• $7,3655
  • €8,9558
  • 436.774
  • 1536.11
29 Temmuz 2012 Pazar

Lavanta tarlasında çocuklar

Evet, lavanta tarlalarında çocuklar var... Kuşaklardır bu işi yapan ailelerinin yanında öğrenen, büyüyen, kimi zaman da çalışan çocuklar... Tarlalardaki lavantayı artık ‘bilimsel’ veriler ışığında üreten, toplayan, paylaşan ve aklımıza gelmeyecek kadar çeşit ürün ortaya çıkaran...

Bu yazıda Coşkun Aral’ın İZ TV’deki ‘Avrupa Notları’ adlı belgeseline, Aral’ın kendisine, köylülüğe, bilime, standartlara, ‘uzmanlığın’ önemine, lavantaya, belgeselciliğe, arıcılığa Marsilya’ya dair notlar okuyacaksınız...

FOTO GALERİ İÇİN TIKLAYINIZ!

Bir insan yurt dışında buluştuğu, yolculuktan taze gelmiş üç kişiye nasıl bir “Merhaba” der? Belgesel çekimlerine katılmak üzere, geçtiğimiz hafta sonu Marsilya’da buluştuğumuz Coşkun Aral, Fransa’daki arıcılığı anlatarak karşıladı bizi. 

Bir arı çiftliğinde yapılan çekimlerden yeni gelmişlerdi ve canı sıkkındı biraz… “Türkiye, arı kovanı sayısı bakımından Avrupa’da üçüncü olmasına karşın, bal üretiminde nasıl 65’inci sıraya düşerdi! Kraliçe arıyı kullanmayı bilmiyordu bir kere bizim arıcılar. Kraliçe arı, 1 sene sonra ‘tahtını’ başka bir arıya bırakmalıydı. Ama Türkiye’de kraliçe arıdan çok daha uzun süre faydalanılmak isteniyor, bu da her şeyi berbat ediyordu. 

Türk köylüsü, bilim insanlarının elde ettiği bilgiyle gerçek anlamda buluşmuyordu, ‘Bilmem kim şöyle ekmiş de böyle kazanmış, gelecek sene biz de öyle yapalım’ usulü yürüyordu işler, bu da tüm üretime yansıyordu… Oysa Fransa’nın, Marsilya’nın bir köyünde karşılaştıkları -yakışıklı, akıllı, imajı da yerinde- arıcı, İngiltere’de BJ Sherriff markası adı altında üretilen, ekstra ince ama çok işlevsel, biraz da pahalı arıcılık giysisinden, en son gelişmelerden gayet haberdardı.”

GÜZEL KOKULU BELGESEL

"cocuk.20120729123649.jpg"Yıllar sonra böyle karşılaştık ünlü ‘haberci’, savaş muhabiri, gezgin, belgeselci, iyi aşçı, iyi insan, iyi fotoğrafçı Coşkun Aral ile…

Gerisini de anlatacağım; önce İZ TV ekibiyle lavanta tarlalarında buluşma nedenimiz olan ‘Avrupa Notları’ndan başlayalım.

 ‘Coşkun Aral’la Avrupa Notları’, İZ TV’de Avrupa Birliği’nin (AB) katkısı, AB fonlarıyla hayata geçen ve 7 bölümden oluşan bir belgesel seri. Belgesele İZ TV’nin kurucularından Vedat Atasoy’un da katkısı büyük.

Projenin amacı Avrupa Birliği’ne uyum sürecinde Türkiye’nin önündeki önemli konu başlıklarını gündeme getirmek, uygulamaları örneklerle anlatmak. Tabii cümleyi böyle kurunca ‘çok sıkıcı’ bir izlenim verebilir; aman tuzağa düşülmesin, çok öğretici, zihin açıcı, renkli, kimi zaman eğlenceli, kimi zaman da ‘hüzünlü’…

Projenin ilk iki bölümü yayınlandı. Bizse 4’üncü bölümün çekimleri için Marsilya’daydık... Fransa’da tarımda markalaşmayı ve kaliteyi sağlayan kontrollü köken korumasını (Apelasyon) incelemek üzere lavanta tarlalarında...

KÖYLÜ MİLLETİN EFENDİSİ

Coşkun Aral, yönetmen Vedat Atasoy, yapımcı Evren Toparlak ve kameraman Barbaros Sayılgan’dan oluşan İZ TV ekibi bizden önce bal ve peynir çekimleri de yapmıştı. Ama apelasyonun yani bir nevi ‘kalite standartlarının kontrolü’ aslen lavanta üzerinde yapılacaktı ki; biz de Sault’daki bu çekimlere tanıklık yaptık. 

Vincent Dromel, lavanta üreticisi ve çiftçi. Sault köyündeki küçük dükkânında Lavanta buketleri, lavanta yağı, sabunu ve diğer birçok ürünü satıyor. Eşi dükkân işleriyle meşgul olurken o üretim bölümünde. İki oğlu var; biri çekimler boyunca bize eşlik eden Sezar. Dromel, 7 kuşaktır lavanta üreticisi ve çiftçi; kendisi de oğullarından en az birinin bu işi yapmasını istiyor. 

UZMANLIK DENİLEN ŞEY! 

Hem onda, hem de gezimiz boyunca konuştuğumuz, görüştüğümüz pek çok kişide aynı şeyi görüyoruz; İZ TV ekibinin daha önceki Avrupa tecrübelerinden edindiğimiz izlenim de aynı: Buralarda ‘uzmanlık’ denilen şey var; ‘ara meslekler’ var. Hele de herkesin ‘hemen’ müdür, yönetici, köşe yazarı vs. olmak istediği bir dünyada garip ama çok güzel. İtalya’da mesela, kaldırım yapımında taşın altındaki havayı almak için biri var ve o sadece bu işi yapıyor; gözü, dünyanın bütün diğer daha çok ve daha hızlı kazandıran işlerinde değil! Ve o adam işini iyi biliyor, bilgisi çoğu zaman nesillerdir ‘aktarılan’, gerçekten tecrübeyle öğrenilmiş bilgi. Bu yüzden uzak diyarlarda her mevsim kaldırım taşı değişmiyor!

MUTLULUĞUN RENGİ MOR 

Bu durum tüketiciye de güven veriyor haliyle… Hatta tüketici böyle bir hissin varlığından haberdar bile değil; çünkü Fransa’da aldığı herhangi bir şarap, lavanta ürünü ya da buğday her aşamasında ‘denetim altında’, belli şartlara uymak zorunda. Bir kişi bu şartlara uymadığı ya da sahtekârlık yaptığı takdirde anında cezalandırılıyor ve hatta aforoz ediliyor; sadece kendisi değil ondan sonraki kuşaklar bile bundan etkileniyor. 

Ve bu insanlar bu durumdan mutlu. Vincent Dromel orak ile lavantaları keser, eşi lastiklerle onları demetler, oğulları Sezar da demetlerin sepetlere yerleştirilmesine yardım ederken; yılın 4 ayı böyle çalışan aileye bakıyorum da, sadece uzaktan değil yakından da mutlu görünüyor, huzurlu olduklarını söylüyorlar. Zaten; neden olmasın?

 LAVANTADAN NELER YAPILIR?

TURİSTLER ÇEKSİN DİYE: Daha en başından söyleyeyim, ‘lavantanın turizmi yapılır’. Bizim bulunduğumuz lavantalarıyla ünlü Provence içindeki köylerden Sault, (Vedat Atasoy bölgeyi geçen yıl yaptıkları şarap belgeselinin çekimlerinde keşfetmiş) lavanta turizmiyle de ünlü. Yeşillikler içinde mor tarlalar ve Tour de France’a hazırlanan bisiklet tutkunları, bölgenin değişmez manzaraları. Ancak lavanta tarlaları biraz yakınlaştığınızda ‘kusursuz’ görüntü veren yerler değil. Çünkü toplanması için (elle toplananı da var, makineyle toplananı da) lavanta sıralarının arasının biraz açık olması gerekiyor. Bu da uzaktan bakıldığında bir sıra mor, bir sıra kahverengi (toprak) görüntüsü veriyor. Ancak ‘bilinçli’ turizmci işini bilmiş; iki büyük alana sırf turistlere ‘kartpostallık görüntü versin’ diye aralıksız lavanta ekilmiş! Bölgede lavanta tarlalarını manzara yapan pek çok kafe, restoran var.

LAVANTA TURLARI: ‘Lavanta turlarını’ Türkiye’de İZ TV tavsiyesiyle Antonina Turizm yapıyor.

LAVANTA YENMEZ Mİ?: Keseler içinde, giysilerin arasına kurutulmuş lavanta koymak bir klasik; lavanta sabunu ve kolonyası da öyle. Oysa mesela lavanta balının rahiyası muhteşem. Lavantanın yağı tek başına kullanıldığı gibi onlarca ürüne de kaynak. Lavantadan reçel, kurabiye, şekerleme, dondurma, acıbadem kurabiyeleri yapılıyor.

‘BEN ÇOK GÜZEL GEZEN BİRİYİMDİR, SİZE BELGESEL ÇEKEYİM Mİ?’

Son dönemde ‘belgesel izleme ve belgesel çekme isteğinin’ artığına dair kişisel gözlemimi İZ TV ekibine anlatıp “Neler yapmak gerekir, bunun yolu nedir?” diye soruyorum. Müge Aral “Öncelikle yapılabilirlik” diyor. Fikir çokmuş çünkü; istek ve heves de var, ama bir belgesel öyle görünmese de bayağı meşakkatli ve masraflı; onların da elinde onlarca proje var. Vedat Atasoy, “Şu masadan bile sana onlarca belgesel konusu çıkarırım” diyor; ancak, maddi ve fiziki şartların sağlanması zor oluyor. Belgesele sponsor olmak isteyen, ‘gerçekten’ gönül veren, maddi kaynak yatıran insan sayısı çok az.

BELGESEL KÜTÜPHANESİ ŞART! 

Ben özellikle İZ TV ekibinin, tüm arşivini bir dijital bellekte, isimleri konu başlıklarıyla saklanmasını, kütüphane gibi sergilenmesini, hatta DVD olarak yayınlanmasını istiyorum, bunu da söylüyorum ısrarla. Bana göre bilgi, kişinin ihtiyacı olduğunda daha değerli çünkü. Araştırdığım, o dönem ilgilendiğim konuyla ilgili belgeseli, istediğim zamanda izlesem olmaz mı? Coşkun Aral da, Müge Hanım da bu konuda pek iyimser değil. Zamanında Haberci’nin DVD’lerinin verdiği zarardan, insanların belgesele ilgili görünüp aslında öyle olmamasından şikâyetçiler. Ben yine de, Digitürk kutusunu belgesel kayıtlarıyla doldurmuş bir insan olarak, bu konuda ısrarcıyım.

EĞLENCEDE DEĞİL, İŞTELER... 

Vedat Atasoy ise her gün kendilerine gelen iş başvurularından, e-mail ve fikirlerden bahsediyor. Her e-maili ilgiyle okuyor, mümkün olduğunca yanıt veriyorlar. Ama bir şikâyetleri şu ki, ‘herkes onları çok geziyor sanıyor.’ Oysa sürekli tatilde görünseler de onlar gezmiyor inanın, bayağı ağır çalışıyorlar. Her yemek yiyenin kendini gurme, 3 kişi bir araya gelip seyahat eden herkesin kendini Evliya Çelebi gibi görmesi onları biraz yıldırmış tabii. “Meksika’ya gitmek istiyorum. Masraflarımı karşılayın size bir belgesel çekeceğim” tipi talepler o kadar, o kadar çokmuş ki!

COŞKUN ARAL, TÜRKİYE’Yİ BIRAKIP TAYLAND’A YERLEŞİR Mİ?

SAULT bir Avrupa köyü de olsa köydeyiz işte; geceleri çılgın partiler yok, aynı masa etrafında bin bir muhabbet. Coşkun Aral orada, eşi Müge ve 9 yaşındaki kızları Deniz ile beraber. Müge Aral da metin yazarı, aktif belgeselci ve gezi yazarı; cevval akıllı bir kadın. Gazetecilikten, eskiden, yeniden, haberden, insandan, profesyonel çalışılmamasından konuşuyoruz; Aral’ın pek çok anısı benim için enteresan birer haber konusu (Akşam Hafta Sonu eklerinde yerini bulacaktır). Kısacası ‘gastronomiden astrolojiye’ bin bir farklı konuda muhabbet ederken Tayland’a yerleşmek istediğini söylüyor Coşkun Aral. Herkes bir yere yerleşmek istiyor ya şu günlerde; ilk önce kulak arkası ediyoruz ama bakıyoruz karı-koca bayağı ciddiler.

AZ BİRAZ MARSİLYA...

Toplam 3 gün Marsilya’daydık; bu sürenin 1.5 günü de tarlalarda çekimde geçti.. Sonuçta 1.5 günlük deneyimle bir şehir anlatılmaz. Ancak izlenimlerin bir ‘tadımlık’ olduğunun altını çizerek birkaç not düşeyim.

- Eski Foça’dan ayrılan denizcilerin kurduğu Marsilya güzel bir liman şehri; kiliseleri güzel, bina kapılarının üzerindeki (balıkçı, denizci, anne, işçi) kabartmaları, Art Nouveau tarzı binaları güzel, bir kere denizi serin ve çok güzel. 

- Yapı olarak İzmir Kordon gibi, akşamının serinliği ve suyu Bozcaada tipi.

- 2013 Kültür Başkenti seçilen şehirde deniz kıyısı ile kafeler arasında dev bir ‘meydan-yürüme alanı’ inşaatı var şu sıralar.

- Deniz kıyısında içkilerini yudumlayan havalı turistleri görebiliyor, iki sokak sonda bir mahalleye girdiğinizde caddede namaz kılan bir grup insanla karşılaşabiliyorsunuz.

- Kuzey Afrika kökenlilerin de yaşadığı bölgede Ramazan etkili; pide, şerbetli tatlılar, iftarlıklar sokakların ortasında satışta.

- Şehrin içindeki dev saksılara ekilmiş ağaçlar etkileyici. 

- Biz güzel yemekler, deniz ürünleri tattık; ancak lezzet yazarımız Nedim Atilla, “Gittiğini bilseydim, orada muhteşem Ermeni lokantaları vardır” dedi; biz kaçırdık, yeni gidenlere kısmet artık.

Avrupa Notları’nda neler var?

‘Coşkun Aral’la Avrupa Notları’nın ilk iki bölümü yayınlandı; çekimleri Almanya’nın başkenti Berlin’de yapılan, göçmen sorunlarına değinen ilk bölüm ‘Kreuzberg Küçük İstanbul’ çarpıcıydı. 

- AB’de kültürel ve tarihi mirasın nasıl korunduğuna ilişkin örnekler içeren ikinci bölüm ‘İtalya: Tarihe Yolculuk’ Türkiye’deki örneklerle karşılaştırılınca acı verici! 

- ‘Freiburg Güneş Başkenti’ ise yenilenebilir enerji kaynaklarına, Almanya’dan örnekler veriyor. Diğer bölümler Fransa-Apelasyon; Polonya-İş güvenliği, İsveç-Kadın Hakları, İspanya: Ekonomik kriz, işsizlik.

<p>'Dünyada bir pandemi gerçeği var. Türkiye'de pandemiyle mücadele ediyor. Ekonomik ve sosyal hayat

'Marketlerdeki etiket anarşisi önlenmelidir'

Türkiye'nin yeni nesil yerli silahları

Ağrı Dağı göçmen kuşlara ev sahipliği yapıyor

Mutfakta işinizi yarayacak pratik bilgiler! Yumurtayı pişirirken içine buz atarsanız...