• $7,3978
  • €9,011
  • 441.446
  • 1538.02
26 Kasım 2011 Cumartesi

Genç, 'turfanda' şarapların tam zamanı

Nedim Atilla
Nedim Atilla
YAZARIN SAYFASI

Taze şarabın seveni çoktur. Adı Primeur, genç şarap demek. Üretildiği yıl tüketiliyor. Her yıl sadece Fransa'da 60 milyon şişe genç şarap üretiliyor. Üstelik içimi de bir şölenle yapılıyor.

Bu yıl da 'Primeur' adı verilen taze şaraplar, bütün dünyada aynı tarihte, 17 Kasım günü satışa sunuldu. Fransa'daki şarap dükkanlarının vitrinlerinde, 'Le Beaujolais nouveau est arrivŽ' (yeni bojoleler geldi) yazıyor şimdi... Genç şarapları içmek için sabırsızlananlar da şarap dükkanlarına koştular. Çünkü taze şarabın müptelası çoktur; hatta şarap üretim tesislerinin önünde kuyruğa girenleri bile görmüşlüğüm vardır. İtalya'da da aynı gün, genç şaraplar, yani 'Vino Novello'lar kadehleri doldurmuştur. İspanya, Portekiz, Yunanistan gibi önemli şarap üreticisi ülkelerde bu gelenek hala sürüyor, iyi ki de sürüyor.
Prof. Dr. Ertan Anlı: 'Primeur, şarabın gencini, daha ziyade turfandasını tanımlayan bir terim. Şarap, o yıl içinde tüketiliyor. Sonraki yıla kalan şarap ise artık genç şarap, yani 'Beaujolais Nouveau' olarak satılamıyor' diyor.
Aslında turfanda şarap geleneği çok da eski sayılmaz. Fransa'nın Bourgogne Bölgesi'nin küçük bir bölümü olan Beaujolais'de küçük bir şarap fabrikaları olan Duboeuf Kardeşler, 1950'lerde şaraplarını pazarlamak için çeşitli yollar deniyorlarmış. O tarihlerde, Bourgogne şarap bölgesinin dünyaca ünlü siyah üzüm çeşidi de, şarapseverlerin çok yakından tanıdığı Pinot Noir... Dünyanın en zarif siyah çeşidi olarak bilinen Pinot Noir, iyi yıllarında dünyanın en pahalı şarabı olan 'RomanŽ Conti'nin üzümüdür. Herkes 'Petrus'u en pahalı çeşit zanneder, oysa en pahalısı 'RomanŽ Conti'dir. (Bu arada sevindirici bir haber, Likya ailesinin Antalya'daki Pinot Noir şarapları, yavaş ama emin adımlarla ilerliyor.)
Bourgogne Bölgesi'nin diğer önemli siyahı olan Gamay ise, bu büyük çeşitle rekabete girecek düzeyde değilmiş. Duboeuf Kardeşler de, Gamay üzümünden ürettikleri şarapları büyük restoranlara bizzat götürüp tanıtmaya başlamışlar. 1960 yılının kasım ayının üçüncü perşembesinde, büyük bir şölen düzenlemişler. Şölene birçok ünlü de uzaklardan gelerek katılmış. Bu 'Erken Şarap Şöleni', tüm Fransa'da inanılmaz ses getirmiş ve 'Beaujolais Nouveau'nun patronu Georges Duboeuf'a da çok paralar kazandırmış. 
TADI MEYVEMSİ VE HAFİF
Fransız Duboeuf Kardeşler'in buluşu olan 'Primeur' ya da 'Beaujolais Nouveau' şaraplar, değişik bir fermantasyonla üretiliyor; 1-1.5 ay içinde satışa çıkarılıyor ve kısa sürede de tüketilmesi gerekiyor. 'Beaujolais Nouveau', meyvemsi tadı yoğun, hafif bir şarap... Fermantasyon sürecinde bu meyvemsi tadın ön plana çıkarılması kontrol altında tutuluyor ve piyasaya çıkacağı kasım ayının üçüncü perşembesine yetiştiriliyor. Her yıl sadece Fransa'da yaklaşık 60 milyon şişe genç Beaujolais piyasaya sürülüyor.
'Primeur' şaraplar, Türkiye'de ilk kez 1988 yılında Kavaklıdere tarafından iki farklı üzüm çeşidi, Öküzgözü (Elazığ) ve Boğazkere (Diyarbakır) kullanılarak yapıldı. Firma geleneği bu yıl da bozmadı. Beyaz şaraplar ise Sultaniye üzümünden üretiliyor. 'Primeur' şarapların genel özelliği ise meyvemsi, canlı yapısıyla gençliği, diriliği ve dinamizmi karakterize etmesi... Tadımın başında koklandığında, şarapsever deyimiyle 'ön burunda' özellikle ahududu, kiraz gibi kırmızı meyveler yoğun olarak algılanıyor. 'Primeur' şarapların yapım tekniği, klasik şaraplardan farklı olduğu için, yani 'karbonik maserasyon' olarak nitelenen özel bir teknik sayesinde, bu güzelim aromalar algılanıyor. Ancak tahmin ettiğiniz gibi, bu şaraplar uzun süre saklanılacak şaraplar değil doğal olarak.
Biz de geçen hafta sonu dostlarla, Anadolu'ya özgü bağbozumunu sonlandıran bir kutlama yaptık. Önce Denizli'nin Güney ilçesindeki Pamukkale bağlarında tadım yaptık; sonra da Aydın'da yeni işliklerini kuran Atay grubunun Prodom şaraplarını tatma olanağı bulduk. Pamukkale'nin Chardonay'dan yapılmış 2011 ürünü ilk tattığımız şaraptı ve iyi de geldi. Prodom'ların geçen yıl masterwine puanlarının ne kadar da haklı olduğuna tadan herkes hak verdi. Geçen perşembe günü de 'evde şarap üreten' arkadaşlar bir araya geldiler ve adeta bir şenlik havası içinde yeni şaraplarını bize tattırdılar. Böylece biz de, kendi çapımızda taze şarap sezonunu samimi bir coşku ve heyecanla kutlamış olduk. Darısı gelecek bereketli yılların başına...

İstanbul'da Sakız Günleri
Geride bıraktığımız haftanın önemli etkinliklerinden biri de 'İstanbul'da Sakız Günleri' oldu. 'Ah Güzel İstanbul Derneği-Lezzetname Yolcuları' öncülüğünde düzenlenen etkinlikte Turgut Kut, Gökçen Adar, Maria Ekmekçioğlu ve Sakız Adası'ndan gelen konuğumuz Anna Kladia ile birlikte sakızın tarihçesi, ekonomik ve endüstriyel boyutlarını tartıştık. Grubun lideri Sema Temizkan'ın vurguladığı gibi, biz aslında, dünden bugüne 'iki kıyının ortak geleneğini' konuştuk.
Söz sırası bana geldiğinde, sakız reçinesinin çok eski zamanlardan beri bilindiğini, Heredot'un tarihinde bile bu değerli ürünün adının geçtiğini anlattıktan sonra, lafı Fransa'da yaşayan Lübnan asıllı ünlü romancı Amin Maalouf'un  'Yüzüncü Ad-Baldassare'nin Yolculuğu' adlı romanına getirdim. Maalouf, kahramanı Baldassare'yi, içinde Tanrı'nın yüzüncü adının yazılı olduğu bir kitabın peşinden yolculuğa çıkartırken, kahramanının yolunu İzmir'e düşürür. Baldassare'nin 1666 yılında gerçekleşen bu İzmir ziyareti oldukça karışık bir döneme rastlar. Dedesinin dedesi de Sakız Adası'nda sakız ticareti ile uğraşmış olan Baldassare, İzmir'de Sabetay Sevi'nin başlattığı hareket nedeniyle ortaya çıkan bu karışıklıktan kurtulmak için Sakız Adası'na kaçar. Adadan Cenova'ya ulaşmak için de sakız kaçakçılarından yardım görür. Okuyucu da bu arada sakız konusuyla haşır neşir edilir. Demem o ki, sakız o gün de çok kıymetlidir, bugün de...  
Toplantıya katılmak istemesine karşın, Atina'daki karışıklıklar nedeniyle gelemeyen aslen İstanbullu araştırmacı Sula Bozis'in gönderdiği bildiri metni ise, Turgut Kut'un sunumunu tamamlar nitelikteydi. İstanbul'daki ahali de sakızı biliyordu ve kullanıyordu. Bozis, 'Sakız Adası'nda üretilen mühürlü, özel seramik çömleklerde korunan en iyi kalite sakız ise saray mutfağının ve haremin ihtiyacını karşılamak amacıyla her yıl saraya gönderilirdi' diyor.
16. yüzyılın sonlarından başlayarak İstanbul'a gelen Sakız Adalıların, koloni olarak yerleştikleri ilk bölge Aya Dimitri Köyü, günümüzdeki Kurtuluş imiş. O bölgeyi seçmelerinin nedeni de, Haliç kıyısındaki saray tersanesinde çalışan Sakız Adalı gemi teknisyenleri ile denizcilermiş. Galata'nın Sakızlı sakinleri, kendi mali olanakları ile 1696'da 'Sakız Adalıların Agios Loannis'i adıyla günümüze kadar ulaşan kiliseyi inşa etmişler. Evliya Çelebi'ye göre de, Sakızlılar 17. yüzyılda Galata'da geleneksel şekerci dükkanlarını açarak kaşık tatlılarının özellikle de sakızlı çevirme kaşık tatlısının tanınıp yaygınlaşmasında başı çekmişler. İstanbul meyhanelerinin aranan içkileri, şarap ile mastiha yani sakızlı rakı imiş. Limanda 'fabrika' adıyla da bilinen meyhanelerde rakı, mastiha, kanyak, likör çeşitleri variller veya fıçılar içinde korunurmuş. Ayakta bir tek atan müşteriye de şu dize adanmış: 'Mastiha şişeleri ile rakı bardağı / Leblebi ile midye pilakisi, mezenin alası'
Sula Bozis'ten öğrendiğimize göre, Rum evlerinde, 'Lovuk' da denilen beyaz çevirme tatlısı misafir ikramlarında ilk sırayı alırmış. Sıradan hazırlıklar çerçevesinde bu tatlı, vanilya ve sakız ile tatlandırılırmış. Evlerdeki ikindi kahvesi sefasında, aile üyeleri, kahveden önce mutlaka bir kaşık sakızlı, vanilyalı beyaz çevirme tatlısından tadarlarmış. Ayrıca sakız likörü, sakızlı yeşil incir tatlısı, sakızlı kurabiye, sakızlı sütlaç ve sakızlı muhallebi de evlerin vazgeçilmeziymiş. 

<p>Merkez Bankası Para Politikası Kurulu faiz kararını açıkladı. Yüzde 17 olan politika faizi artmad

Yılın ilk faiz kararı

Türkiye'nin yeni nesil yerli silahları

Merve Boluğur yalanlamıştı... Işın Karaca açtı ağzını yumdu gözünü

Bülent Turan, 1915 Çanakkale Köprüsü inşaatında incelemelerde bulundu