• $8,2364
  • €10,0327
  • 484.788
  • 1441.33
17 Mart 2011 Perşembe

Müdahale planı bulunamayan 'Hayata Dönüş'

Devlet şiddet tarihimizin inkar edilemeyecek yakınlıktaki, çıplak gözle izlediğimiz operasyonlarının bile bilgisi ve belgesi sır olup bulunamıyor.
Çünkü 'bir kez daha' resmi katliamların, kıyımların sorumluları, dokunulmazlıklarına zırh üzerine zırh giydirilerek korunuyor...       
Türkiye tarihinin en büyük cezaevi operasyonu olan 17 Aralık 2000 tarihindeki 'Kanlı' Hayata Dönüş'ün devlete ait 'özel müdahale olmadığı' ortaya çıktı.
Yani 19-22 Aralık tarihleri arasında eşzamanlı 20 cezaevine düzenlenen ve 32 kişinin öldüğü operasyonun kaydı kuydu yoktu.

Hakikaten de bu nasıl bir derin 'kayıtsızlıktı'?
Dört bin askerin katıldığı devletin bütün kademelerince haftalarca hazırlanan ve medyanın operasyon sürecinde  'kara propaganda makinesi' gibi çalıştığı 'Hayata Dönüş'ün' resmi müdahale planı yoktu...
Bayrampaşa Cezaevi'nde 12 tutuklu ve hükümlünün ölümüyle ilgili iddianame ancak 9 yıl sonra geçen yıl zor bela tamamlanmış ve suçlamalar üstlerinin emirlerini uygulayan 38 erin üzerine yıkılarak dava açılmıştı.
Kasım 2010'da yani tam 10 yıl aradan sonra yapılan ilk duruşmada erler soruşturmada verdikleri ifadelerini değiştirip Bayrampaşa Cezaevi'ne gitmediklerini Ümraniye'de görev yaptıklarını beyan ettiler.
Bunun üzerine mahkeme, 'müdahalenin' planlarını Genelkurmay Başkanlığı'ndan ve Jandarma Genel Komutanlığı'ndan istedi.
Gelen cevapta söz konusu tarihlerde askerlerin Ümraniye Cezaevi'nde görevli olduğu ama 'özel müdahale planına' ait bilgi, belge, planın olmadığı bildirildi.
O dönemde askerlik görevini yapan 33 tane eri 'görev sınırlarını aşarak gayri muayyen şekilde birden fazla adam öldürmek' fiiliyle yargılayarak devrin siyasi, idari kadrolarına uzanmadan davayı geçiştirmeye çalışan devlete, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nden çok net sorular geldi.
Bayrampaşa'da hayatını kaybeden 12 tutuklunun yakınlarının başvurusunu AİHM 'iç hukuk şartını aramadan' incelemeye aldı.

Ve şimdi AİHM kafasını kuma gömen Türkiye'ye takır takır sorular yöneltiyordu.
AİHM'in soruları şöyle sıralanıyordu
-Bu kadar güç kullanmak gerekli miydi?
-Bayrampaşa Cezaevi'nde yaşam hakkı ihlal edildi mi?
-Şiddet kullanmak zorunluluk muydu?
-Zorunluluk idiyse gerekli önlemler alındı mı?
Bu soruların cevaplarını yaşayan 600 mağdur dahil hepimiz biliyoruz.
2000'li yıllarının 'güvenlikçi devletine' geçişte milat olan infaz organizasyonunda devletin aşırı güç gösterisi ve ölçüsüz şiddetinin görüntülerine dileyen herkes ulaşabilir.
Kullanılan devlet gücünün akıldışılığını dozerlerle yıkılan cezaevi duvarlarından değil, küçücük bir koğuşta bedenleri erimiş 6 kadın tutuklunun yanında bulunan 45 yanıcı bomba da ziyadesiyle anlatır.    
Günümüzde bütün siyasi düşünce suçlularını 'terörist', siyasi örgütlenmeleri ve sol hareketi  'silahlı örgüt ve çete' diye değerlendiren ezberin yerleştirilmesinde 'Hayata Dönüş'ün' ideolojik rolü tartışılamaz.
Adli Tıp raporlarında bütün tutuklu ve hükümlü ölümlerinin 100 metre öteden ateşli silahlar ve yanıklardan kaynaklandığını belirtirken ölen bir erin de uzun namlulu silahlarla vurulduğu ortaya çıkmıştı.       

Bugüne kadar dönemin hiçbir siyasi, idari yetkilisinin ifadesine bile başvurulmadığı, işlem yapılmadığı 'Hayata Dönüş' infaz organizasyonuna ilişkin AİHM'in sorularına Türkiye acaba 'hiçbir belge, bilgi ve plan bulunamamıştır' diye mi cevap verecek.

<h3><strong>Haftanın magazin başlıklarını Akşam Gazetesi Magazin Müdürü Barış Kocaoğlu ve Eda Cabul

Kerem Bursin kafelere gidenlere 'salak' dedi, Maldivler'e gitti!

Türkiye'nin ilk silahlı insansız deniz aracı, füze atışlarına hazır

İzmir'de denizin yüzeyini 'deniz marulu' kapladı

Halk pazarları Covid-19 tedbirleriyle açıldı