• $7,4183
  • €8,9862
  • 437.528
  • 1467
19 Ocak 2013 Cumartesi

'Suyunu' kaybedenlere...

Y erüstü akarsularını 49 yıllığına HES yatırımcılarına devreden Türkiye, yeraltı sularına sayaç takıp çiftçiden ön yüklemeli 'su bedeli' tahsis ediyordu.
Dünyanın sayılı tatlı su havzalarının üzerine oturan ülkemizde, önce bin yılda doğada kaybolan pet şişelere su doldurarak yaklaşık 4 milyar dolarlık ' içme suyu sektörü' semirtilirken, toplu halde su müşterisi olduğumuzu anlayamamıştık.
Merdiven altı dolum damacanalı su sistemiyle küresel su tekellerinin pazar rekabetinde marka tercihimizi yapıp lıkır lıkır zehirli-kanserojen suları bedeli neyse verip içiyorduk.Yani insan ve vatandaşlık hakkı 'su'dan vazgeçip belediye işletmelerinden paralı su hizmeti alıyor, bu arada Dikililere 10 tona kadar ücretsiz su dağıtan Belediye Başkanı'nın yargı sürecini sonra da başkanlıktan azledilmesini izliyorduk.
Kapitalizmin üssü ABD'de 1 lt'ye kadar pet şişede su satışı yasaklanıp halk çeşme suyuna teşvik edildiği tarihlerde zengin mineralli sularıyla ünlü Bursa Belediyesi Uludağ şebekesinden verilen kaynak suları şişeleyip halka satma projesine girişiyordu.
Minik derelerden nehirlere bütün akarsular ise devlet tahsisiyle, gerekirse savaş hukuku icraatı 'acele kamulaştırma' yoluyla finansal köpüğüne göre HES tekellerinden uyanık yerel yatırımcıya 49 yıllığına devrediliyordu.
Ve bir vadiyi yaran nehre 7 HES projesi arka arkaya 'özel mülkiyet' hüviyetiyle dizilirken, yöredekilere atalarının atasının suyu ve kullanım hakkı yasaklanıyor, Yeni Su Yasası'yla kullanım teşebbüsüne 50 bin TL ceza kesiliyordu.
HES yatırımcısına doyasıya su kullanma, şişeleme ve satma yetkisi doğrudan veriliyordu.
Yerüstü sularını böylesine 'sermaye taşkınına' açan devlet, Yeraltı Suları Kanunu'nda yaptığı bir değişiklikle 25 Şubat itibarıyla yürürlüğe girecek uygulamayla küçük çiftçinin tarlasını sulamak için açtığı kuyu, galeri benzeri yerlere sayaç takıyordu.
Böylece yeraltı sularını koruma gayesiyle küçük çiftçinin suyu 'ticarileşiyordu' ama  yeraltı sularıyla derinden tüketen HES'leri besleyen derin sular sermaye yatağına doluşuyordu.
İlginçtir ki, DSİ küresel ısınma, yağışların azalması ve yüzey sularının yetersizliği dolayısıyla yeraltı su rezervinin kontrol edilmesi gereğini vurguluyor fakat yüzey sularını HES istihdamlı özel güvenlikçi tarafından korunan 'özel mülkiyete' dönüşmesinde sakınca görmüyordu.
Açıkçası su kırsalda, kentlerde, sektörün borusunda, pet şişesinde getirilip 'satılırken' devlet de kuyuya sayaç takıp tarım üreticisini su müşterisi yapıyordu.Türkiye Ziraatçılar Derneği Başkanı, Türkiye'de çiftçinin dünyanın en pahalı mazotu, gübresi ve Avrupa'nın en pahalı elektriğini kullandığını söylüyordu.Tarım Sulama Birlikleri'nin 'özel elektrik dağıtım şirketlerine' elektrik borcu 800 milyona çıkmışken tarım üreticilerin borcunun 10 yıl öncesine göre 42 kat artmışken kuyu sularına sayaç takılması da  tarımsal üretimin ve işçileşmiş üreticinin biyoyakıt ve tarım tekellerine yekten teslimi tarihi olsa gerekti. Suyun 'kirlenmesi' ya da stratejik kaynak su üzerinden gerçekleştirilen görgüsüz kapitalistleşme sürecimiz burada bitmiyordu.    
Sağlık ve Gıda Güvenliği Hareketi'nin 'Ambalajlı Su Raporu'nda 107 su markamız hiçbir ulusal ya da uluslararası standarda uygun çıkmadığını açıklıyor paralı ambalajlı suların tıka basa 'kirlilik, zehir ve 100 kat fazla kanserojen' madde dolu olduğunu öğreniyorduk.
Sadece 59 su markası 'İnsani Tüketim Amaçlı Su Yönetmeliği'ne' aykırı çıkmıştı. Su hakkına inanmayan ve savunmayan Türkiye'de deresini 'savunanlar' gazla boğulurken bizim de 'hakkımız' parayla 'insani tüketime uygun olmayan' suyu kana kana içmekti.

<h3>Akşam Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Mustafa Kartoğlu, CHP'nin 'Militan' provokasyonunu AKŞAM TV

CHP neden 'Militan' provokasyonu yapıyor?

Türkiye'nin yeni nesil yerli silahları

İstanbul'da etkili olan yağışlı hava, trafikte yoğunluğa neden oldu

Yıldırım çarpmasının vücutta bıraktığı ilginç izler