• $7,3894
  • €8,9472
  • 436.945
  • 1459.73
05 Ağustos 2012 Pazar

Birine 450 volt elektrik verir misiniz?

Yooo… Hemen “Hayır, olur mu canım, hayatta olmaz” demeyin. 60’larda otoritenin insan üzerindeki etkisini sorgulayan bir deney, 3 çocuklu ‘cici’ ev hanımlarının bile, “N’olur yapma!” diye bağıran bir adama ölümcül derecede elektrik verebildiğini kanıtladı. Ve bugün... Çevrenizdeki adaletsizliği, acımasızlığı, cahilliği, kolay ‘harcama’ eğilimini, kraldan çok kralcıları düşünün... Deney bugün yapılsa sonuç ne olurdu?

Uzun süre direndim ama bir kez daha Lost’un yaratıcısı   J. J. Abrams’ın tuzağına düştüm; bir bilimkurgu ve polisiye tutkunu olarak, fırsat bulduğum her an ‘Fringe’ izliyorum. Bir takım doğaüstü olaylar, inanılmaz teknolojilerle büyük saldırılar oluyor ve FBI içinde oluşturulan ‘Fringe’ ekibi, özellikle de kadın ajan, Olivia Dunham bunların peşine düşüyor. Araştırma ekibinde çılgın bilim adamı, yüksek IQ’lu Walter Bishop ile oğlu Peter de var ki, zaten bugün saldırılarda kullanılan teknolojilerin çoğu Bishop’un 20 yıl önceki çalışmalarından, çılgın fikirlerden, deneylerden türetilmiş. 

İnsan ilk önce “Yok bu kadarı da olmaz” diyor! Ancak aslında bilim, bir takım deneyler üstün akılların elinde nelere kâdir, o görülüyor. Bugün de bir bilim adamının, Stanley Milgram’ın etkisini hâlâ koruyan deneyine göz atalım.

‘BEN GÖREVİMİ YAPIYORUM’

Yıl 1961’di. 1933 yılında New York’ta, Yahudi bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelen Stanley Milgram, Yale Üniversitesi’nde insan davranışları üzerine araştırmalar yapıyordu. Nazi savaş suçlusu Adolf Eichmann’ın Kudüs’te yargılanmaya başlamasından 3 ay sonra, Temmuz 1961’de yeni bir sosyal araştırmaya başladı.

Milgram, otoritenin insan üzerindeki etkisini merak ediyordu; etkili olduğu kesindi ama bir insan otoritenin emirleri altında ‘ne kadar ileri gidebilirdi?’ Eichmann’ın “Sadece bana verilen görevleri yerine getirdim” savunması ciddiye alınabilir miydi? Yahudi Soykırımı’na katılan binlerce savaş suçlusunun ‘sadece işlerini yapıyor olmak’ gibi bir bahaneleri olabilir miydi? 

OYUNUN KURALLARI 

Yale Üniversitesi’nin bir bodrum katında yapılan deneyler için gazete ilanlarıyla bulunan denekler, 20-50 yaş arası erkeklerdi. Aralarında doktorasını yapmış üniversite mezunları da vardı; 2 çocuk babası ilkokul terk bireyler de... Deneklere, ‘öğrenmede cezanın etkisi’ başlıklı bir araştırma yapıldığı, 1 saatlik deneyi yarıda bıraksalar bile 4.5 dolarlık katılım ücretini alabilecekleri belirtildi. 

Deney aslen 3 kişiyle yapılıyordu. Beyaz önlük giymiş, sert, otoriter, hissiz bir deney kontrolörü (bir oyuncu); bir ‘öğrenci’ yani kurban (ve o da bir oyuncu) ve elektrik veren ‘öğretmen’; yani gerçek denek! 

Deneklere ‘öğrenci’ ve ‘öğretmen’ rolleri için kura çekildiği söyleniyordu. Oysa kura da sahteydi; denek her şekilde elektriği veren öğretmen olacaktı! 

Kuradan sonra öğretmen ve öğrenci farklı odalara ayrıldı. Yalnız öncesinde usta bir oyuncu olan öğrenci ‘bir kalp problemi olduğunun’ da altını çizdi. Öğretmene de, vereceği elektrik şokunun etkisini anlayabilmesi için 45 volt elektrik ‘tattırıldı’. 

Öğretmene daha sonra öğrenciye öğretmesi amacıyla sözcük çiftlerinden oluşan bir liste veriliyor, öğretmen de bu listeyi önce öğrenciye bir kere okuyarak teste başlıyordu. Öğrenci yanlış yanıtlarda elektrik şoklarına maruz kalıyordu. 

DUVARLARI YUMRUKLADI 

Şok gerçek değildi. Öğrenciye bağlı bir cihaz önceden voltajlara göre kaydedilen ‘çığlıkları’ seslendirirken, elektriğin arttığı zamanlarda ‘kurban’ gerçek oyunculuğunu gösteriyor, duvarları yumrukluyor, deneyin bitmesi için yalvarıyor, kalp problemini hatırlatıyordu.

Bu noktada pek çok denek, öğrencinin ne halde olduğunu öğrenmek için deneyi durdurmak istedi. Kimi denekler 135 voltta durup deneyin amacını sorguladı. Çoğu, ‘sonuçlardan sorumlu tutulmayacağına dair güvence aldıktan sonra’ devam etti.  

KADINLAR DA FARKLI DEĞİL 

Ancak tamamı erkek deneklerle yapılan bu ilk çalışmada katılımcıların yüzde 65’i (40 kişiden 26’sı) deneyi sonlandırmadı. Bu arada en erken pes eden bile 300 volt elektrik verip bıraktı! Daha sonra kadın deneklerle yapılan çalışmalarda da sonuçlar çok farklı olmadı; yalnızca kadınlar elektrik verdikten sonra erkeklere oranla daha stresli ve huzursuz oluyorlardı. Bu arada şunlar da tespit edildi: 

- Kurbanın ortamdaki varlığı arttıkça ya da otorite uzaklaştıkça deneğin itaati azalıyordu. 

- Otoritenin saygınlığı durumu etkiliyordu (Deney Yale Üniversitesi dışında yapıldığında itaat yüzde 47.5’e düştü). 

- Karar verme konusunda, -özellikle bir kriz ortamında- hiçbir deneyimi olmayan bir denek, kararı gruba bırakıyordu.

ÜNİFORMA ETKİSİ

Modern toplumlarda olguları rasyonel kıldığımız sürece onları sorgulamaya gerek yoktur! Ancak Milgram’ın insanlığı sorgulayan deneyi büyük tartışmalara yol açtı. Üç çocuk annesi ‘cici’ ev kadınları bile, bir odada “Ne olur dur?” diye kapıları yumruklayan birine nasıl olur da öldürücü dozda elektrik verebilirdi. ‘Beyaz önlüğün’, ‘erk’in etkisi daha sonra pek çok araştırmaya da konu oldu; bir hastanede doktor ve hemşireler arasında yapılan aynı araştırmada da hemşirelerden sadece biri “Bu etik değil, bu dozda bir ilacı hastaya veremem” dedi; gerisi doktor ne derse onu yapmanın peşindeydi.

ŞARKILAR SENİ SÖYLER 

Onlarca kez tekrar edilip hep benzer sonuçlar alınan Milgram Deneyi pek çok dizi, film, çizgi roman ve hatta şarkıya konu oldu. 

CSI’ın bir bölümünde katil çiftler üzerinde bu deneyi başka şekilde uyguluyordu mesela… ‘Malcolm in the Middle’ adlı komedi dizisinde bile deneye değiniliyordu. ‘V for Vendetta’ adlı çizgi romanda Milgram Deneyi yer aldı. Çarpıcı bir Alman filmi olan ‘Das Experiment’ da (2001) Milgram Deneyi’nden esinlenmişti ama filmde güç sahibi insanların değişimi ön plandayken, Milgram’ın altını çizdiği nokta çok daha derindi: Bu deney insanların ‘zor durumlarda’, verdikleri kötü kararları birinin üzerine atıp kendini soyutlamadaki yeteneğini de gösteriyordu. Güçsüzlüğün gücünü! 

Genesis, 1983’te ‘Just A Job To Do’ (Yapılması gereken bir iş işte); Peter Gabriel de 1986 tarihli ‘We Do What We’re Told-Milgram’s 37’ - (Biz Bize Söyleneni Yaparız - Milgram’ın 37’si) adlı parçalasında deneye gönderme yapıyordu. Gabriel, direk Milgram’ın 18’inci deneyinde 40 kişiden 37’sinin itaat etmesini hedef alıyordu. 

BUGÜN NE OLURDU? 

Milgram’ın bu deneyi yapmasının üzerinden neredeyse 50 yıl geçti; biz daha akıllı, farkında, daha eğitimli, birbiriyle daha fazla ‘iletişim halinde’ bireyler gibiyiz değil mi? Siyaseten ‘kraldan çok kralcılığı’, farklılıklara tahammülsüzlüğü, kadına şiddeti ya da en basitini ele alalım, park yeri yüzünden cinayeti, sosyal medyadaki saf tutmaları, linç eğilimini, adaletsizliği gördükçe korkuyorum. Fringe’de Doktor Bishop’un çalışmalarının ‘hortlaması gibi’, Milgram ve benzeri deneyler hortlasa kimi kime kaç volt elektrik verirdi?

<p>Mardin'de akrabalar arasında çıkan kavga silahlı çatışmaya dönüştü. Kameralara yansıyan görüntüle

Aksiyon filmi değil gerçek: Araçla gelip dehşet saçtılar

Türkiye'nin yeni nesil yerli silahları

Hayranı gibi yaklaştı önce imzasını aldı, sonra canını!

Günün en çok paylaşılan fotoğrafları