• $8,4226
  • €10,2319
  • 498.229
  • 1441.33
16 Mart 2011 Çarşamba

Bak Fehmi, biz neler yapmadık

- Cuma günleri Nişantaşı'nda birkaç gazeteci buluşmaya başladık. Çıkış noktası Hıncal Uluç'un kendi etrafında örülen efsanelerle biraz dalga geçmekti. 'Hıncal'ın Pazar sofrası' ya da 'Salı Toplantıları'na alternatif olacak, 'Bizim ne eksiğimiz var' dedirtecek buluşmalar... İlk hafta bir araya geldik, baktık ki hepimizde bir zorlama, hepimizde bir disiplinsizlik 'Gidip biat edelim' diye düşündük. Kime mi? Hıncal Abi'ye tabii ki... 'Gel bizi kurtar, ağabeylik yap' dedik... O da gelmeyi kabul etti... Bir hafta Hıncal'lı buluşuruz, sonra bu iş de biter diye düşünüyorduk... Hıncal Abi bizi her hafta buluşmaya ikna etti. 

- Cuma Toplantıları'nda belli kurallar baştan kondu: Ciddi konular konuşulmayacak, siyasete girilmeyecek, anı anlatılmayacak. Geyik muhabbetinin dışına çıkılmamasına özen gösterildi.

- Ne zaman ki kendimizden sıkıldık yeni isimler çağırdık; merak edenlere, gelmek isteyenlere kapımız sonuna kadar açıktı. Bir hafta Uğur Dündar ricamızı kırmadı geldi. Bize gazetecilik tarihinden çok güzel hikayeler anlattı... Melih Aşık hiç katılmadı. Ayşenur Arslan bir kere buluştuğumuz cafe'den program yaptı... 

- Sekizinci sınıf, gazeteci bile olmayan bir zavallının hiçbir şeyden habersiz, yan masadan konuşmalarımızı dinleyerek bunu 'haber' yapmasına çok güldük. Bu dedikoduları referans alarak kendince bir 'komplo' çıkarmaya çalışan Fehmi Koru'nun birkaç gömlek daha üstün olduğunu düşünürdüm. Meğerse o da artık sekizinci sınıf bir dedikodu yazarına dönüşmüş...

- Bazı haftalar menemen, bazı haftalar kuru fasulye, bazı haftalarsa köfte yedik. Baktık ki yoklamada problemler yaşamaya başladık, 'Yağmur yağdı' ya da 'Elektrikler kesikti' gibi mazeretler bildirmeye başladık, kimimiz seyahatler kimimiz işler yüzünden aksatmaya başladık, masada birkaç kişi kaldık... O zaman 'En iyisi düzenli buluşmayalım, özel günlerde bir araya gelir hasret gideririz' dedik... Cuma Toplantıları'nın yerini başkalarının evinde yapılan twitter yemekleri aldı bir anlamda.

- Biz Cuma Toplantıları'nda patronları davet edip iş bağlamaya kalkmadık... Medya patronlarını çağırıp gövde gösterisi yapmaya çalışmadık... Bakanları, bürokratları, milletvekillerini ağırlayarak devlet katında kabul görmeye çalışmadık... Bu toplantıları kendimize iş (köşe bulma) aracı olarak kullanmadık... Dışarıya 'Ne kadar güçlüyüz' mesajı vermeye kalkışmadık... Kendi kendimizle dalga geçtik hatta... Bizim burada büyük bir ittifak içinde olduğumuzu düşünüp sosyete kebapçılarında alternatif toplantı düzenleyenlere acıdık sadece... 

- Devletin parasıyla kız tavlamaya kalkışmadık, Tanzanya'ya 'hanut' geziye çıkıp orada kendimize eş bulmadık, başkalarının parasıyla, sponsorluğuyla vur patlasın çal oynasın eğlenmedik. Arkadaşlarımızla buluşmalarımızı bir 'network' çalışmasına dönüştürmedik, kimseyi davet ederken ya da kimseyle aynı masada otururken de bir hesap, bir denge gözetmedik. Fasıllarda nasıl oluyor bilmiyorum tabii bu işler. Yönetim kurulu başkanları, arabulucular, ihalelere girenler, lobiciler falan bizim ortamlarda olmadığı için bilemem tabii. 

- Her şey bir yana: İnsanın arkadaşlarıyla buluşması suç mu? Ne hale getirildi Türkiye? Telefonda konuşamayacağız, sosyalleşemeyeceğiz, bir araya gelemeyeceğiz öyle mi? Neymiş yarın öbür gün bunlar karşımıza 'komplo' olarak çıkabilir diye... Komplonun da niteliklisini severim; bu sefer kolonyayı fazla kaçırmış Fehmi.

Manşete karışmak, yazıya müdahale
Ankara gazetecisi ya da gazete yöneticisi olmadığım için tanık olmadım. Ama iyi bir gazete okuru olduğum için dikkatimi çekiyor. Bazı haberleri bazı gazeteler görmüyor. Anlıyorum ki 'karar alınmış' bir yerde.
Hangi gazetenin hangi haberini görmeyeceğine ise hükümet falan karışmıyor, otomatik bir refleks gelişti artık. Neyin yapılmayacağını biliyoruz sonuçta...
Ama bu süreçte medya bir eğitimden geçti kesinlikle. 'Şu şu aradı, bu haberi görmeyin diye talimat verdi' dedikoduları çok duyulurdu.
Hatta haber televizyonlarına 'Cumhuriyet mitinglerini görmeyin' diye telefon geldiğini biliyorum. Zaten görünen köy kılavuz istemez: Bir Ufuk Güldemir'in Habertürk'ü görmüştü, bir de Sky Türk.
Daha evvel de yazmıştım, okurlar 'Yazılarınıza müdahale olmuyor mu' diye sorduklarında 'Hayır' diyorum. Sabahın erken saatlerinde Başbakan'ın arayıp 'Bunu yaz bunu yazma' demediği de ortada. Ama biz köşe yazarları da biliyoruz artık neyi yazıp neyi yazmayacağımızı... Zaten gerçekten istediğini yazan da yok gibi, yazanların başına da gazeteler 'yazar polisi' atıyor. Çok yoğun bir otosansür dönemi bu. En az doğrudan müdahale kadar etkili...

Yeni Star: Ne kadar oldu
Bugün baştan aşağı yenilenmiş haliyle Star gazetesi piyasaya çıkıyor. Logosundan mizanpajına yepyeni bir Star var. Mustafa Karaalioğlu birkaç aydır ciddi gazete yapmak için çalışıyordu; sonunda görücüye çıkıyor. Ondan evvel pilot sayfalar da basına dağıtıldı.
Tiraj kaygısı olmadığı için herhalde İslamcı gazeteler kendilerini daha kolay yenileyebiliyorlar. Bir gecede Zaman yeniden doğmuştu mesela; Milli Gazete en şık görünen gazetelerden biri. Şimdiki Star da merkez medyaya göre eli yüzü düzgün...
Türk basınının en temel problemlerinden biri mizanpajdaki karmaşıklık, kirliliktir. Bütün birinci sayfalar birbirine benzer bu yüzden. Logolar hep kırmızıdır. Bunu değiştirmeye de pek kimse yeltenmez.
O yüzden alternatif gazetelerin kendini yenileme girişimlerine ilkesel olarak destek olunmasından yanayım.
Star'ın bazı handikapları var. Dünyanın neresinde olursanız olun gazetenizin adı Star'sa bunun ciddi olarak algılanması imkansızdır. Star, bir tabloid gazetesine yakışan ad.
Şimdi Karaalioğlu Star'dan bir Guardian yaratmaya çalışıyor... Logo mavi, kurumsallık ve ağırlık adına Star yazısı büyük harfle yazılmış. Ama yine de zayıf kalmış; çünkü toplam dört karakter zaten... İstese de sayfayı taşıyamıyor.
Asıl sorun ise...
İçerikle sunum arasında tıpkı Zaman'da olduğu gibi bir uçurum var yeni Star'da.
Çünkü bu iki gazetede çok şık, ağırbaşlı mizanpajla çıkmalarına rağmen doğrulu tartışmalı, spekülatif bir sürü haberi yayınlıyorlar. Yaptıkları dengesiz haberciliği dengeli mizanpajla mı desteliyorlar belki de...
Umarım bu şekil değişimi Star için zihniyet değişimi anlamına da gelir... Umarım bir daha bu gazetenin manşeti yüzünden hiç kimse intihar etmek zorunda kalmaz.

<p>Tarihçi-Yazar Koray Şerbetçi bu hafta Kestirmeden Tarih  programında Kudüs özel bölümüyle karşını

Medeniyetlerin aynası Kudüs… Kadim şehre kim ne getirdi?

İşgalci İsrail, içlerinde hamile bir kadınında bulunduğu ailenin tüm fertlerini öldürdü

Mehmetçiğin dikkati Doğu Akdeniz'de faciayı önledi

Samsun'da işgalci İsrail'in Filistin'e yönelik saldırıları protesto edildi