• $8,4643
  • €10,286
  • 501.181
  • 1441.33
01 Mart 2011 Salı

Açık alanda kadın düşmanlığı

Libyalı genç kadınların ellerindeki pankartta 'başkaları ezilirken hiç kimse özgür değildir' yazılıydı.
Başkalarının hak ve özgürlüklerine sahip çıkmayanların 'özgür' olamayacağının evrensel ahlakını cesur Arap kadınları bayrak gibi taşıyorlardı.
Elbette bu özgürlük bilinci, başkasının özgürlüğü söz konusu olduğunda 'kim' olduğuna ve siyasi soy kütüğüne göre takdir buyuran demokrasi ahlakımızla çelişiyordu...       
Türkiye ise kibirle kurulduğu demokrasi locasından tarihsel akışının nereye varacağı kestirilemez bu halk isyanlarını seyrediyordu.
Batı basınının Türkiye demokrasi tecrübesini pazarlayan ısmarlama yazılarına karşılık Türkiye'de fiiliyatta 'sömürge kimlik' yerine konan kadının devlet tarafından güvenliği ortadan kaldırılmıştı...
Oryantalistlikle malul 'demokrasiye aç ve susamış Arap halkları' tahlillerinin yapıldığı ülkenin cadde ve sokaklarında nefes nefese 'kadın kafatası' avcıları koşturuyordu.                             
Kamuya açık alanların tanımı kadının doğrudan ve açıktan 'şiddete' uğradığı yerler olmuştu.
Derisi kalın demokrasimiz kadınla erkeğin eşdeğerliğini onaylamıyordu, Başbakan'ın toplantısında 'her gün üç kadın ölüyor' yazılı pankart, sanki bir tabu ifşası gibi paramparça ediliyordu.
Geçmişin dört duvar arasında gizlenen 'kadına karşı şiddeti' bütün aleniyetiyle dışarılara taşınıyor...     
İtirazı olan herkes, Ankara Yüksel Caddesi'nde Dilşat Aktaş'ın maruz kaldığı yumrukları kayıtlardan izlesin...
Halkevlerinin başlattığı 'Umut ol' organ bağış kampanyasının İl Sağlık Müdürlüğü'nden izinli standında görevli Aktaş'ın kafasına art arda yumruk atan sivil polisin öfkesini görsün.
Ve muhakkak soracağı soru  'bu yumruklarla neyin hıncı alınıyordu' olacaktır... 
Elbette Aktaş'ın ağzından kan getiren bu darp görüntüleri, bizzat devletin görev kapsamı içinde günbegün müsamaha ettiği fiziksel şiddetin kadın düşmanlığıyla birleşince nasıl tırmandığını gösteriyordu.     
Yüksel Caddesi'ndeki stantları kaldırmaya gelen polisler stantları kaldırırken Aktaş, sivil polisle göz göze geldikleri ilk anda saldırıya uğradığını söyledi.
Gelişen ve ilerleyen demokrasimizin hasıraltı edilen verilerinden kadına karşı şiddet ekonomik büyümemizden daha çarpıcı biçimde büyüyor.  
Ayrılmış, boşanmış kadınlar kendi cinayetlerini ihbar etseler de onları katledilmekten kurtaramaya kimsenin gücü yetmiyordu...
Burnu ve kulağı kesilmiş kadın görüntülerini Afganistan'dan geldi sanmayalım...
Devlet kurumlarına başvuran kadınların işkenceci ve katilleri, ilgiyle bulunup bilgilendirilip 'kurbanlar' elden teslim ediliyor.
Hele hele muhalif siyasi kadın figürünün özgürlük talebiyle siyasi etkinliklere katılımını ağır aşağılama, cinsiyetçi şiddetle eziliyor.   
Adım adım şiddetin tonu artıyor, saçlarından kavranıp sürüklenen kızlar daha sonra yerlerde tekmeleniyor, kadın hakları gösterilerine katılanlara önce gözaltı sonra yargılama prosedürü işletiliyor.
Daha birkaç yıl önce 'kadına karşı şiddet' sergisinin basıldığını hatırlayınız.          
Katiller kadın cinayetlerini sokaklarda göstere göstere işlerken, kadına 'devlet şiddetinin' her türlüsü kamera kayıtlarına geçiriliyor. 
Maço, cinsiyetçi, ağzı kirli yazarların süfli kadın düşmanlığıyla 'kırıtmasının' kayıtlarını da biz tutuyoruz...

<p>Libya açıklarında batmak üzere olan şişme bottaki 97 düzensiz göçmen, bölgedeki Deniz Kuvvetleri

MSB duyurdu: Mehmetçiğin dikkati faciayı önledi

Milli Eğitim Bakanı Selçuk, emekli öğretmenlerle çevrim içi bayramlaştı

İşgalci İsrail, içlerinde hamile bir kadınında bulunduğu ailenin tüm fertlerini öldürdü

Mehmetçiğin dikkati Doğu Akdeniz'de faciayı önledi