• $7,3546
  • €8,9508
  • 438.546
  • 1536.11
26 Ağustos 2012 Pazar

Sonradan zengin Türk tatili!

Tüm dünyada ‘logosuzluk’, ‘gizli lüks’ gibi kavramlar yaygınlaşıyor; en azından orta sınıf parasının hesabını biliyor. Oysa bir Alaçatı, Bodrum ya da Türklerin yoğunlukla ziyaret ettiği Yunan adalarına gidin; pek çok Türk’ün ‘balon fiyatları’ kınamak bir yana bunu, ödeyebilecek durumda olduğunu böbürlenerek anlatmak için bir araç olarak kullandığını göreceksiniz.

ABD’nin California eyaletinde lüks bir restoran. Işık, ortam güzel. İnsanlar keyifle sipariş verir, yemek yerken bir garson ortaya çıkıyor, elinde farklı bir mönüyle…

Kendini ‘su garsonu’ olarak tanıtan bu bey, su mönüsünü sunuyor misafirlerine. İlk çift, bu duruma şaşırsa da, hemen duruma adapte oluyor mönüden ismini beğendikleri L’eau Du Robinet adlı su ile Mr. Fiji’yi sipariş ediyor.

Şişe suların her biri 4,75 dolar.

Ardından başka masalar, başka müşteriler geliyor. Kimi ‘Brezilya ormanlarından gelen’ ve şişesi 6,75 dolar olan Amozonas’ı, kimi bir İspanyol markasını istiyor.

Ve sıra tadımlara geldiğinde müşteriler, mönüde yazan ‘Saf”, “Canlandırıcı”, “Doğal kaynaktan el değmeden şişelendi”, “Kuşkusuz Fransız”, “Tavuk ve etle uyumu mükemmel” gibi sözcüklerin de etkisiyle suları öve öve bitiremiyor.

Müşteriler, yorumlarını soran garsona “Eşsiz”, “Tadına doyulmuyor”, “Doğanın kalbindeymiş gibi hissettiriyor”, “Çok yumuşak” gibi kelimeler dökerken biz, ekranın diğer bölümünde garsonun 10 dakika önce yaptığı işi görüyoruz:

‘Su garsonu’, üzerlerinde sahte etiketler olan ‘havalı’ şişeleri dizmiş, bir huni ve hortum yardımıyla içlerine musluk suyu boca ediyor. Sırıta sırıta...

Bu görüntüler yıllar önce Penn&Teller Show’da gösterildi; ‘The Truth About Bottled  Water’ (Şişe suyu hakkındaki gerçekler) başlıklı bu video, youtube’da izlenme rekorları kırdı. “Bu bir kamera şakası” denilmese eminim müşteriler dostlarına suyla yaşadıkları lezzet deneyimini anlata anlata bitiremeyeceklerdi! Etkileyiciydi.

Son yıllarda bazı ortamlarda sıkça bu ‘deney’ gelir aklıma; en çok da Alaçatı’da… Bir de, yeni zengin Rus fıkrası:

Boris bir restoranda karşılaştığı arkadaşına “Kaça aldın takım elbiseni?” diye sorar.

2.000 euro’luk fiyatı öğrenince de “Yazık etmişsin, aynısı falanca yerdeki butikte 4.000 euro” der!

DENİZ DEĞİL ‘BEACH’!
Özdemir Asaf’ın ünlü dizelerini sık sık “Bütün her şey etiketleniyordu birinciliği suya verdiler” cümlesine eviriyorum. Kısa yıllar öncesinde musluktan kana kana içtiğimiz suyu şişeledik satın alıyoruz, denizlerimizin dörtbir yanı ‘beach’ oldu; para vermeden, şezlong kiralayıp gazoz içmeden kıyısına yaklaşamıyoruz!

Lahmacun, ayranın Bodrum’da bir mekânda 50 TL’ye satıldığının ‘öğrenilmesi’ şok etkisi yaratıyor; oysa uzun süredir pek çok yerde bunun gibi, buna yakın çok fiyat var.

3 KAŞIK YOĞURT 10 TL
Plaj girişleri 30-40, hafta sonları 40-50 TL Alaçatı’da mesela. Geçen hafta bulunduğum bir yerden bahsedeyim; yer, plaj çok güzel, sakin; her şey geri dönüşümlü, özenerek yapılmış, portakal kasalarından bar yapılmış mesela; uzun uzun otur onu izle. En güzeli müzik ‘kararında’. Ama tostlar 12-16, ayran 10 TL; 15 TL’lik meyve tabağımın yanına şekerim var, düşürsün diyerek bir kase yoğurt istiyorum faturamıza 10 TL yansıyor. Ortam paha biçilmez, ama bir günün sonunda ‘bu kadar da geçirilmez’!

Ancak işin asıl ilginç olan yanı ‘marka ve zenginlik teşhircisi Türklerin’; balon fiyatlardan şikâyet etmek yerine bundan gurur duyması.

Ne kadar zengin, ne kadar ‘yemiş, içmiş, para harcamış’ olduklarını kanıtlamak için birçok formülleri var.

‘GÖSTERME’ TAKTİKLERİ
1- CÖMERTLİK
‘Cömertlik’ bunlardan biri mesela... Sen keyifle bir şey yudumlarken “Aaaa ondan içme bundan iç. Kadehi bilmem ne kadar... Ama değer” diyerek sana zorla bir şey ısmarlıyorlar önce... Sen onu bitirip de eski içkine dönmek istersen bunun nedeninin, önceki tadı daha çok sevmen olduğunu kabul etmiyorlar; sana hayatın kısa olduğuna ve paranın harcanmasına dair dersler veriyorlar.

2- AZARLAMA
Bir de ‘azarlama’ yöntemi var ki o en tatlısı... Mesela bir yemekte yerini beğenmeyen, kendini gösteremeyen ‘sonradan zengin’, bunun acısını çeşitli yerlerden çıkarıyor. Garsonlara “Bu ıstakozla bu şarap gider mi yahu?” gibi nutuklar çekiliyor; “Aa bunun cava sangria’dan haberi bile yok!” gibi aşağılamalar başlıyor...

3- DERSİNE ÇALIŞAN MAKBUL
Ancak Allah için haklarını verelim, ‘derslerine çalışıyorlar’; ben okuduğum 600 sayfalık kitabın adını hatırlayamazken bu tipler, Albert Camus karakteriyle adaş bir ‘Meursault’ şarabı hakkında birkaç dergi yazısını bire bir sana tekrar edebiliyor.

TREND LOGOSUZLUK
Oysa kötü haberi benden duymuş olmayın ama artık ‘moda ve marka’ kavramları da değişiyor.

Aktris Salma Hayek’in eşi, bünyesinde Gucci, Balenciaga, Yves Saint Laurent ve Alexander McQueen gibi markaları bulunduran Fransız PPR şirketinin CEO’su Francois-Henri Pinault, bundan böyle tasarımlarında marka logolarını çok daha az kullanacaklarını açıkladı.

Bu sadece ‘gösterme’ meraklıları için değil, taklit ürün üretenler için bile kötü; bizde logo yoksa satış da yok!

Pinault, “Bu yeni anlayışla beraber, ‘gizli lüks’ kavramını başlatacağız. Bu şekilde her şey çok daha sofistike olacak” diyerek yeni bir anlayışı haber veriyordu.

İngiliz Vogue’unun editörlerinden Harriet Quick “Yeni trend ‘sessiz moda’. Artık tüm aksesuar ve kıyafetlerde daha az logo yer alacak” derken Harrods mağazasının moda ve güzellik direktörü Marigay McKee “Giyimde de, makyajda da sadelik moda” dedi.

Logo yokluğunun, sadelik anlayışının yukarıda bahsettiğime benzer taktikleri daha da vurgulanır hale getireceğinden korkuyor; zor bir döneme gireceklerini düşündüğüm gösteriş meraklısı ve marka teşhircisi Türk kısmına şu dönem geçene kadar Allah’tan sabır diliyorum.

Türkiye’de benzeri çekilemeyecek bir dizi: The Newsroom

"newsroom.jpg"

Bugüne kadar en ‘bu bize uymaz’ diyeceğimiz Amerikan dizilerinin bile Türk versiyonlarını izledik. Ancak bugün size gerçekten Türkiye’de çekilemeyecek bir diziden bahsetmek isterim, The Newsroom’dan.

Şimdiden tanıtımları, kamera arkası görüntüleri ekranlarda dönüyor; dizi çok yakında, 16 Eylül’de cnbc-e’de başlıyor.

Dizi bir kere bu işlerin piri HBO yapımı. Dizinin ‘babası’ ünlü bir senarist Aaron Sorkin; The Social Network, a Few Good Men, Moneyball gibi filmlerin, Emmy ödüllü The West Wing gibi dizilerin senaristi. Bol diyaloglu, seyirciyi zorlayan, muhalif senaryoların yazarı.

Başrolünde Jeff Daniels’ın rol aldığı The Newsroom (Haber odası) da böyle bir senaryoya sahip. Dizi adından da anlaşılabileceği gibi haberlerle ilgili; bir televizyonun haber masasını, haberlerin hazırlanışını, skandalları, insanlar arası ilişkileri, habercilerin birbiriyle kurduğu ilişkileri ve bolca ABD’yi anlatıyor. Daniels, dizide Atlantis Cable News (ACN) adlı bir kanalın anchorman’ı Will McAvoy’u canlandırıyor. Değerleri olan, doğruları savunma adına çok uğraşan, çalıştığı insanları delirten, zeki, entelektüel ve aslen duygusal, âşık bir adam Will McAvoy.

AŞK VE NEFRET
Her bölümde ‘gerçek’ ve hemen hemen güncel bir olayın haber oluşunu ve ekibin hem başka kanallarla, hem de kendi aralarındaki rekabetini, aşk ve nefret ilişkilerini izliyoruz.

Dizi, izleyenlerine işlediği konular itibariyle biraz Amerikan gelebilir. Gilmore Girls gibi dizileri izleyenler kolay adapte olacaktır ama diyaloglar hızlı ve uzun bulunabilir. Ama The Newsroom, dinamiği iyi bir dizi izlemek isteyenler için birebir; özellikle de haber yapanların ne türlü zorluklarla karşılaştıklarını aynı zamanda ne tür pislikler yapabileceğini, ne tür belalara bulaşabileceğini göstermesi açısından da çok başarılı.

Ve Amerikan haberciliğine, ABD’ye yerinde bir eleştirel gözle bakıyor, Obama hükümetini ya da zaman zaman muhalefeti gerçekten öyle bir eleştiriyor ki Türkiye’de böylesinin yapılamayacağını düşündürtüyor. Bir de, müziği güzel hiçbir filmin kötü olduğunu görmedim herhalde; dizinin müzikleri çok güncel değil ama hepsi güzel.

Bugün skandal, yarın tişört!

"tshirt.jpg"

BBC gibi haber kanallarında, perşembe gününün en çok okunan/izlenen haberiydi; İspanya’nın Zaragoza kenti yakınlarındaki Merhamet Mabedi Kilisesi’nde bulunan 100 yıllık İsa freski nem yüzünden zarar görünce yaşlı bir kadın tarafından restore edilmek istendi. Ancak ortaya korkunç bir görüntü çıkınca uzmanlar işe el koydu.Türklerin alışık olduğu türden bu skandal, dünyada büyük yankı uyandırdı. Ve ertesi gün, cuma, esprili ve ticari zekâsı yüksek eller tarafından olayın tişörtü üretilmişti:

‘Kill Your Idols’ (İdollerini Öldür) yazılı tişörtte İsa suretinin ‘yenilenmiş’ ve İsa’dan başka her şeye benzeyen halinin çizimi basılmıştı. Ve meraklısına; internette 23 euro’ya satılıyor!

<p>Kocaeli’nin Darıca ilçesinde, dükkanın önünde oturup döner ekmek yiyen Sebahattin Emek̵

Kocaeli'de içleri ısıtan görüntü: Koluna konup dönerine ortak oldu

Türkiye'nin yeni nesil yerli silahları

''Eren-4 Karlıova-Varto'' ve ''Eren-5 Bagok'' operasyonları başlatıldı! İşte ilk kareler

Mutfakta işinizi yarayacak pratik bilgiler! Yumurtayı pişirirken içine buz atarsanız...