• $7,3746
  • €8,9713
  • 441.947
  • 1545.68
02 Temmuz 2011 Cumartesi

Madımak'ı anmayı yasaklamak...

Ankara Karşıyaka Mezarlığı'nda iri kıpkırmızı güllerin gölgesinde yatan 'canlar' için zaman dursa da, bizler Madımak'ın alevlerinin sönemediği 18 yılı geride bırakmıştık...
Madımak katliamı misali bu ülkede, şair, yazar, ozan ve gençleri, alevleri göğü yalayan bir nefret girdabının içine atıp hayatlarını kül etmek zor değildi...
Ne de olsa kıyım, zulüm, linç ve işkencenin bir insanlık suçu olduğunu kabul etmemekte direnen, yaktığı canları inkar eden ve her daim tahrike kapılmaya teşne bir ülkeydik.
Ve sonunda katliam deyince bu meseleleri fazla çekiştirip kurcalamadan unutan çocuğumsu belleğimiz ve sağır vicdanımızdan Madımak'ın kazınma zamanı da gelmişti... 
Tam 18 yıl sonra Alevilerin Madımak Oteli'ni Utanç Müzesi'ne çevirme talebine kulak asmayan Bilim ve Kültür Müzesi olarak düzenleyen devlet, bugün bu müzenin önünde anma etkinliği yapılmasına bile yasak getiriyor.
Müzedeki anma panosundaki isim listesinin otele saldıranların ismiyle başlaması size 'anmayı' değil yine ya körkütük unutmayı ya da devletin müsaade ettiği kadar 'hatırlamayı!' dayatıyor...        
Kıyımlar esnasında tutuklaşan ketum devlet, güvenliğini sağlayamadığı insanların ölümünü, yargılamadığı yetkilileri, 10 yıl sonra açtığı davayı ve gideremediği adaletsizliği umursamadan bu müze kalkışmasıyla yeni hafıza tasarımına girişmişti...      
Pek tabii ki Madımak katliamının anma etkinliklerini yasaklamanın gerekçesi Madımak'ı resmi tarihe katılabilecek 'münferit vakalarımızdan' birine tercüme etmekti...    
Ama kulaklarımız dumanlara boğulmuş otelin önünden yükselen 'ölüm ölüm' çığlıklarıyla dolu ve bugün bile ekranlarda kitlesel öfke ve düşmanlığın yüzlerini seçerken mi?
Her daim bir Kerbela ateşi yakabilecek, Alevi düşmanlığının dipdiri tutulduğu, yeri gelip 'Alevilerin' yuhalatıldığı ülkemizde, Madımak'ı anmak bundan sonra suçlaştırılacak mıydı?
Anma töreni faillerini yıllar önce yurtdışına kaçırmış, Madımak davasını zamanaşımına sokup cezasızlıkla sonuçlandırılmak isteyen 'irade mi' rahatsız ediliyordu?
Yoksa bu ülkenin Alevi ve Kürtleri dışlayıcı kalın çizgileri yumuşarsa bir daha aynı ülke olamayacağından mı korkuluyordu?
Türk Sünni devlet asli kodlarına Alevi ve Kürtleri eşit vatandaşlıktan azlederek ve her fırsatta provokatör, tahrikçi, bölücü diye işaret etmekle mi berkitiliyordu?
Devlet dilinden Alevi ve Kürtlere 'kardeş' hitabının 'eşit vatandaşlığı' değil halka 'ötekisini' ifşa ettiğini anlamıyor muyduk?
Neden o zaman Türk kardeşlerim ya da Sünni kardeşim deme gereği duyulmuyordu?
Biliyorduk ki, devlet Madımak'ı Utanç Müzesi yaparak ve burada tarihin bütün zamanlarında inkar edilemez 'insanlık suçu' işlendi diyemezdi...
Çünkü o zaman bu trajedi 'hiç kimse tarafından yalanlanamayacak, çarpıtılmayacak ve küçümsenemeyecekti'!
Madımak toplumsal birlik ve beraberlik kisvesine sığınmış ayrımcı kıyımların Sivas'ta bağrımıza sapladığı son hançerdir ve hala yerinde durmaktadır...

<p>Çevre dediğimiz hadisenin sadece devletlere bırakılamayacağını söyleyen Oğuzhan Bilgin, konuya il

'Çevre, dünya ve tabiat bize emanet olarak bırakıldı'

Türkiye'nin yeni nesil yerli silahları

Dünyanın en saçma yasakları! Bunları ilk kez duyacaksınız

Pompalı tüfekle polisten kaçan zanlının yakalanma anı güvenlik kamerasında