• $7,4126
  • €9,0363
  • 441.833
  • 1542.45
15 Mayıs 2012 Salı

Üniversite gençliğinin yargıyla 'ıslahatı'...

Gençlerin boyunlarına dolanıp yağlı ilmek olan ya da bileklerine dolanıp hayatlarından zindan yapan gayri hukuki yargı kararları, sakın darbe tarihinin sararmış sayfalarında kaldı sanmayın.
Çünkü Türkiye devletinin her devir zinde iktidar tekniği; toplumsal muhalefeti dolayısıyla da başta muhalif öğrencileri önce 'kriminalize' edip sonra yargılama yoluyla 'ıslahatı' günümüzde de bütün cüssesiyle varlığını dayatmakta.
Hem de yeni 'demokratik ve katılımcı' anayasa yazımının ve 12 Eylül yargılamasının başladığı tarihlerde, sadece nisan ayından beri yüzlerce üniversite öğrencisi gözaltına alınıp 100'e yakını tutuklandı.
Bazıları 2007 yılından beri tutuklu yargılanan öğrencilerle ilgili suçlamalar ve mahkeme kararları hala yargı muhakemesinin suçlu olduğu kanıtının değil 'kanısının' yine devletin adaletine yettiği zamanlardayız.
Puşisini takıp otobüs beklerken gözaltına alınıp 25 ay tutuklu kalan Galatasaray Üniversitesi öğrencisi Cihan Kırmızıgül'e 11 yıl 3 ay hapis cezası veren mahkeme kararı gibi...
Cihan'ı terör örgütüyle ilişkilendirebilecek ne bir delil, ne bir telefon kaydı, ne bir parmak izi ne de bir tanık ifadesi olmasına rağmen 'puşi' yegane delil sayılarak Cihan peşinen 'suçlu' bulunmuştu.
25 ay tutuklu kaldıktan sonra 23 Mart günü tutuksuz yargılanmak için serbest bırakılan Cihan Kırmızıgül'e, geçen haftaki son duruşmada 33 yıl 9 ay ceza veren mahkeme 'indirim uygulayarak' 11 yıl 3 aya düşürmüştü.
4 Nisan'da Adana'da 24 öğrenciye 'örgüt üyeliği' suçlamasıyla toplam 270 yıl 6 ay, Tunceli Üniversitesi'nde beş öğrenciye 79 yıl ve İnönü Üniversitesi'nden altı öğrenciye 55 yılı bulan cezalar verilmişti.
Bu fahiş hapis cezalarıyla öğrencilerin el koyulan eğitim hakkı bir yana, daha yargılama sonucunu beklemeye tahammülsüz rektörlerin öğrencileri okuldan atma haberleri eşlik ediyordu...
Siyasi iktidar, milliyetçi muhafazakar teyakkuz haliyle 'demokratikleşme' iddiasını sürüncemede bırakıp sündürürken; ağır hapis cezaları alan pankart, puşi, kitap, afiş, anma etkinlikleriyle aslında bütün sol/sosyalist öğrenci örgütlenmeleri ilk elden 'terör örgütüyle' eşleştiriliyor. Bu dönemin 'ibret-i müesses' davaları olarak gençliğe otoriter gözdağı ve uyarı gönderilmiş oluyor.
Yani puşi takıp dolaşan üniversite öğrencisi nasıl yargı zihninde 'işte terörist imgesi' diye delilsiz delaletsiz kolayca kabul görüyorsa, parasız eğitim pankartı açarak piyasaların yeni aktörü üniversiteyi inciten ya da  Kürecik'te ne idüğü belirsiz füze kalkanını protesto eden öğrenciler de 'terörist etkinlikten' paylarını alıyorlardı.
Geçmişin 'milliyetçi' gençlik yetiştirme idealini günümüzde muhafazakar-girişimci kastı ve dindar- ucuz emek piyasası şeklinde tanzim eden devletin otoriter refleksleri de demokratik haklarını savunan solcu öğrencilerin ellerine müdanasız kelepçe oluyor ve 'boyunlarındaki puşiden' terörist yaratıyordu.
Demokratik bir ülkede bireysel ve toplu halde düşünce ve ifade özgürlüğünün varlığını gösteren bütün eylemler daha önce propaganda suçundan yargılanırken, son iki yıldır artık terör örgütü üyeliği suçlamasına dahil ediliyor.
Pek tabii ki hem piyasaların çıkarlarına servis yapacak hem de devletin müesses ideolojisini esirgeyecek özel güvenlikli üniversitelerimizde 'kamusallığın ve bilimselliğin' nihaitasfiyesi için yüzlerce üniversite öğrencisi daha 'terörist' suçlamasıyla tutuklanacaktır.
Ta ki 'siyasetle uğraşmam, puşi takmam, param kadar kredili ders almalıyım, öğrenci örgütleri terör örgütleridir, füze kalkanından bana ne, demokratik talepler demokrasiye düşmandır, en doğruyu rektörüm, patronum, siyasi otorite bilir, bütün sol örgütlerin arkasında karanlık yapılar vardır' ezberini kalbi edinmiş homojen gençliğe ulaşıncaya kadar da sürdürülecek...

<h3>Süper Lig'in 20. haftasında Fatih Karagümrük ve Beşiktaş karşı karşıya geldi. Maç Kara Kartal'ın

Beşiktaş-Karagümrük maç yorumu

Türkiye'nin yeni nesil yerli silahları

1 milyon kibritle öyle bir şey yaptı ki

Kurşun kalemlerin ucunda sanat