• $7,4853
  • €9,0174
  • 408.526
  • 1538.04
14 Nisan 2011 Perşembe

İlerlemeyen 'demokrasi' algımız

Ortadoğu ve Kuzey Afrika'nın 'demokrasi beşiği' diye anılan Türkiye, genel seçimlere 12 Eylül darbesinin yüzde 10 seçim barajı zırhıyla gidiyor.
Bize has demokrasimizde her genel seçimde daha da meşruiyet kazanan barajın dışında kalacak seçmenin yüzde 45'lik oyunu, kimse tınmıyor.
Neredeyse iki seçmenden birinin oyunu Meclis'e taşımayan, halk temsilini ikiye biçen darbe zihninin icadı baraj demokrasimizin asli demirbaşı oldu.  Ve seçmenlerin yüzde 33'ünün oylarıyla Meclis'i yüzde 66 oranında kapatan barajın yok saydığı vatandaşların eksik siyasi temsile rağmen yine 'milli irade'  gürül gürül  gürleyecek.
İktidar 12 Haziran seçimlerinin ana temasını 'anayasa değişikliği' olarak belirledi...
Ayrıca tabii ki  halkın büyük bölümünü siyasi süreçten dışlayarak oluşan Meclis tablosuyla yapılacak yeni anayasanın 'halkın anayasası' diye kafamıza kakılacağından eminiz.
Halbuki temsil gücü düşük, siyasi katılımı zayıf bir Meclis'ten çıkacak 'anayasa değişikliği' ne sivil ne demokratik olacak.
Türkiye'nin özel şartları gerekçesiyle 'demokrasi' yerine 'demokrasi algısıyla' avutulduğumuzdan karşımıza 'devlet ve iktidar bekasına' ayarlı bir metin çıkacağı kesin.
Toplumsal tecrübeyle sabittir ki, bugün anayasada yer alan temel hak ve özgürlüklerin kuru yazılı ifadeler olarak kalmasının ötesine bir adım bile geçilemiyor.
Ve istenildiği kadar değiştirilsin anayasada yazılı hakların, toplumsal düzende bire bir hukuki karşılığı ve geçerliliğe sahip olmasının önünde engel Terörle Mücadele Yasası (TMY) barajı var...
Çünkü çok geniş yetkilerle donatılmış bu yasayla hak ve özgürlükleri bir yerden TMY'nin kapsama alanına girecek biçimde yorumlanması an meselesi.
Böylece fiiliyatta Terörle Mücadele Yasası  zaten en 'demokratik anayasa metnini' bile ikincil kılacak güçte.
Barışçıl protestolar, gösteriler, mitingler, hak talepleri, düşünme ve ifade özgürlüğü, örgütlenme özgürlüğü, fikir beyanı terör kavramının içine gayet rahatlıkla sığabiliyor.
Terör örgütü, terörist, terör örgütüne yataklık yardım gibi suçlamalarla 'anayasal hakların' yerinde yeller estiriliyor haliyle...

ANAYASAL HAKLARINI KULLANANLARIN BAŞINA GELENLER !
Eski yeni fark etmez anayasada yazılı bir özlük hakkı kullanımı dahi gözaltına alınmayı gerektirebilir. Mesela Ankara'yı milletvekili aday listeleri heyecanı basarken, ülkemizdeki fabrikaları polisler ve jandarmalar basıp, işçileri gözaltına alıyordu.
Düzce'de Mas-Daf fabrikasında kasım ayında işçiler anayasal hakları olan sendikal örgütlenmeye girince; patron önce işçileri işten atmış, işçiler fabrika önünde direnince fabrika müdürü de üzerlerine arabasını sürüp 13 işçiyi yaralamıştı ama jandarma, müdürü değil işçileri gözaltına almıştı.
İşçiler mahkeme kararıyla işe dönünce patron bu defa 22 işçinin toplu çıkışını verdi.
İşyerlerini terk etmeyen ve mahkeme kararıyla işlerine devam etmek isteyen 112 işçiyi jandarma gözaltına alıp, Düzce İl Jandarma Komutanlığı'na götürdü.
Özelleştirme furyasıyla Samsun Sigara Fabrikası British American Tobacco'ya (BAT) satılmıştı. İçindeki 'işçisiyle' devredilen fabrikanın 120 işçisi BAT tarafından 'sigara pazar darlığı' sebebiyle kapının önüne konulup, itiraz edilince de gazlı tazyikli su eşliğinde çevik kuvvete teslim edildi.
Bu işçilerin anayasal hakları anayasada yazılıydı ama kimse onların haklarını tanımıyordu gözaltına alınıp soruşturmaya uğruyorlardı,
demokrasi yanlarına dahi uğramamıştı.
Ne de olsa Türkiye seçimlere gidiyordu, siyasiler milletvekili listeleriyle meşguldü, anayasal hak ihlalleriyle uğraşacak hali yoktu.
Zaten hakların anayasada yazılı olması yetmez miydi?...

<p>Bomba arama köpekleri 'Ban' ve 'Tim', Barış Pınarı bölgesindeki sivil halka yönelik büyük bir sal

Barış Pınarı bölgesinde 'Ban' ve 'Tim' büyük saldırıyı önledi

Kahramanmaraş'ta 3 mahalle karantinaya alındı

Türkiye'deki yaban hayatı fotokapana yakalandı

Güneş patlamalarının kaynağı ilk kez belirledi