• $7,3774
  • €8,9412
  • 436.487
  • 1476.43
24 Mayıs 2011 Salı

Emeğin sömürüldüğü yerde daha neler sömürülür...

'Demokratikleşme' sürecimizin yarattığı 'insani hasarları', uluslararası raporlar kayda geçirirken, 'halkımıza' seçim meydanlarında 'makbul kimlikler' pazarlanıyor... 
8.5 yıllık iktidar, haliyle tükettiği 'mağduriyet' söylemi yerine tarihi didikleyip 60 yıl öncesinin belgelerine müracaat ediyor.
Şoven etnik/mezhep hiyerarşisinden ibaret 'demokrasi algımızda' yer alamayan emekçilerin demokratik ve sosyal hakları için mücadeleleri ise medyamızın ne gözüne ne gönlüne değiyor...       
Halbuki onlar piyasa, patron, jandarma ve polis muhasarasına rağmen çalışanın hakkı kadar vatandaşlık hukukuna da sahip çıkıyorlar...
İzmit Alikahya'daki Bekaert fabrikasından 9 işçinin 'sudan' gerekçelerle çıkartılmasıyla 14 gün işyerlerine kapanan 400 işçinin aç, susuz ve uykusuz dayanışması sonucu 3 arkadaşları işe iade edildi.
8 arkadaşlarının ise ihbar ve kıdem tazminatlarına ek olarak da 45 bin lira ödenmesini kabul ettirdiler.
Yani günümüzde ekonomik düzenin cüretkarca 'çiğnediği' sosyal hakları için direndiler, kazandılar ve işlerine geri döndüler.
Emeklerini verdikleri işin 'öznesi' oldukları gibi keyfi nedenlerle sokağa atılamayacaklarını, 'insan ve vatandaş' olduklarını ve atılanlar için de topluca hak arayabileceklerini gösterdiler.
Düzce'de de MAS-DAF Makine işyerinde çalışan 20 işçi, anayasal haklarını kullanarak sendikal örgütlendikleri için işten atıldı, fabrika kapısının önünde bekledikleri için fabrika müdürü üzerlerine araba sürmüş, yaralamış, sonunda 4 Nisan'da 120 işçiyi tazminatsız işten çıkarmış.
Ve işe dönüş mücadelesi veren MAS-DAF işçileri Düzce'den İstanbul'a yürüdüler.
MAS-DAF'lı işçilerin, örgütlü dayanışmanın onlara kattığı güç ve moralle hukuki haklarını sonuna kadar arama kararlılıkları sürüyor.

HAKKINI ARAYAN EMEKÇİ AĞIR DİNİ MESULİYET ALTINA MI GİRER...
Bu arada MAS-DAF işçilerini yıldırabilmek için idari, cezai, dini her türlü baskı mekanizmaları dört koldan devredeydi...
Yeri geldiğinde etnik ve dini kimlik kartları dağıtılarak da emekçi örgütlenmesi ve dayanışmasını canevinden vurmada pek ustalaşmış bir ülkedeydik...
Kürt işçileri PKK'lı diye kovalamak, yerel işçileri 'bakın sizin işinizi alıyorlar' diye provoke etmek, sendikal hakları savunanları 'bunlar komünist' diye ispiyonlamak bilinen yollardır ama bu defa emekçilerin 'Müslüman kimliklerine' sömürü yapılıyordu...
Düzce'de 29 Nisan Cuma günü tüm camilerde okutulan hutbede imamın emekçilere yönelik 'işi yavaşlatarak karı ve karlılığı azaltıcı davranışlarda bulunmak, çalışanı ağır dini mesuliyet altına sokar' sözleriyle emekçiler neredeyse 'günaha girmekle' suçlanıyorlardı!
İşçilerin 'helal' emeklerinin karşılığını istemelerinden vazgeçmelerini öğütleyen hutbe, patronun hukuksuz uygulamalarına, işyerine defalarca çağırılan jandarma ve kolluk kuvvetlerine yapılan ek bir takviyeydi.
120 kişinin tazminatsız sokağa bırakılması dolayısıyla 120 ailenin geçiminin ne olacağındansa işletme karını gözeten imamın, dini değerler üzerinden yaptığı baskı oldukça düşündürücü değil mi?
Artık hutbelerin bile haksızlığı ve adaletsizliği maskelemek için kullanıldığı ve yasalarla belirlenmiş sosyal hak arayışının 'inanç taciziyle' bastırılmaya çalışıldığı  yerde emekçi gibi dinin de  nasıl sömürüldüğünü görmüyor muyuz...

<p>MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, 'Şayet Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın müs

'Bahçeli'nin Şuşa'da yaptırmak istediği okul kardeşliğin sembolü olacak'

Türkiye'nin yeni nesil yerli silahları

Hayranı gibi yaklaştı önce imzasını aldı, sonra canını!

Günün en çok paylaşılan fotoğrafları