• $7,3631
  • €8,9411
  • 438.28
  • 1540.35
30 Mayıs 2011 Pazartesi

13 Haziran sabahı gazeteci olmak

Geçen eylül ayında hemen referandumun ardından kendi kendime bir karar verdim: Türkiye'de daha az vakit geçirecektim. 'Evet' oylarının farklı oranda galip çıkması, genel olarak yaşadığım hayal kırıklığı, birkaç tane şahsi sebep birleşince çoktandır kafamdaki 'iki şehirli hayatı' yaşamaya karar verdim.
Bundan birkaç sene önce New York'ta bir eşofmanla başıboş dolaşırken kendi kendime 'Bu şehirde uzun bir süre vakit geçirmek istiyorum' deyip bir türlü cesaret edememiştim.
12 Eylül referandumu Türkiye'de birçok açıdan milat oldu. İlk kez bu referandumla bir 'bölünme' haritası ortaya çıktı mesela.
Biz gazeteciler için kendi mesleğimizi yapmanın imkansızlığı da referandumla tescillendi. O günden bugüne köşesini fıkrayla, suya sabuna dokunmayan konularla geçiren ve sürekli zaman kazanmaya çalışan köşe yazarlarını görüyorsunuz. Yargılamayın, ne yazık ki pek seçenek de kalmadı.
Sanırım benim de topluma ve ülkenin geleceğine dair yaşadığım derin hayal kırıklığıyla İstanbul'u terk ederken yapmak istediğim buydu ilk başta: Zaman kazanmak.
Doğrusu, referandumdan sonra sular durulur ve Türkiye zoraki bir normalleşme sürecine girer diye bekliyordum.
Ama hükümete yaranma derdindeki birtakım gazetecilerin saçtığı terör bunu imkansız hale getirdi.
Seçim kampanyalarıyla beraber ton daha da arttı, çıta iyice düştü. Sadece işini yapan gazetecilere karşı her gün ayrı bir tehdit, her gün bir ihbar, başka gazeteciler tarafından hedef gösterilmek... Bu şartlar altında gazetecilik yapılabilir mi? Hadi gazeteciliği bıraktım, bu baskı ortamında yaşanabilir mi?
Tehdit ve iftiranın bol keseden havada uçuştuğu bir ortamda bazen kendimi Oğuz Atay'ın 'Korkuyu Beklerken' hikayesindeki kahraman gibi hissetmeye başladım. Ortada geçerli hiçbir sebep yokken, sadece hissedilen terör yüzünden kafayı sıyırmakta olan bir münzevi gibi.
Bu düzeysizlikle, bu kalitesizlikle, bu tehditlerle, bu ortamda mı yaşayacağım?
Benim halihazırda yapmakta olduğum gazetecilik dışında bildiğim bir iş yok. Ama bu işin sınırları da giderek daralıyor. 'Mizah yazarlığı' gibi alternatif şapkam da yok, altına sığınacağım.
Her şey bir yana, böyle bir dönemde havlu atmayı kendime yediremem.
12 Eylül referandumundan beri köşe yazarlarına bakıyorum, onların zaman kazanma arzularını anlıyorum.
Ama ben bir 'döneme' bağlı gazetecilik yapmak da istemiyorum. Bir başka iktidar olsa da bugünkü çizgimden ödün veremem ki... Mizacım böyle, kendimi hep muhalif olmak üzerine programlamışım; gazeteciyim çünkü.
12 Eylül'den sonra kendi hayatım, yaşadığım ülke hakkında bir sürü kuşku bulutu dolaşıyordu kafamda. 12 Haziran seçimlerinden sonraysa yaptığımız işle ilgili.
Şu son sekiz yıl gösterdi ki yandaş yazarlık, tetikçilik, Başbakan'ın ve hükümetin arkasına sığınarak, onlardan güç alarak yapılan gazetecilik bu mesleği öldürdü. Eskinin şikayet edilen pespaye basını, düzeysizlikte 10'a, 100'e katlandı.
Ben iktidar partisinde de bu genel kalitesizlikten, iktidarın arkasına saklanılarak yapılan çirkinliklerden rahatsızlık duyulduğuna, duyulacağına inanıyorum.
Bir ara yol bulunmalı.
Dahası, sekiz yıl boyunca sadece belli bir kesime verilen erişim medyanın büyük bölümünün hareket alanını da engelledi. AKP kapıları kapalı merkez medyadaki belli bir kesime kapalı olduğundan bizler görevimizi eksik yaptık, hükümetin de medyayla diyaloğu koptu. Birbirimizi tanısak, iletişim kursak bu kadar gerilir miydi medyayla hükümet... Bilmiyorum...
Her iki tarafın da intikam ve rövanş hissinden kurtulması şartıyla...
13 Haziran sabahı bu yanlışlardan dönülebilir mi? Temiz bir sayfa açılabilir mi? İlişkiler yeniden gözden geçirilebilir, diyalog başlayabilir mi?
Başbakan Erdoğan'ın 'balkon konuşması' bu olmalıdır, Türkiye insanların birbiriyle konuştuğu ülke olmaya geri dönmelidir.

McQueen çılgınlığı
Kuşkusuz intiharı gizemine gizem kattı, onu bir modacıdan bir sanatçı statüsüne yükseltti. Bu yüzden de New York'taki Metropolitan Museum of Art onun adına özel bir sergi açtı.
Alexander McQueen'in okuldan mezun olduğundan beri yaptığı kıyafetler Met'te sergileniyor. Müze, yoğun ilgiden dolayı sergiyi 7 Ağustos'a kadar uzattı.
Hem de ne yoğun ilgi... Müzenin içinde saatler süren bir kuyruk. Sergi salonu tıkış tıkış, herkeste birbirini iterek bir elbise görme yarışı.
Ama değiyor mu değiyor... Her şeyden önce McQueen'in ne kadar derin biri olduğunu anlıyorsunuz kıyafetlerinden. Nasıl bir devrimci olduğunu... Bu yüzden bir modacı değil, bir devrimci, bir sanatçı o. Bir de ne kadar çok acı çektiğini görüyorsunuz kıyafetlerden. Her makas ve iplik darbesine yansımış bir acı sanki. Büyük sanatçı olmak için büyük acı şart mıdır acaba?

İşte kalite sorunu
Adam adını yazmasını bilmez, hayatında bir kitabı baştan sona okuyup okumadığı şüpheli ama mesleğini sorarsanız 'köşe yazarı' olarak geçiyor.
Ergun Babahan'ın yönettiği gazetede çalışırken zaman zaman yayın yönetmeni olarak yazmak zorunda olduğu metinlerin yazıişlerinde nasıl alay konusu olduğunu hatırlarım. Gazetenin kıdemli muhabirleri onun Türkçesini, ifade bozukluklarını düzeltmek için uğraşırdı. Çoğu zaman da kimse ne demek istediğini anlamazdı. Çok basit bir konuyu bile ifade etmekte zorlanırdı. Öyle bir yeteneği, altyapısı yoktu ne yazık ki...
Adını yazmasını bilmeyen adam köşe yazarı... Ama hala köşe yazısı yazmayı da bilmiyor.
Geçen gün Devlet Bahçeli'nin de kasetleri olduğuna dair kaleme aldıkları 'yazı' mı Allah aşkına? Bu kadar çiğ, bu kadar düzeysiz, mesnetsiz, sallama bir köşe yazısı yazılır mı?
Ancak yazı yazmasını bilmeyenin kaleminden çıkar bu kadar ucuz bir yazı. Yazıdan bihaber olanın, yazıya saygısı olmayanın.
Ben İslamcı basının gelişmesini, merkez medyadan yazar devşirmesini, kendi yıldızlarını yaratmasını ilgiyle yıllardır takip ediyorum. Ama işte böyle Ergun Babahan gibi isimlerle yola çıkınca da basındaki kalite sorunu hemen ortaya çıkıyor.
Zamanla karşı mahalle basınının da bu kalite çıtasını fark edeceğini, ileriye gitme zorunluluğunun ister istemez bu gazetelerde de kendisini göstereceğini düşünüyorum. O zaman da kuşkusuz eleme kaçınılmaz olacaktır.
Yazık ki o eleme gününe kadar bu kalitesizler ordusu mesleğimizi çürütmeye devam edecek.
***
Not: Gelin bir tahminde bulunalım. Bu eleştirim üzerine birkaç gün içinde zamanında ekmeğini yediği, daha kısa süre öncesine kadar kapısında iş dilendiği bu gazetenin patronunu hedef alan bir saldırı yazısı yazacak Babahan...
İddiaya var mısınız?
Not 2: Hiçbir iğrençlik, en kötü yazı, en rezil haber bile Star gazetesine yönelik saldırıyı meşru kılmaz. Camları indirmenin, gazetecileri tehdit etmenin bir açıklaması olamaz. MHP'li tosuncukların hala yontulması, hala olgunlaşması gerekiyor: Devlet terbiyesi bekliyorum. Tüm Star çalışanlarına geçmiş olsun, hepimizin yaşamının pamuk ipliğine bağlı olduğu gündelik terör ülkesi Türkiye'de ucuz kurtuldular.

<h3>Başkan Erdoğan'dan esnafa kredi müjdesi</h3><h3>6 AY ERTELENECEK</h3><p>Başkan Erdoğan, Halkbank

25 Ocak 2021 Güncel Haberler

Türkiye'nin yeni nesil yerli silahları

Yüksek Hızlı Tren testlerini yapan tren Sivas'a geldi

Dünyanın en pahalı savaş jetleri hangileri? İşte dudak uçuklatan fiyatlar