• $9,3209
  • €10,8143
  • 530.017
  • 1418.41
2 Nisan 2013 Salı

Kalan ve sıradan gelen "sağları" hizalamak

"Hizalanmak" ve "hizalamak" devlet düzenimizin asker sivil fark etmez tüm alanlarında kamu düzenini temsil ettiği ülkemizde hepimizin soy, sop, kimlik sınıfına göre hiza ve had bilgisi çocuk yaşta kafasına zapt edilirken, cephaneliklerde mühimmat kutuları da birbirleriyle çivilenerek irtibatlandırılırdı.
"Hayat" nizamı olsun, "mühimmat" tasnif nizamı olsun, önce devletin göz "hizası" sonra "vatandaş canının" gözetildiği Türkiye'de insan yapımı "facia" ve "mukadderat" patlamalarını, "hayat devam ediyor" lokumlu-kilimli vali ve genelkurmay başkanlı görüntülerle verdikten sonra "kalan ve sıradan gelen sağlar bizimdir" denirdi.
Vatan Gazetesi'nden Kenan Butakın'ın ulaştığı Afyon patlamasıyla ilgili askeri savcılık iddianamesinde, Land Rover ışığı altında gece çalıştırılan erler, mühimmat sandıklarına yaslanıp sigara içen "korkusuz" üstler ve kamyon kasasına çarpıp kırılan kutudan saçılan bombaları öğrenmekle kalmıyorduk.
İş güvenliğini "maliyet" kabul eden tersane, sanayi bölgesi, şantiye, baraj patlama ve yangınlarıyla, NATO'nun ikinci büyük ordusu, kallavi bütçeli TSK'nın acemi erleri tonlarca el bombası bulunan cephaneliğe yığıp çivi çaktırıp, üç metre çapında patlama çukuru açtıran ortak zihniyetle yüzleşiyorduk.
Ve iddianamede yer alan "müessir" sebepler; aşırı iş yükü, personel yorgunluğu, etersiz aydınlatma, işi çabuk bitirmek isteyen komutan, uyulmayan yönergeler, eğitimsiz personel diye sıralanıyordu ki biz bu metne iş kazası bilirkişi raporu standardında aşinaydık. İddianamedeki komutanı taşeron firma personeli taşeron işçi olarak değiştirip okursanız bu zihin akranlığına daha da vakıf olurdunuz.

ANGARYA ÇALIŞMA VE ÖLÜMLE EŞİTLENEN VATANDAŞLIK...

Zorunlu askerlik görevini yapan gençle, kiralık taşeron işçinin iş güvenliği ve can emniyeti aynı ölümcül düzeyde "eşitlemiş" bir ülkeydik. Ya da şöyle söyleyelim; ülkemizde ucuz angarya çalışma koşulları asgari müştereğini "patlama" ve "toplu ölümler" ve en alttaki sorumluyu "ihmal ve denetimsizlikle" suçlayan rapor ve iddianamelerde buluşuyordu.
Hele hele davalarda itiraz üzerine hazırlanan "ikinci" bilirkişi raporları bu ölümleri devlet yetkililerin dilindeki felaket ve facia "metafiziğini" bile kırarak doğrudan "ölü kurbanlarına" yıkmasıyla bilinirdi.
Uzadıkça uzayan Davutpaşa, Ostim, Karadon maden ocağı, Aşkale Bedaş, Esenyurt iş cinayet davaları sanki Türkiye sınırları dışında bir yerde devlet denetimden muaf bir alanda yüz küsur insan "bile-isteye" topluca intihar etmiş seyrine giriyordu. İnsan emeğinin "değersizleşmesiyle" insan canının "zayileşmesi" arasındaki "derin bağ", iktisat rasyoneli kabul edilirken, sistemin yerleşik ve tekrarlayan ihmallerinin üzerine yargı kalkanı çekiliyordu.
Evet "güvenlik" gerekçesiyle bütün hayatı  didik didik eden, dikizleyen devlet sorumluluk alanında vuku bulan "ölümlere" Roboski'de olduğu gibi "45 dakika bombalandılar ve öldüler ama kasıt yok" yorumunu yapmıştı.
Üstelik "bomba tezkereli" yüce Meclis'in İnsan Hakları Komisyonu, alt komisyonca hazırlanan "Uludere raporunu" oy çokluğuyla kabul edip tek bir sorumlu kurum ve kişiyi gösterememişti.
İHA görüntülerinden saatlerce sonra bombalanan 34 vatandaşımız eğer toplu halde kalmayıp dağılsalar ve yan yana hizalansalar bugün "hayatta" olur muydular dersiniz...

<p><span style='font-size: 1.6rem;'>İnsanlar her yıl 4,5 trilyon sigara  izmaritini doğaya atıyor. B

Trilyonlarca sigara izmariti nereye gidiyor?

Cerrahpaşa'da yeni yoğun bakım servisleri açıldı

Kargaların şaşırtıcı zekası ve alet kullanabilme becerisi

Dev şirketlerinin logolarındaki gizli anlamlar