• $ 5,7441
  • € 6,3226
  • 271.229
  • 104828
Haber hattı
0530 708 54 54
Haber hattı
0530 708 54 54

Nefreti sulamak...

Önyargısız insan var mıdır?

Gordon Allport “Önyargının Doğası” isimli kitabında özetle hepimizin peşin hüküm sahibi olduğunu ileri sürüyor.

Peki edindiğimiz yeni bilgiler, duyduğumuz haberler kanaatlerimizi nasıl etkiliyor?

Allport’a göre aslında fikirlerimizin değişmesi öyle kolay bir iş değil.

Yeni bilgiler ve haberler istisnalar bir yana önyargılarımızı pekiştirmekten öte bir işlev görmüyor.

Öyleyse önyargıyı inşa eden unsurlar nelerdir?

Soğuk savaş kavramının mucidi Walter Lippmann, “Puplic Opinion” isimli kitabında “stereo tip” terimini yani “kalıp yargı” yaklaşımını ortaya atarak önyargının hammaddesi hakkında fikirler veriyor. Lippmann’a göre kalıplaşmış yargılar önyargıya dönüşüyor. Çocukluktan itibaren aldığımız etkiler zihnimizde kalıplaşmalara yol açıyor. Doğrusu, yanlışı bir yana bu kalıplarla örülü yargılar esasında insanın öz saygısının da temelini oluşturuyor.

Yani herkes kendi doğrusunu koruyabildiği ve savunabildiği kadar kendisine saygı duyabiliyor.

Buradan bakınca zihinlerdeki kalıpları kırmaya dönük çabaların, bir bakıma insanın öz saygısına yönelik saldırılar olarak algılanması gibi bir durum ortaya çıkıyor.

Sosyal medya laboratuarında her gün sayısız örneğine rastladığımız kalıp yargılar arası çatışmalarının zihniyet devrimlerine fırsat açacağını düşünenler yok mu?

Elbette var.

Ama önyargısını kırmaya çalıştığınız muhatabınızın aslında öz saygısına saldırdığınızı fark etmiyorsanız havanda su dövmekten öteye geçemezsiniz.

İnancımızda önyargıyı “zan” kavramı ile karşılayabiliriz.

“Zannın çoğundan kaçınınız” ikaz-ı ilahisi bize bu hususta mühim dersler veriyor.

Herhangi bir mesele hakkında rahatça fikir beyan edebiliyoruz.

O meseleyi kendi özelinde tüm yönleriyle ele alma ihtiyacı hissetmiyoruz.

Kafamızdaki kalıplara göre hüküm veriyoruz.

Genelleme ile kalkıp çuvallama ile oturuyoruz.

Sosyal medya yüzünden artık iliklerimize kadar işleyen bu kör dövüşü ile varabileceğimiz bir yer yok.

Hırs, kin, nefret, gadap, garaz, fitne, fesat, haset, kıskançlık, tecessüs...

Derdiğimiz bunların daha da yaygınlaşması mı?

Sadece oynatanın kazandığı bu kumara daha ne kadar tahammül edeceğiz?

Düşünebiliyor musunuz?

Geride bıraktığımız seçimde bir araya gelmeleri imkansız partiler, ilke, prensip ve idealler etrafında değil, sadece ve sadece “AK Parti ve Erdoğan nefreti” motivasyonuyla ortaklaşabildiler. Milletin önüne koyabildikleri bir hedefleri de bundan sonra nasıl bir yol izleyeceklerine dair en ufak bir öngörüleri de yok. Sulayıp yeşerttikleri nefreti dallandırıp budaklandırmak... Hepsi bu...

Nefreti sermaye edinenlerin değirmenlerine su taşımayı bıraktığımızda dımdızlak ortada kalacakları belli.

E hadi o zaman...!

Serkan Fıçıcı Diğer Yazıları

Muhale-pert

07.07.2019

Akıl ve heves

26.06.2019

<p>Seçimlerde hile yapıldığı iddiasındaki muhaliflerin şiddet eylemlerine dönüşen protestoları ve or

Bolivya´da Şiddet Hız Kesmiyor

İşsizlik maaşı için şart koşulan 120 günlük 'prim ödeyerek sürekli çalışma' maddesi değiştiriliyor

Kürsüye çıktı ve ilk sözleri bu oldu! Kendini başkan ilan etti

Trump, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ı resmi törenle karşıladı