• $7,355
  • €8,947
  • 438.842
  • 1535.87
22 Eylül 2012 Cumartesi

'Zırhlı' devletin 'korumasız' güvenlik güçleri

16 Eylül'de Hatay'da Türkiye-Suriye Dostluk Grubu'nun 'barış' talepli pankartsız, slogansız yürüyüş ve basın açıklaması yüzlerce polis tarafından ablukaya alınıp kuş uçurtmazken Tunceli'de Ovacık Cumhuriyet Başsavcısı Murat Uzun lojman merdivenlerine kanlar içinde yığılırken yanında bir tek koruma bile yoktu..
Ovacıklılar'ın 'biz onu sevmiştik' dedikleri, iki ay önce tayin olan Başsavcı'nın daha geçenlerde bir milletvekilinin karayolunda kaçırıldığı bölgede ölüm tehdidi aldığını ve bir ay önce tabanca istediğini haberlerde okuyorduk ama tabanca gelmeden savcı Uzun evine girerken arkadan kurşunlanmıştı..
Eminiz ki genç savcının cenaze törenine bellerinde silahları koruma duvarıyla çepeçevre sarılmış devlet erkanı katılacak artık kulakların duymadığı taziyelerini ve telinlerini ileteceklerdi..
Güvenlik ve koruma gerekçesiyle hayatın her anına doğrudan müdahale edip en temel özgürlük alanlarını gasp edildiği günümüzde sahiden de devletin güvenlik politikaları 'piyasaların huzuruna' ve seçkin bir zümrenin 'güvenliğine mi' endekslenmişti...
Koruma konvoyları, zırhlı milyarlık araçlar, her yıl katlanan güvenlik ve terörle mücadele harcamaları, nereye harcandığı 'devlet tasarrufunda' olan örtülü ödenek yani yüklü kamu kaynaklarımızın akıtıldığı devletin 'güvenlik/terörle mücadele stratejisi' polisin, askerin, savcının canını neden zırhlayamıyordu..
Savcıya koruma, askere ve polise zırhlı araç GSMH'ımızın yüzde 2.5'unu aşan denetlenemez Savunma Bütçesi'ne yük mü yoksa evrensel güvenlik normlarını dışlayan idari sorumlulukla ilgili bir zafiyet üstü örtüldükçe kapatılamaz bir hale mi gelmişti..    
263 askeri birliklerine dağıtım için sivil otobüslerle 'korucusuz' Bingöl kara yoluna çıkartan güvenlik zihniyetinin kentsel dönüşüm projelerinin sağlığı için karadan panzer havadan helikopterle takip edilen yıkımlarını haberlerden biliyorduk..    
Ne tuhaftır ki Solaklı'da HES inşaatına iş makinalarının girmesin diye protesto eden köylüleri engellemek için geceden vadiye 700 jandarma konuşlandırılıyordu ama 'mülkü' korumakla görevli bu güvenlik güçlerinin yollarda ve karakollardaki 'can güvenliği' ise ucuz işçi statülü kaderle açıklanan kazalarda yitiyordu...
Esenyurt'ta AVM inşaatında -20 derecede kaldıkları bez çadırda birkaç dakikada yanan 11 güvencesiz işçiyle Afyonkarahisar'da patlayan cephanelikte kavrulan çoğu 15 günlük asker 25 çocuğun ölümünü 'kaza ve kader' olarak açıklayan çok yetkili ağız ortaklığıyla 'ihmal varsa araştırılacaktır' diyorlardı..
Bir mühendis ve bir binbaşı kişisel sorumluluğuna binaen Avrupa'nın en büyük AVM'si ile TSK'nın en büyük cephanelerinden birinde 'çoklu ölüm' taksiratıyla tutuklanıyor ne sistemin kendisi ne de kurumların ve devletin diğer yetkin sorumluları sorgulanıyordu..
Yine kurumsal bir ihmalin veya hatanın yapılıp yapılmadığı meçhul ve 'şeffaf devlet dışı' Uludere katliamı öylece tarihimize yerleşiyor ve Uludere'de sivil minibüsle sevk edilen 10 tanesinin şehit olduğu kazada erleri uçurumdan, 34 evladını yitiren Uludereliler canla başla çıkartıyordu..
Bingöl-Muş karayolunda 'zırhsız' araçta görev yerlerine giderken hayatını kaybeden 8 polis zırhlı araçları eğer 15 gün içinde yapılmış olsa yaşıyor olacaklardı...          
Otoriter güvenlikçi devlet gündelik hayatın her anına sızıp didiklerken, bütün demokratik hak ve özgürlükler 'terörle mücadele' gerekçesiyle silerken otoriterliği arttıkça zayıflayan 'güvenliği' acaba neye işaret ediyordu..

<p>Cumhurbaşkanı Sergio Mattarella, hükümet krizini aşmak için yarından itibaren parlamentoda temsil

İtalya'da hükümet krizi... Conte gitti, şimdi ne olacak?

Türkiye'nin yeni nesil yerli silahları

Ağrı Dağı göçmen kuşlara ev sahipliği yapıyor

Mehmetçik yeni kamuflajlarıyla görev başında