel yorumların çıkmasıydı şaşırtıcı olan. Birileri talimat vermiş, düğmeye basmıştı sanki.

Eski bir Hürriyet yazarı olan Bekir Coşkun yeni çıkan kitabı 'Başın Öne Eğilmesin'de çok uzun süre bir 'rivayet' olarak kalan 'tasfiye listesi' meselesinin doğru olduğunu açıklıyor. Bekir Coşkun'a böyle bir listenin varlığını Aydın Doğan söylemiş hatta. Coşkun ikinci sıradaymış, Oktay Ekşi ise üçüncü.

Liste ilk gündeme geldiğinde 10 kişiden oluştuğu söyleniyordu. Demek ki başkaları da var sırada.

Ve 1 Ocak 2011'de bir düğmeye daha basıldı.
Aynı koro bu sefer Yılmaz Özdil'i hedef seçti. İlk günden beri sindiremiyorlardı zaten, şimdi ise sıranın ona geldiğini düşünerek örgütlü atışlara başladılar.
Çiğ et görmüş vahşi köpekler misali.

Dikkat ediyor musunuz, birkaç gündür Yılmaz Özdil aleyhine o kadar çok birbirine benzeyen yazı çıkıyor ki... Yüzeyde güya onun yılbaşı yazısıyla dalga geçiyorlar, ama altmetninde bunun bir operasyon başlangıcı olduğunu görmemek mümkün değil.
Zaten Cemaat'in temsilcisi Hüseyin Gülerce bu yıl yapılacak seçimlerden sonra medyayı yeniden tasarlama niyetleri olduğunu açık açık dile getirdi; eskiden bu gibi niyetler imayla yapılırdı, şimdi hiç gizleme gereği bile duymuyorlar. Ne de olsa güç onlarda... Aynı Cemaat'in bir başka dershane hocası da medyada bir 'tasfiye' yaşanması gerektiğini söylememiş miydi?

Devir bu arkadaşların devri, güç, iktidar, para onlarda. Polisten yargıya kadar her yerdeler, istedikleri her şeyi yapıyorlar. Neden medyayı da yeniden tasarlamasınlar, neden işlerini gelmeyenleri tasfiye etmesinler ki? Direne direne bir yere kadar, zaten şunun şurasında biat etmeyen kaç kişi kaldı ki...

Ama bir de 'ilahi adalet' var.
Bunların mahallesinden kolonya kokulu bir adam vardı hani yakın zamana kadar... İşine gelmeyenleri gammazlıyor, hedef gösteriyor, patronlara çağrıda bulunup işten atılacaklar listesi veriyordu.

Sonunda kendisini kapının önünde buldu.
Hoşgörünün ve diyaloğun kapısı Cemaat de önce Apo teması, ardından da bu tasfiye skandalı yüzünden arka arkaya küçük skandallara imza atan Hüseyin Gülerce'nin haddini aştığından kulağını çekmesin sakın?


Yandaş öğrenci

Bayramlık kıyafetlerini girmiş iki özel üniversite öğrencisi Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün huzuruna çıkmak için bekliyor... Bir gün önce başka öğrencilere polis biber gazı sıkıyor, tazyikli suyla saldırıyor. Neredeyse kanıksadığımız üniformalı faşizmin bir başka örneği...
Sokaktaki öğrencilerin derdi hak, hukuk, adalet, parasız eğitim, özgürlük...
Bayramlıklarını giyip Köşk'te bekletilen iki uyanık ise özür dileme derdinde. Ekranda açıklamalarını izlerken utanıyorum, yerin dibine geçiyorum: 'Bu eylemleri gençlik heyecanına verin, heyecanlıyız, hata ettik' gibi laflarla özür diliyorlar! Öğrencilerden özür dilemesi gereken devletken bunlar boynu bükülmüş...

Yemek bitiyor, daha da rezil şeyler söylüyorlar: Burs istemişler, siyaset konuşmamışlar...
Ne genç olmayı, ne öğrenci olmayı biliyorlar... Tam 'yumurtalık' çocuklar...
Yandaş gazeteci, yandaş sermaye biliyorduk da 'yandaş öğrenci' kavramıyla henüz tanışmamıştık... Cumhurbaşkanı'yla görüşecek öğrenciler 'özel olarak' seçilmiş basın danışmanı Ahmet Sever'in dediğine göre...
Nasıl seçtikleri, hangi kriterlere uydukları belli...


Yine öteki tarafa sormadı

Balyoz davası sanıklarından Çetin Doğan'ın kızı Pınar Doğan ve eşi Dani Rodrik'in liberal arkadaşlarının kendilerine ilgisizliği basında yer aldı... Eskiden Rodrik'e tapınan, yanından ayrılmayan Türk liberalleri şimdi telefonlarına çıkmıyor, görüşmüyorlar bile.
Aralarına 'Balyoz' girdi.

Rodrik, ortak bir arkadaşlarına eskiden çok yakın görüştüğü bir gazeteciye artık ulaşamadığını söylüyor.

Ortak arkadaş hemen o gazeteciyi arıyor, 'Seninle görüşmek istiyorlar, telefonlarına çıkmıyormuş, randevu vermiyormuşsun' diyor...
Karşı taraftan aldığı cevap şaşırtıcı: 'Aman bana hiç bulaştırma, aman benden uzak dursunlar.'

Oysa Doğan ve Rodrik sadece Balyoz davasındaki çarpıklıkları belgelemek, taraflı yazanları uyarmak istiyor...
Buna bile tahammül etmiyorlar... Etmeyen de kendi gazetecilik motto'su 'Öteki tarafa da sorun' olan kişi. Hakkında yazılan kitabın girişine 'Öteki tarafa da sorun' lafı atasözü gibi kullanılan şahıs...
Ne yazık ki hayatı boyunca öteki tarafa sormadı... Hala da sormuyor...
Çünkü sorsa ezberi bozulacak, kafası karışacak, yine yazdıklarından dönmek zorunda kalacak. Üstelik daha 'dönme süresi' dolmadan!

***
Bir de Ergun Babahan'a bakın...
Balyoz ve Ergenekon hakkında tek bildiği yüzeysel gazete haberlerinden ibaret ve kulaktan dolma. Ama bugüne kadar her ayrıntıya hakimmiş gibi yazıyordu, konuşuyordu. Bu darbe planına sonuna kadar inanıyor, askerlere çatıyordu. Oysa iddianameyi bile de okumamış...

Geçenlerde televizyonda Pınar Doğan'la karşılaşınca anlaşıldı bu yüzeyselliği.
Ama Ergun Babahan bütün yandaşlardan daha akıllı, daha vicdanlı çıktı. En azından dinledi, kulak kabarttı, 'Öteki tarafa da sorun' ilkesini uyguladı ve o programdan beri şimdi Balyoz'a daha mesafeli yaklaşıyor, daha tedbirli yorum yapıyor...
Daha gazeteci çıktı kısacası...
Peki Hasan Abi... Koskoca Hasan Cemal... 'Öteki tarafa da sorun' lafının mucidi... O bu aralar yıllık izinde!

<p>İki ülke arasında gerçekleştirilen istikşafi görüşmelerin 61. turu tamamlandı. Bir sonraki turun

Atina ile hangi konular masada?

Türkiye'nin yeni nesil yerli silahları

''Eren-4 Karlıova-Varto'' ve ''Eren-5 Bagok'' operasyonları başlatıldı! İşte ilk kareler

Sosyal medyada en çok paylaşılan mantık soruları