• $8,2364
  • €10,0327
  • 484.788
  • 1441.33
10 Mart 2011 Perşembe

Uğur'un heykelinden korkanlara

Bir çocuğun sırtına yakın mesafeden kaç kurşun sığdığının bilgisini, Uğur Kaymaz öldürülünce öğrenmiştik.
Bu uğursuz bilgi 13 kurşundu, ayağında terliklerle vurulan Uğur, hep 12 yaşında kalacaktı.
Çocukların sırtına onlarca kurşunun, karınlarına şarapnel parçalarının daldığı ülkenin ticari medyasında haliyle o zamanlar yaprak kıpırdamamıştı. Çünkü Mardin Kızıltepe'de Uğur ve babasının evlerinin bahçesinde katli, vaka-ı adliyedendi, haber arka sayfaların küçük karelerinde dondurulmuştu.
Haz odaklı medyamız, alışkanlığı gereği hak odaklı bütün haberleri derin filtresinden geçirirken siyaset alanını istila eden laiklik/dindarlık kapışması toplumun biricik siyasi meselesi gibi pompalanıyordu. İşte tam bu sıralarda günümüzün 'yeni müesses nizamı' eski nizamın bekasını kendi meşrebince edinip, ehil sahibi oluyordu. Ve her zaman olduğu üzere devletin bütün temsillerini, kadrolarını ve icraatlarını tel örgüyle çevirerek korumaya alan adli sistem, allem edip kallem edip Uğur'un delik deşik edilmesine bir kulp arıyordu...
Ve sonunda da buldu, Uğur tanımlanmıştı 'terörist yavrusuydu'.  
Uğur'a 5. sınıf öğrencisi olarak biçilen rol, yargısız infazda 'ölü', katillerin yargılaması sonucunda gelen beraat kararıyla yargılı infazda 'çocuk suçlu' idi.
Cezaevinde gürbüzleşip evlenen Ogün Samast'ı 'Suça sürüklenen çocuk' diye tanımlayan şefkatli devlet zihni, Uğur'un yüzüstü vurulduğu evinin bahçesinde 'teröristliğine' kanaat getirmişti.
Uğur'un öldürülmesine karışan polis memurlarının üç yıl süren, şehir şehir gezen dava sürecinin sonunda temyize giden beraat kararı Yargıtay tarafından da onanmıştı.
'Eylemin meşru müdafaa sınırlarında' olduğuna karar verilmişti.
Uğur 12 Eylül döneminde ya da Cumhuriyet'in baskıcı tek parti zamanlarında değil, 21 Kasım 2004'te öldürülmüştü.
Tam da geçmişin mağduru 'milli iradenin' iktidarına rastlayan Uğur'un yaşam hakkının sökülüp alınması ve kurban çocuk olsa da 'suçlulaştırılma' hikayesi burada bitmiyordu.
Geçtiğimiz yıl Diyarbakır'ın Sur Belediye Başkanı'nın Uğur Kaymaz adına yaptırdığı heykel büyük rahatsızlık yarattı.
Geçmişin 'karanlıklarıyla' hesaplaşma kararlılığına laf söyletmeyen sivil demokrasimiz, koruyamadığı ve ölümünden sorumlu olduğu Uğur'un çocuk anısını temsil eden heykele bile katlanamıyordu. Çünkü 12 yaşındaki çocuğu arkasından vuran 13 kurşunun hıncının hukuki izahını yapmayan devlet 'gücünü' koruma refleksi, haşince harekete geçmişti.
Sur Belediye Başkanı'nın yaptırdığı heykele Özel Yetkili Savcı'nın 'belediyeyi zarara uğrattığı' gerekçesiyle açılan davada çıkan beraat kararını Yargıtay bozdu. Gerekçe, ölen çocuğun yaşı ve vücudundaki kurşun sayısını sembolize eden heykelin, TCK'nın 215. maddesinde yer alan 'suç ve suçluyu övme' fiiline girip girmediği değerlendirilecekti.
12 yaşındaki küçük Uğur'un teröristliği, yasadışı örgüt üyeliği bir yana heykelinin 'suç ve suçluyu övme' fiilini temsil etmesi, şimdilerde savunulan yargı özerkliğini ve hukukun üstünlüğü iddialarını taçlandırıyor olsa gerek. 
Yeni rejimin totaliter icraatları, hukuksuzluk ve adaletsizlik silsilesi, siyasi tarihimize yeni bir dönem olarak eklemleniyor.
Günümüzün mağdurlarının hak çığlıklarını yüzlerine, isimlerine göre ve işlerine gelirse duyan demokrasi şehvetiyle titreyen kabuklu vicdanlara, 'Uğur'un heykelindeki' suç unsurunu da sormadan geçmeyelim!  
Uğur'un heykelinden korkmayın, çocukları öldürmekten ve masum insanların yaşam hakkına el koyan 'güçten' korkun...

<h3><strong>Haftanın magazin başlıklarını Akşam Gazetesi Magazin Müdürü Barış Kocaoğlu ve Eda Cabul

Kerem Bursin kafelere gidenlere 'salak' dedi, Maldivler'e gitti!

Türkiye'nin ilk silahlı insansız deniz aracı, füze atışlarına hazır

İzmir'de denizin yüzeyini 'deniz marulu' kapladı

Halk pazarları Covid-19 tedbirleriyle açıldı