• $33,0413
  • €36,0249
  • 2561.47
  • 11064.9
23 Ocak 2023 Pazartesi

Kuraklık ve gıda krizi sürecinde Türkiye'nin inisiyatifi

Bugünlerde hepimiz aynı meseleyi konuşuyoruz. Neredeyse ocak ayının sonu geldi ama kış hâlâ gelmedi. Hava hâlâ 20 derece civarında... Geçtiğimiz yıl bugünlerde kardan kapanan yolları konuşurken bu yıl memlekette yağmura bile hasret kalmış durumdayız.

Üstelik bu iklim meselesi sadece Türkiye'ye özgü bir sorun değil. Yağmurun hiç eksik olmadığı İngiltere'de bile yağışların ve Thames Nehri'ndeki su seviyesinin bile ciddi oranda azaldığı; tüm Avrupa'nın tüm yaz boyu 40 derece sıcaklarla kavrulduğu bir yılı geride bıraktık.

Kuraklık, yangınlar, gıda krizi gibi pek çok iklim ve çevre meselesi şüphesiz tüm insanlığın ortak meselesi. İklim konusu tüm dünyada bir süredir hem akademinin hem medyanın hem de siyasetin gündeminde. Ama gündemde tutulma biçimi de bir o kadar ilgi çekici. Birtakım küreselci merkezlerin ve küresel Batı hegemonyasının sanayi devriminden vahşi kapitalizmin tüm o doğa tahribatına kadar dünyanın bu hâle gelişindeki sorumluluğu ortadayken bu meselenin üçüncü dünya ülkelerine karşı bir aparata dönüştürüldüğünü görmek gerek.

Öte yandan Çin gibi geç sanayileşmiş ülkelerin ve komünizm döneminden itibaren Rusya'nın tabiatı nasıl hor kullanıp çevre ile ilgili asgari hassasiyeti göstermediği herkesin malumu. Nitekim Doğu Türkistan başta olmak üzere yalnız insanlara değil doğaya da hor davranan Çin'i, Türk dünyasının önemli sembolik mekanlarından Aral Gölü'nü bir çevre katliamı ile yok eden Sovyet Rusya'yı da iyi biliyoruz.

Yani böyle bir evrensel çevre krizi bile devletlerarası güç ve hegemonya mücadelelerinin bir parçası olmuş durumda. Üstelik tüm insanlığın dayanışma hâlinde olması, el birliğiyle konuya karşı bir politika belirlemesi gerekirken bunun gerçekleşmemesi büyük bir hayal kırıklığı yaratıyor.

Hâlbuki bırakın çevrenin bizzat devletler önceliğinde tahrip edilmesini; başta kapitalistler veya başka gruplar olmak üzere doğaya karşı tahrip edici eğilimler geliştiğinde bunu durdurup millet adına ülkelerin toprağına da denizine de havasına da sahip çıkıp koruyucu bir tavır alması gereken temel aktörler devletler olmalı.

İşte tam bu noktada tüm dünyayı etkileyen böyle bir insani krizde Türkiye tarihe geçecek bir inisiyatif aldı, alıyor...

Mesela Ukrayna Savaşı sürecinde, başta Batı devletleri olmak üzere artan gıda krizi ve Afrika'daki açlık tehdidine karşı çözüm üretemezken bu insani krize hem Zelenski hem de Putin'le görüşerek müdahale eden, tahıl koridorunu açan da yine Türkiye Cumhurbaşkanı Erdoğan olmuştu.

Aynı şekilde hem Afrika'daki açlık ve yoksullukla hem de küresel gıda sorunuyla mücadelede pek çok projeyle elini taşın altına koyan Emine Erdoğan hanımefendinin çabaları da büyük önem taşıyor.

Geçtiğimiz günlerde Cumhurbaşkanlığı Külliyesi'nde Emine Erdoğan'ın ev sahipliğinde düzenlenen ve Ankara'daki yabancı ülke büyükelçilerinin katıldığı "Ortak Evimiz Dünya İçin Sıfır Atık" programı da bu bakımdan mühimdi. Bu program Emine Erdoğan hanımefendinin öncülüğünde ve 28 çevre gönüllüsünün yazılarıyla katkı yaptığı geçtiğimiz yıl yayımlanan "Dünya Ortak Evimiz" kitabının da devamı niteliğinde olmakla birlikte Emine hanımefendinin konudaki hassasiyetini ön plana çıkarıyor.

Dünyamızın devletlerin sınırlarını aşan ortak sorunları için ortak bir tavır ve hassasiyet çağrısı yapıp, Afrika ve Ukrayna krizi başta olmak üzere pek çok önemli projede yer alan Emine Erdoğan'ın "sıfır atık" konusundaki inisiyatifi ciddi ehemmiyet arz ediyor.

Geleneksel yaşamda gıdaların israf edilmeyip, her bir parçasının farklı şekillerde değerlendirildiği düşünüldüğünde "Sıfır Atık" projesi hem binlerce ton gıdanın israf edilmesine karşı bir farkındalık yaratıyor hem de somut çıktılarıyla Türkiye'nin konuya öncülük etmesini sağlıyor. Nitekim Beştepe Külliyesi'ndeki programda da vurgulandığı gibi geleneksel Türk Mutfağı bayat ekmeklerin, meyve kabuklarının bile çöpe atılmadan değerlendirilip nitelikli gıdalara dönüştürüldüğü bir mutfak olarak bize bugün bile yol gösteriyor.

Burada unutulmaması gereken nokta şu: İklim ve tabiata dair gerçek meselelerin samimi ve insani bir perspektifle ele alınmasını engelleyen, "çevrecilik" gibi görünen ama esasında bazı küresel menfaat gruplarıyla paralel belirlenmiş bir dil var. Çevreci gibi görünüp bazı politik ve ekonomik çıkar grupları ile hareket edenlerin veya bu konuları sadece bir PR aracı görüp esasına eğilmeyenlerin tersine Türkiye'nin samimi, menfaat gözetmeden elini taşın altına koyan politikaları daha da değerli hâle geliyor.

<p>Sırpların planını bir kelebeğin kanat çırpışı bozdu...</p><p>Srebrenitsa katliamının acı simgesi

Sırpların planını bozan mavi kelebekler

3 bin 500 yıllık tarifle 8 çeşit ekmek yapıldı! Yozgat'taki arkeolojik kazılarda bulundu

Su üzerinde hareketsiz görünce ceset sandılar! Gerçek ortaya çıkınca...

İletişim Başkanlığı'ndan 15 Temmuz'a özel etkinlikler: Milletin Zaferi temasıyla düzenlenecek