• $ 5,7543
  • € 6,3479
  • 272.38
  • 103781
Haber hattı
0530 708 54 54
Haber hattı
0530 708 54 54

Atatürk dövmesi gericilik mi ilericilik mi

Dövmeciler 'Biz sadece yaparız, silmeyiz' diyorlar. Ardından da büyük bir kampanya başlıyor. Bu işi bir kampanyaya dönüşüyor; bedavaya Atatürk'ün imzasını çiziyorlar. Şimdi müthiş bir kuyruk var... Önümüzdeki aya bile gün bulmakta zorlanıyorsunuz.
Bu 10 Kasım öncesi Yılmaz Özdil'in bu fenomeni anlattığı yazısını duygulanarak okudum.
Bir Atatürk fetişisti olduğum için? İçimdeki Kemalist dalgalanmalara dur diyemediğimden mi? Ulusalcılığımı dizginleyemediğimden mi? Ya da gidip dövme sırasına girme isteği oluştuğundan mı?
Hiçbiri değil. Kendimi ne Atatürkçü, ne Kemalist, ne ulusalcı olarak tarif edebilirim. Ayrıca günümüzde mürekkep değmemiş vücutların azınlıkta kaldığına ve daha kıymetli olduğuna inanıyorum.
Ama bu dalga hepimizin hissettiklerine tercüme oluyor gibi.
Bakın, bu yıl sadece Atatürk dövmelerinde patlama yaşanmadı, 10 Kasım'da Anıtkabir ziyaretlerinde de rekor kırıldı. Yüzde 42, sesi çıkabildiği kadar, sesini duyurabildiği kadar tavrını göstermeye çalışıyor.
Dövmeler de bir tepkinin vücuda kazınmış hali. Türkiye'nin bir kesimi bu ülkenin götürüldüğü yere karşı vücuduna Kemal Atatürk'ün adını kazıyarak mesajını veriyor. Bir protestonun karşılığını 'K. Atatürk' imzasında buluyor.
Gericiliğe tepki gösteriliyor.
Peki bir liderin adını vücuda kazımak da bir tür gericilik değil mi? Her şey bir yana o lideri putlaştırma, diktatörleştirme tehlikesi barındırıyor.
Normal şartlarda, bu putlaştırmaya, bir liderin imzasının tepkinin simgesi olarak kullanılmasına tepki duyulması gerekir.
Ama ne yazık ki Türkiye'nin bugünkü özel döneminde, tarihin dönemecinde bu toplumsal dalgaya dışarıdan, mesafeli, 'yabancı gözüyle' bakmak mümkün değil. Ben bile duygulanıyorum işte; anlatmaya çalıştığım o.
Türkiye o kadar bölündü, o kadar gerildi ki, bu ülkenin bir kesimi kendi isyanını dillendirmek için yine Kemal Atatürk'ün arkasına sığınmaktan başka bir çare bulamıyor.
Oysaki Türkiye iyi liderlerin ve modern dünya düşüncesinin egemenliğinde ilerleseydi bugün Atatürk'ü de aşmış, onun başlattığını bambaşka bir yere taşıyacak, kim bilir belki de ondan çok daha üstün liderler yetiştirmiş olacaktı.
Ama onun yerine bize Adnan Menderes, Turgut Özal, Tansu Çiller, Mesut Yılmaz, Tayyip Erdoğan falan nasip oldu.
Ve ne yazık ki kısa Cumhuriyet tarihimiz ilerlemecilik, çağdaşlık, Batılılık adına Atatürk'ün üzerine bir taş daha koyamadı. Ve bugün gericilik sancıları çekiyorsak sebebi de Atatürk'ü aşamamış, onun açtığı yolu ilerletmemiş olmamızdır. Bu hepimizin ayıbıdır.
Aşsaydık, gelişseydik, daha iyi bir lider yetiştirseydik toplumun ruh hali de eminim daha sağlıklı olurdu. Tepki göstermek için ilk Cumhurbaşkanı'nın arkasına sığınmaya gerek kalmayabilirdi. Ve bu Atatürk'ün dövmesini yaptırmaktan çok daha kıymetli bir katkı olurdu Türkiye'ye.
Maalesef 2010 Türkiye'sinde bu ülkenin en aydın, en okumuş kenti İzmir bile kurtuluşu 1938 yılında hayatını kaybeden Mustafa Kemal Atatürk'e geri dönmekte buluyor.
Bu çağdaş Türkiye'nin gururu mu, çaresizliği mi? Bizi yönetenler bu ülkeyi biraz daha geriye götürürse, biraz daha karanlığa teslim ederse Atatürk bile 'fazla' gelecek ve II. Meşrutiyet'i bile mumla arayacağız.
Bugünkü Türkiye'ye baktığımda 'İyi ki her Anadolu şehrinde bir Atatürk heykeli var' diyorum kendi kendime... İyi ki ilkokulda 'Andımız'ı okutuyoruz, iyi ki bayrak törenleri var, iyi ki sınıflara, okullara, devlet dairelerine posterlerini aşmışız...
Bunlar da olmasaydı gerileşmeye meyilli, karanlığa bu kadar kolay teslim olabilen Türkiye'nin ne hale geleceğini düşünmek bile istemiyorum.
Eskiden kızdığım ve aklımın almadığı her şey de gerileyen Türkiye'ye sahip çıkmak istiyorum. O yüzden İzmir'de iğne acısına rağmen vücutlarına Atatürk yazdıranları da anlıyorum, ruh hallerini paylaşıyorum.
Çünkü emin olun, bu posterler, bu heykeller ve son olarak da bu imza dövmeleri olmasaydı Cahiliye Devri bu ülkenin son çağdaşlık dönemini de yutar, tarih kitaplarından bile siler atardı.

Planladığım eylemler
- MAHSUN KIRMIZIGÜL'ün 'New York'ta Beş Minare' filminin korsan kopyasına bulsam 50 TL vermeyi düşünüyorum. Yeter ki sinemada izlemeyeyim, cebimden bir bilet parası bile bu çakma sinemacıya gitmesin.
-MAKBULE HANDE ÖZYENER'i barışmak için 'maklube' yemeğe davet etmek istiyorum. Organizasyon için Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı'nı arayacağım.
- BİR zamanlar Hürriyet'te 'karşı mahalleden' haberler veren AHMET ARSAN misali, Zaman gazetesi de benzer bir köşe açsın diye kampanya başlatılsın istiyorum.
- Leman dergisinin 'Engin Abi yazıyı sıçtıysan göndermeni bekliyoruz' yazılı ENGİN ARDIÇ kapağını Necdet Özalit'e büyüttürüp önce Suadiye, ardından da Paris'te Opera civarlarına asmayı düşüyorum.
- HazIr Paris'e gitmişken neredeyse fotoğrafları çekilsin diye mesken tuttuğu L'Avenue'da CEM UZAN'ı basıp 'Sen sonradan görme misin' demek istiyorum.

Aman Başbakan duymasın
Beşiktaş Balık Pazarı'ndaki içerideki masalar... Nişantaşı'ndaki hemen hemen bütün barlar... Asmalımescit'te 'Eelence' ve Cihangir'de 'Mini Müzikhol' adlı mekanlar... Harbiye'de 'Piyasa' adlı kulüp...
Hepsinin bir ortak özelliği var. İçerisi inanılmaz dumanaltı. Hiçbiri sigara yasağına uymuyor... Hepsinde 'Sigara İçilmez' yazısının altında bir tane daha yakılıyor... Mustafa Sarıgül... İsmail Ünal... Ve Ahmet Misbah Demircan bu işe ne diyor peki?

İki gazetecinin farkı

Bİr başkasının utancını yaşadığınız anlar vardır ya, geçenlerde Amerika'ya 'hanut' geziyle giden Erdal Şafak'ın İnternet'e bağlanamadığı yazısını okuyunca onun adına yüzüm kızardı.
İçimden 'İnternet'e bağlanamayan adamdan bir de gazete yönetmesini bekliyorlar' diye geçirdim. Evet, ne yazık ki Türkiye'de basın bu noktada.
Adam bir cangılın ortasında değil, New York'ta Times Square'de İnternet'e bağlanamıyor. Havada bedava kablosuz İnternet olan New York'ta! Her Apple mağazasında İnternet'e bağlanılan New York'ta!
Dünkü Milliyet'te bir İnternet hikayesi daha vardı.
Aslı Aydıntaşbaş da Roma'dan yazısını geçememiş bir türlü. Benim de başıma geldi, Roma'da İnternet cafe'lere girmek için bile yabancılardan 'pasaport' istiyorlar. 'Hotspot' çok sınırlı, kamusal alanda wireless'a bağlanmanız için İtalyan olmanız ve sosyal güvenlik numarasıyla girmeniz gerekiyor... Korkunç bir yer bu açıdan...
Ama isteyen yolunu buluyor...
Aslı Aydıntaşbaş, yağmurun altında pes etmemiş, sonunda saatliği 10 Euro gibi astronomik bir ücret ödeyerek de olsa bağlanacağı yer bulup yazısını geçmiş... Üstelik yanında bir kadeh PinotGrigio içerek...
İki gazetecinin arasındaki sadece mesleki bir fark değil, aynı zamanda da bir kültür ve adaptasyon farkı.

<p>İstanbul Emniyet Müdürlüğü Çevik Kuvvet Şube Müdürlüğü’ne bağlı olarak bir yıl önce kurulan Atlı

Atlı Polislerin Nefes Kesen Eğitimi

İşsizlik maaşı için şart koşulan 120 günlük 'prim ödeyerek sürekli çalışma' maddesi değiştiriliyor

Transferin hayal kırıklıkları

Günün en çok paylaşılan fotoğrafları