• $7,4126
  • €9,0363
  • 441.833
  • 1542.45
21 Şubat 2012 Salı

Yüzü NATO'ya kalkanı 'Doğu'ya' dönük güç Türkiye

Sovyetlerin dağılmasından sonra girdiği 'kimlik krizinden' sıyrılarak kendini yeniden yapılandırarak global, emperyalist ruhunu güncelleyen NATO'ya girişimiz, 18 Şubat'ta 60 yılı bulmuştu.
Üstelik bu 60. yılda NATO ile ilişkilerini kuvvetle tahkim eden Türkiye, Kürecik'te kurulan Füze Kalkan Sistemi'yle bu ittifakı taçlandırmakla kalmamış ittifakın en gözde ülkesi konumuna da gelmişti.
Elbette, 'Ama düğmesine bizim basacağımız' kalkan sisteminin aslında Ortadoğu ve bölgeye doğru başını uzatmış NATO gücü olduğunu komşulara söylemeye pek gerek yoktu.
Zaten Batılı yayılmacı militer güçlerle NATO çatısında et tırnak misali bir arada bugünlere gelen ortak tarihimizde, bize düşen rolü ne kadar hevesle talep ettiğimizi, geçen hafta NATO Genel Sekreteri Rasmussen ifade etmişti.
Rasmussen, Füze Savunma Sistemi'ni Türkiye'nin talep ettiğini söylemiş, sistemle ilgili ayrıntıların Chicago'da konuşulacağını belirtmiş ve Türkiye'nin Kosova, Afganistan ve en son olarak da Libya operasyonlarında çok önemli katkılarda bulunduğunu eklemişti.
NATO Genel Sekreteri ayrıca 'İzmir'de güçlü bir kara kuvvetleri komutanlığı kurulmasına karar verildiği, buranın hem Türkiye hem de NATO için önemli bir üs olacağı' müjdesini de vermişti.
Ama ne yazık ki NATO'nun Füze Kalkan Sistemi'ne ev sahipliği yapmanın stratejik risklerini sorgulamak yerine, füze karşıtlarının 'marjinal topluluk' gibi gösterilip, zabıta dahil tartaklandığı ve hapis cezası aldığı Türkiye'de Rasmussen'in sözleri 'sessizlikle karşılanmış' standart demeç muamelesi görmüştü.
Anlaşılan, Türkiye enikonu Kürecik'teki Füze Kalkanı, İzmir'deki yeni kara kuvvetleri komutanlığı, Marmaris, Şile, Konya, Balıkesir ve nükleer başlık dolu İncirlik üsleriyle birlikte NATO'nun yeni güvenlik konseptine en fazla destek veren ülke unvanını kapmıştı.
Böylece Türkiye hem militer hegemonyaya gülümseyen 'Batılı yüzü' hem de Arap ülkelerine 'ev ödevi' emsal gösterilen 'demokrasisiyle' nasıl da NATO'nun kadim müttefikliğinin hakkını veriyordu.
Batı güçlerin küresel emperyal politikalarının taşıyıcısı NATO, 'yeni savunma/güvenlik stratejisi' adıyla savaş mekanizmalarını gündeme sokarken, bu politikaları haklılaştırıcı misyon propagandasını yapmak da bize düşüyordu.
Nitekim Rasmussen, Türkiye'nin Ortadoğu ve Kuzey Afrika'daki deneyimi ve uzmanlık alanlarının NATO için ne kadar önemli olduğunu söylerken, Arap Baharı devam ettikçe Türkiye'nin liderliğinin de ehemmiyetini artacağını söylemesi hiç boşuna değildi.
Türkiye'nin gelecekte bölgede muhtemel NATO 'operasyonlarında' yer alacak bir numaralı ortak ülke olduğunun ilanı yapılmıştı.
Belli ki yeniçağın barbarizm görüntüleriyle nihayete eren NATO patentli Libya'yı 'özgürleştirme' müdahalesi, ittifakın özgüvenini yerine getirmişti.
Ve yine Suriye'deki otokrat rejime karşı gelişen halk hareketinin ruhu, El Kaide/cihatçı taşeronlu Batılı güçlerce 'çalınıp /çürütülmüştü' fakat akabinde planlanan 'insani müdahale' şimdilik Rusya ve Çin'in BM kararını vetosuyla durdurulmuş görünüyordu.
Diğer yandan İran'ı nükleer çalışmalarından ötürü NATO'nun güvenliğini sarsacak 'tehlikeli ülke' diye damgalayıcı Batılı siyasi söylem, Kürecik'te ocakta faaliyete giren Füze Kalkan Sistemi'yle eşzamanlı tırmanıyordu.
Hakikaten Batılı emperyal askeri güç NATO'ya girişimizin 60. yılında, ne kadar 'Batılı' bir ülke konumuna erişmiştik...

<p>Nijerya açıklarında Türk gemisine yönelik bir saldırı gerçekleşti. Saldırıda bir denizci hayatını

Türk gemisine saldırının arkasında Fransa mı var?

Türkiye'nin yeni nesil yerli silahları

En kötü yıl gerçekten 2020 mi? Bilim insanları, 536 yılına işaret ediyor

Rusya'da binlerce kişi sokaklara döküldü!