• $7,4266
  • €9,0115
  • 442.635
  • 1540.21
20 Aralık 2011 Salı

Kim piyasacı, kim marka?

İnönü Üniversitesi Rektörü, 'Piyasa hekimliğine bulaşmış hekimleri daha fazla üniversiteye almak istemiyoruz çünkü piyasa hekimliği ile akademisyen olarak hekimlik yapmanın bilim adamlığıyla çok da örtüşen değerler olmadığını biliyoruz' dediği konuşmasını organ nakillerinde 'marka' olma yolunda ilerleyen bir üniversite olduklarını belirterek sürdürüyordu.
Anlaşılmıştı ki tıp fakültelerimiz 'markalaşırken' piyasacı hekimlerin üniversiteye 'bulaşmasını' istemiyorlardı.
Yani bu konuşma piyasanın kurucu kavramlarından pazarda payı, ticari değeri olan ürünü rakiplerinden belirgin biçimde ayıran 'marka olmayı' üniversite etkinliğine yakıştırırken, 30 yıllık eğitimle profesör, 26 yıllık eğitimle doçent olmuş hekimi piyasacılıktan men ediyordu.
Ama eklemekte yarar vardı, 'markalaşmak da' hem akademinin hem de bilimselliğin hijyenik etik bünyesini çürütücü bir anlayıştı.
Ya da bilimsel araştırma ve çalışmaları piyasa ilişkilerine kodlayan ve zorlayan 'marka' hevesini dillendirmek, piyasa terminolojisinin içinden konuşmak değil miydi?
Yoksa tıp fakültelerinin 'markalaşmasıyla' kastedilen üretilen 'malın?' pazarda kendine ekonomik değer yaratıp, rekabet gücü edinmesinin 'akademik vasıfla' ne ilişkisi olabilirdi ki?
Hele tıp biliminde dünyanın sayılı ülkeleri arasında yer alan Türkiye, bu başarılardan habersiz, TV şovlarında fındık fıstık tavsiye eden magazinel isimleri tıp otoritesi zannederken, 'tam günlü/ performanslı/ Kamu Hastaneleri Birliği' düzenlemeleriyle hekimlik mesleğinin birikim ve tecrübesi de maalesef 'marka' değil 'tarih' oluyordu! 
Açıkçası entegre 3-5 binlik yataklı sağlık fabrikaları atılımlarıyla 100 milyarı doları aşan küresel sağlık piyasasına üs olacak ve sosyal sağlık sisteminin pek yakında 'tamamının özelleştirileceği' Türkiye'nin, bu köklü dönüşümü hükümetin ağız birliğiyle hekimleri 'piyasacı' diye damgalayarak gerçekleştirilmesi boşuna değildi.
PİYASACI KİM?
Çünkü sağlık alanının kamu mülkiyetinden özel sektöre geçişinde, sağlık hizmetinin öznesi olan hekimlerin işletmeye bağımlı, kadrosuz, güvencesiz, söz hakkı olmayan, özerkliğini kaybetmiş 'işçileştirme' aşamalarında, kamuoyunda 'piyasacı doktor' algısı kurmak zorunluydu.
Öyle değil miydi? 'Tedavi hizmeti' karlılık peşinde, maliyet gözeten bir ticari ürünse, hekim de bütün mesleki değer ve kazanımlarından uzaklaştırılmış 'emekçi yığınları' halini almalıydı.
Hekimler artık mesleki kurallarını uygulama hakları ve iradesi alınmış, kamu/özel hastane bantlarından gelen sağlık tüketicisine 5-7 dakika arasında, kurumu karlılığa eriştirecek bir sağlık ürünü sunmakla yükümlü 'beyaz gömlekli işçileri' olmak zorundaydılar.
'Sağlık müşterisidir' kimlik kartı dağıtılan halk da, önce aslında 21 bin özel işletme olan aile hekimlerine muayene ayrı, ilaç başına 3 TL'den ödeme yaparak hastanelerden ise 4 TL'ye telefonla randevu alıp artık gereken katılım/katkı payı ne kadarsa maaşından ödeyip sistemdeki yerine yerleştirilecekti.
Yarın 300 bin TTB, SES ve KESK'e bağlı 'taşeronlaştırılmış' sağlıkçı, 120 bin 'işçileştirilen hekim ve günde 36 saat çalıştırılan 20 bin asistan hekim' iş güvencesi için bir günlük g(ö)revde olacaklar...
Sağlık hakkının vazgeçilemez temel haklarımızdan olduğu hatırlatılarak duyurulur.

<p>Türkiye'nin aşı haritası erişime açıldı. Vatandaşlar bunun  takibini nasıl yapabilir? İ<span>ki d

Aşının koruyuculuğu ne zaman başlar?

Türkiye'nin yeni nesil yerli silahları

Beş asırlık Tarihi Maraş Çarşısı'nın dış cephesi yenileniyor

Başkan Erdoğan, Elazığ'da deprem konutları anahtar teslim törenine katıldı