• $7,4126
  • €9,0363
  • 441.833
  • 1542.45
28 Ekim 2012 Pazar

Nerede o eski 'Hayal'ler

Sadece bayramlar değil; denizler, ağaçlar, bahçeler, sevdiğimiz binalar, aşık olduğumuz manzaralar, kendimizi ait hissettiğimiz mekanlar da 'uzaklaşıyor' artık. Hem de göz göre göre 'yerine bunu diktik' denile denile... Enseyi karartmamak, çocukluğa dair anılara belki de biraz eski fotoğraflara bakmak lazım!

"nilay.20121027194814.jpg"4 ya da 5; olsa olsa 6 yaşındayım.Yazlık evimizdeyiz. En eski tip, klasik ve sevimli yazlık sitelerden birinde oturuyoruz; iki, sadece iki katlı; yatay ilerleyen bir site. Bahçesinde gece ışıl ışıl olan 'mantarlar' yani rengarenk lambalar var...
Herkes birbirini tanıyor, herkes muhabette; sık sık toplu yemekler yapılıyor bahçede. Aslında İstanbul'da o ev de (hatta şimdiki konut reklamlarına bakarsanız İstanbul'un tam da göbeği) ama biz o zaman yazlığı pek İstanbul'da saymazdık.
Evimizin önünde minik bir cadde, otomobil ve faytonlar (evet Adaların dışında da fayton vardı o zamanlar)...  Sonra önümüzde bir küçük site daha ve sonrası deniz; mis! Balkonumuz çok büyük değil ama turuncu tentesi ve salıncağıyla eşsiz.
Ama benim için varsa yoksa, odamın olduğu o arka taraf. Her sabah odaya dolan güneş, o ışık, camdan dışarı baktığımda gördüğüm o enginlik hissi ve o ağaç. O yalnız ve güzel ağaç!
Arka bahçemiz dar ama sonrası annemin salata yapmadan önce beni gönderdiği, her şeyi taptaze, kimi zaman ellerimle koparıp aldığım bir bostan; gelincik tarlaları ve aslında küçük bünyemle, yıllar yılı dağ sandığım yüksekçe tepe ve tepedeki o ağaç.

SEN HİÇ KUM BALIĞI GÖRDÜN MÜ?

Sabahlarım hemen hemen aynı; kızarmış ekmek kokusu, güneş, cama yaslanış ve -kalkıp yürüyecek sanki- o ağacı kontrol ediş, 'Hah yine orada, bugün kuşlarla'... Rahatlama, balkonda leziz bir kahvaltı, çizgi film ve sonra kapı çalar... Özgür ve annesi beni alır; tülbentlerle kum balığı tutar, kovada yüzüşünü izler izler bırakırız onları; tutar tutar bırakırız.
O yazlara dair, müthiş mutlu, harika yeşil, derin mavi anılarım vardır; bol sulu, bol doğalı, çok oyunlu, kimi zaman yaralanmalı ama hep neşeli.

AĞACA YOLCULUK

Ama bir gün var ki... O gün unutulmazdır... Babam bakmış ki Nilay her gün o ağaca bakıyor; bir pazar güzelce giydirdiler beni, yanımıza da bir dolu malzeme aldık; girdik bostana ve sonra yürüdük o tepeye... 'Babaaaa ağaca mı gidiyoruz?' Yanımızdaki çapayla merdivenler aça aça çıktık o tepeye, o ağacın yanına...
Her gün benim baktığım pencereden gülümseyerek bana el sallayan anneme o ağacın altından bir el sallayışım vardı ki, o anki iç kıvılcımlarımı hayatta anlatamam. Babamla orada piknik de yaptık; çadır da kurduk... Anlatamam!

"hayal-kahvesi.jpg"DENİZ NASIL UZAKLAŞIR!

Tahmin edersiniz ki o ağaç yok artık; o bostan da, gelincik tarlaları da, hatta tepe de yok, dağ da; hepsi koca koca siteler! Bizim As Sitesi yerli yerinde ama deniz nasıl uzaklaşır? Denize ulaşmak için 3 sıra apartman, 2  yol var!
 Denize girdiğimiz, kumsalında oynadığımız, gitarlar eşliğinde şarkılar söylenen, voleybol maçları yaptığımız yerlerin hepsi beton üzeri büfe-kafeler! Şezlong kirasını vermeden, çay ya da gazoz ısmarlamadan, bangır bangır müzik dinlemeden denize giremiyorsunuz artık. Kum balıklarının da orada durduğunu sanmam şu haliyle! 

94'LÜNÜN ESKİ İSTANBUL'U!

Birkaç ay önce bir muhabette 'Ben 1954'lüyüm, zamanımdaki İstanbul'dan bahsedebilirim ama 1984, hatta 1994 doğumlu biri bile 'Eskiden İstanbul...' diye konuşuyor. Sizce de garip değil mi?' diyordu Yüksek Mimar Burak Boysan.
Aslında belki farkındayız, belki değil; ama hepimizin 'ruhen' bağlı olduğu ağaçlar, binalar, çeşmeler, sokaklar, pencereler, manzaralar, bir zamanlar yakınken şimdi uzaklaşan, 'kapanan' denizler var. Her şey hızla değişiyor. Sevdiğimiz, kendimizi rahat ve ait hissettiğimiz yerler 'gittikçe' içimizdeki bazı odalar da kapanıyor.

VEDASIZ MÜHÜRLEME

Belki de sırf bunun için Atlas Sineması'nın, İnci Pastanesi'nin, Haydarpaşa'nın ya da şimdilerde camında dijital bir ekranda 'ucuz mönü' duyurusu yapılan yılların Markiz'inin korunması gerekiyor... Ya da geçen hafta çarşamba bir veda gecesi yapacakken, kapısı pazartesiden apar topar mühürlenen Hayal Kahvesi'nin...

'HAYALSİZ' OLMAZ!

İstanbul'un, hatta 21 yıl öncesi düşünülürse Türkiye'nin en önemli canlı müzik mekanlarından Beyoğlu Hayal Kahvesi, Afrika Han'a veda etti. Orası komple otel olacak; Hayal Beyoğlu da, Meşelik Sokak'taki Hayal Bistro'ya taşınacak.
Benim orayla bağım ayrıdır; 1 sene boyunca her cuma, orada Hünkar'ır çömezi olarak DJ'lik yaptım. Ama bilirim ki, pek çok insan için bir dönem 'Bu akşam n'apıyoruz?' sorusunun tartışmasız cevabıydı 'Hayal Kahvesi'. Oraya gidilmezse geceler eksik kalır, başka yere de gidilse final orada yapılırdı. Müdavimsen kısa sürede ailenin ferdi olunurdu orada; müzisyenler de bir süre sonra dostun, arkadaşın...
O minik sahne ne büyük sanatçılar gördü, ne isimler çıkardı. O küçük mekan kaç kez yek vücut bir şarkıya eşlik eden onlarca insanla doldu taştı... Kahkahalar, ağlamalar, ağlanmalar"nilay1.20121027194543.jpg", şarkılar, dostluklar, gelsin Ali'nin, Orhan Abi'nin elinden biralar... Hayal'in bir ruhu var ve mutlaka o ruh yeni mekanında da keyifli olacak ama 'Bulutsuzluk Özlemi' gibi grupların isimlerinin çakılı olduğu o bar, o sahne, o günler hiç unutulmayacak. Tıpkı bir çocuğun aklında kalan bir küçük ağaç gibi...

İnsanın kendini evinde hissettiği bir mekan, hele de müzikli bir bar kurmak zordur; Beyoğlu Hayal Kahvesi, Türkiye'de bunun en iyi örneklerinden biri oldu..

<p>HDP Esenyurt ilçe binasında asılı, terör örgütü PKK elebaşı Abdullah Öcalan'ın afiş ve posterleri

HDP binasına baskın

Türkiye'nin yeni nesil yerli silahları

Soğuk havaların etkisini arttırdığı Erzincan'da, Girlevik Şelalesi dondu

MİLGEM Projesi'nin 5'inci gemisi denize indi