• $7,4828
  • €9,0436
  • 441.96
  • 1556.77
29 Ocak 2011 Cumartesi

Yeşil Hafta'ya zamlar ve dioksin damgasını vurdu

Nedim Atilla
Nedim Atilla
YAZARIN SAYFASI

Gıda ve tarım alanındaki en büyük fuar olan Yeşil Hafta'nın 76.'sı bu yıl Berlin'de düzenlendi. En çok konuşulan konular, temel gıdalardaki fiyat artışı ve kanserojen dioksin maddesi oldu.

Beslenme anlamında dünya, hayli sıkıntılı bir döneme girdi sayılır. 2011 yılı başı itibarıyla buğdayın tonu yüzde 90'lık artışla 130'dan 250 Euro'ya çıkarken; mısırın yüzde 85, şekerin yüzde 100, kahvenin yüzde 70, kakaonun da yüzde 80 oranında pahalanması dikkat çekiyor. Uzmanlar, gelecek yıllarda pirinçte yaşanacak önemli bir fiyat artışının ise yeni savaşları da beraberinde getirebileceğini söylüyorlar.
Gıda ve tarım alanında dünyanın en büyük fuarı olan 'Yeşil Hafta', bu yıl kapılarını Almanya'nın başkenti Berlin'de, üstelik de bu uluslararası zam tartışmalarının gölgesinde açtı. Almanya'da yaşanan tavuk eti ve yumurtadaki 'dioksin' tartışmalarını da unutmamak gerekir.
'76. Yeşil Hafta Gıda ve Tarım Ürünleri Fuarı'na, aralarında Türkiye'nin de bulunduğu 57 ülkeden tarım, gıda ve bahçecilik alanında faaliyet gösteren 1632 şirket katıldı. Bir süredir 'dioksin' adlı kanserojen maddenin tavuk ve yumurtalara bulaşması nedeniyle hayli sıkıntılı günler yaşayan ve tüketicilerin neredeyse başka bir şey konuşmadığı Almanya'daki fuara Anadolu kökenli organik ürünler damgasını vurdu. İçinde bulunduğumuz 2011 yılında dünyada bir gıda krizi beklentisi içinde olunması, temel beslenme ürünlerinin fiyatlarındaki artış ve acilen alınması gereken önlemler tartışıldı.
Yarın kapanacak olan 'Yeşil Hafta' katılımcılarının arasında, 'sağlığı ve çevresi için sorumluluk gösteren' üretici ve ithalatçıların sayısının artmış olması da dikkat çekiciydi. Altı çizilen bir başka konu da 'organik tarım'ın giderek yaygınlaşmış olmasıydı. Çünkü gıda maddelerinin daha kaliteli, daha temiz ve daha leziz olmasını önemseyen tüketiciler artınca organik ürünler pazarında bu ürünlerin kalitesi, çeşitliliği ve nasıl üretildiği hakkındaki merak da giderek artıyor. Bu yıl 400 bin kişinin ziyaret etmesi öngörülen fuardaki 'uzmanlık buluşmalarında' da, en çok 'dioksin' skandalı tartışıldı.

ANADOLU ORGANİKLERİNE İLGİ BÜYÜKTÜ
 'Yeşil Hafta'nın bu yılki resmi partner ülkesi Polonya olmasına rağmen, Alman ithalatçıların Türkiye'den getirdiği organik ürünler çok rağbet gördü. Özellikle Alman Gıda Endüstrisi Derneği ile Gıda Maddeleri Hukuku ve Tüketicileri Birliği, 'Yaşama Gücü' isimli bir projeyi tanıtırken, Anadolu'dan gelen ürünlere özel bir yer verdi. Türkiye'nin kendi organik pazarının fiyatlarının hayli yüksek oluşu da, pazarın ülkemizde gelişememesinin nedeni olarak gösterildi. Fuar boyunca 'beslenmek ve hareket etmek',  'güven ve kalite', 'keşfetmek ve tadını çıkarmak', en çok kullanılan  sözcükler oldu.

87 yıllık mönüden yemekler...

Daha da güzelleşmiş olarak tüm albenisiyle hizmete açılan Pera Palas, Mutfak Dostları'nın Gala Yemeği'nde, 1924 yılındaki mönüyü büyük bir özenle günümüze uyarladı.

Paris'in Gare de L'Est istasyonundan yola çıkan Şark Ekspresi'nin (Orient Ekspres) lüks vagonlarından inen yolcularına, İstanbul'da konaklayacakları otel sağlamak fikrinden yola çıkarak 1895 yılında inşa edilen Pera Palas'ın yenilenen mutfağı, Mutfak Dostları Derneği'nin Gala Yemeği'nde, nostaljik bir mönü ile kapılarını açtı ve konuklarına tam bir ziyafet çekti.
Orient Ekspres'in işletmecisi Wagon-Lits Şirketi, kendi otelini kendisi yaptırmak üzere kolları sıvadı ve dört yıllık bir inşaat süreci sonunda görkemli bir baloyla açtı Tepebaşı'ndaki Pera Palace Hotel'i... Açıldığı günlerde Beyoğlu, en görkemli dönemini yaşıyordu. Çağın en ünlü mimarlarının elinden çıkan gösterişli binalarla donatılıyor; eğlence açısından giderek Avrupa'nın gözbebeği haline geliyordu. İşte bu ortamda Pera Palas, semtin cazibe merkezi oldu. 1977'de İstanbul, Orient Ekspres seferlerinin son durağı olmaktan çıktı. Ancak Pera Palas, kendine özgü mimarisi ile ünlü-ünsüz konuklarını ağırlamaya devam etti. Yıllar her şeye ve herkese olduğu gibi ona da acımasız davranınca, 2006'dan itibaren tepeden tırnağa yenilenmek üzere geçici olarak kapılarını kapattı. 2010 yılı sonbaharında da İstanbul'un otelleri arasındaki özel yerini tekrar aldı.
Pera Palas, günümüzde rakiplerinin yanında fizik olarak küçük kalıyor; neredeyse butik bir otel gibi... Ama uzun yıllardır Türk mutfağına önemli hizmetler veren Maximillian Thomae ve ekip arkadaşları, burada büyük işlere imza atıyorlar. Otelin kahvaltı salonu olarak da kullanılan Agatha Restoran'da ('Şark Ekspresi'nde Cinayet' adlı romanını bu otelde yazan Agatha Christie'den alıyor adını), dünya mutfaklarıyla Türk mutfağının sentezi yemekler var, hepsi de birbirinden leziz ve ilginç...
Ancak ben, geçen hafta biz Mutfak Dostları Derneği üyelerini buluşturan yıllık Gala Yemeği'nin mönüsüne özellikle dikkatinizi çekmek istiyorum. Ülkemizin en önemli 'mönü' koleksiyoncusu olan Muhtar Katırcıoğlu'nun bulup getirdiği ve Osmanlıca yazılmış olan 1924 yılının 31 Aralık gecesi Pera Palas Yılbaşı Balosu mönüsünü günümüze uyarlayan Aşçıbaşı Thomae, alkışı fazlasıyla hak etti. Doğrusu ekibiyle birlikte gerçekten de güzel bir iş çıkardılar.

1924'TEN 2011'E
Muhtar Katırcıoğlu'nun koleksiyonundan 87 yıl sonra uyarlanan Pera Palas mönüsü:
Madrilene En Tasse - Kereviz ile lezzetlendirilmiş dana konsome, üç değişik garnitür ile
Coquille de Crustaces Nouvel An - Deniztarağı kabuğu içinde sunulan deniz ürünleri
Caille Flambe Sur Canape - Kanepe üzerinde kaz ciğeri ve kendi harcı ile doldurulmuş bıldırcın (bazlama ekmeği ile)
Asperges en Mousseline - Ağır ateşte pişirilmiş somon balığı, ördek yağında pişirilmiş patates, sote edilmiş kuşkonmaz  ve mousseline sos eşliğinde (cevizli köy ekmeği ile)
Corbellie de fruits - Badem ezmesinden yapılmış meyve şekerlemeleri

<p><span>Meteoroloji Genel Müdürlüğü Hava Tahmin Uzmanı Abdullah Macit, İstanbul'daki hava tahminler

İstanbul'da kar yağışı ne kadar sürecek?

Türkiye'nin yeni nesil yerli silahları

Batı Karadeniz'deki kar yağışı drone ile görüntülendi

Rıdvan Dilmen: Beşiktaş şampiyonluğa inanmış