• $7,3624
  • €8,9258
  • 435.811
  • 1473.24
05 Temmuz 2011 Salı

Türkiye modeli 'büyüme' ve dünya rekoru...

Yüzde 11'lik ekonomik büyümenin gerçekte ne anlama geldiği ve bu sürdürülemez büyüme modelinin artık neyin sinyalini verdiği bir kenara bırakılarak, hemen popülizmin gözü çıkarıldı.
Dünya rekoru kıran yüzde 11'lik büyümemiz, yurt sınırları içinde 'süper ekonomik güç' ve Çin'le Hindistan'ı geride bırakan 'ekonomi mucizesi' olduğumuza yoruldu.
 Heyecanlanmamız gerektiği ve son dönem muhtelif ekonomik verilerin 'yükseldiği' doğruydu.
İlk çeyrekte G-20'nin en fazla büyüyen ülkesi Avrasya kaplanı Türkiye'nin azman tüketimi, rekor kıran ithalatı, devasa dış ticaret açığı, zıvanadan çıkan cari açığından oluşan ekonomik şişkinlik, yüzde 11'lik büyümenin ta kendisiydi.
Dış kaynak -ithalat tüketimle obezleşmiş ekonomi siluetimizi istikrarlı diye takdim edilen kendin çal kendin söyle sınırlarını aşamamıştı ve küresel gerçeklikten kopuk yerel dolduruştan ibaretti...    
Çin ve Hindistan bile geri durarak, 'buyurun siz önden geçiniz biz üretim düşüşü ve enflasyon tehdidine karşı hız kesip önlem alacağız' demişlerdi.
Türkiye ise ilk üç aydaki GSYH'yı yüzde 11 oranında artırarak 180.6 milyar dolarlık ilk çeyrekte tarihin en büyük milli gelirini kamuoyuna açıklamıştı ama küçük detay üç aylık 21.8 milyar dolarlık cari açıkta saklıydı.
Açıkçası cari açığımız 'büyüme'  nedenimizin sıcak para ve ucuz ithalat olduğunu ve 11 puanlık büyümenin 9 puanının 'abartılı iç tüketimden' geldiğini gösteriyordu.
Ne ciddi verimli yatırımlardan ne de üretim ve dolayısıyla istihdamdan söz ediliyordu...
Uzmanlar, yüzde 11 büyüyen ülkenin milli gelirinin yüzde 12'sini geçen cari açığın vahametine yüksek sesle dikkat çekmeye çalışırken Başbakan, cumartesi günü katıldığı toplantıda 'dünya rekoru kırdığımızı' ilan ediyordu.
Diğer yandan ilk çeyrek sonrası durum hiç değişmemişti, ucuz döviz saplantılı ülkemiz yılın ilk beş ayında 54.26 milyar dolarlık ithalat toplamı karşısında ihracatı 10.9 milyar dolarda kalmıştı
İhracatımız da ucuz ithal girdiye dayandığından ihracat artınca direkt ithalatı körüklemesi de ayrı bir derdimizdi.
Dolayısıyla aşırı ithal tüketim düşkünü, banka kredi harcamalarının 200 milyar liraya dayandığı ülkemizde dış ticaret açığımız da yüzde 90.3 yükselerek 43.75 milyar dolara vurmuştu.
Ve bu rakamların hepsi de büyüme rekorumuzun sürdüğünü söylüyordu.
Peki o zaman küresel krizin beşinci yılında toparlanamayan merkez ekonomileri durgunlukla boğuşurken, ABD'nin büyümesi yüzde 1.8'lik gerilerken, Euro Bölgesi'nin finans krizinden 'devlet iflaslarına' evrilmesi ve finans spekülatörlerinin çılgınca rant arayışı riskli giriş çıkış sürerken 'Türkiye ekonomisinin' küresel algısı ne durumdaydı?
İç kamuoyunun aksine dış piyasalarda Türkiye'nin 'ekonomik kırılganlığına' dikkat çekiliyordu. Ve cari açık için önemlerin yetersiz kaldığı söyleniyordu...
Öte yandan azalan küresel talep, daraltıcı politikalara sığınan Batı kapitalizmi ve spekülasyon sevici küresel finansın şişirdiği yeni balon beklentileri artmışken, kendisi artık krize dönüşen kapitalist sistem,  yeni krizin ayak seslerine kulak kabartmıştı...                   
Böyle bir zamanda Türkiye'nin performansı tabii ki 'istikrar ve büyüme' diyen ülkemiz hariç kapitalizmin kredi derecelendirme kuruluşları, yabancı yatırımcılar, Batı basını tarafından klişe tabirle 'endişeyle' izleniyordu.
Bu endişeleri de herhalde  'bizim yüzde 11'lik büyümemizi çekemeyenler var' diye iç siyasetin popülist diline dolayabilirdik, hiçbir mahsuru yoktu...

<h3>Başkan Erdoğan’dan CHP’ye erken seçim yanıtı</h3><p>“2023’E KADAR BEK

27 Ocak 2021 Güncel Haberler

Türkiye'nin yeni nesil yerli silahları

Hayranı gibi yaklaştı önce imzasını aldı, sonra canını!

Günün en çok paylaşılan fotoğrafları