• $9,4434
  • €10,9776
  • 547.447
  • 1508.62
17 Mart 2012 Cumartesi

Berlin'de zeytinyağlı dereotlu bakla...

Berlin Turizm Fuarı'nda Yunanistan standından uzo, İtalyan standlarından meyveli şarapların kokusu geliyordu burnumuza. Fransızlar bin bir çeşit peynir getirmişlerdi yanlarında. Türkiye standındaki akide şekeri masası fazla mütevazı kalmıştı; oysa dereotlu bir bakla olsaydı...  İşte gastronomi savaşlarının yaşandığı fuardan notlar.
Dünya turizminin kalbi, geçen hafta boyunca Almanya'nın başkenti Berlin'de attı. Tam 187 ülkenin temsil edildiği bu uluslararası 'Turizm Fuarı'nda, Türkiye, yaklaşık 130 kuruluş ile yer aldı. 'Gastronomi turizmi' açısından da Berlin'deki fuarın katılımcı ülkelere çok sayıda seçenek sunduğunu vurgulamalıyım.      100 bin kadar sektör temsilcisinin ziyaret ettiği bu fuarda, yaklaşık 11 bin kurum ve kuruluş arasında, yeme-içme sektörünün temsilcileri hiç de küçümsenmeyecek kadar çoktu.
ÜLKEler NE SUNDU?
 Fuar alanını dolaşırken de, ülkelerin mutfak üzerinden tanıtım çabaları hemen dikkatleri çekiyordu. Dubaililer ülkede yetişen tüm hurma çeşitlerini sunarken, Taylandlılar da Tai mutfağı için devasa bir bölüm kiralamışlar, sadece ikram etmekle kalmıyor, bir yandan da satış yapıyorlardı. Brezilya mutfağını tanıtmak için ikram edilen ızgara etlerin kokusu neredeyse tüm salonlara yayılmıştı; türlü çeşit kahve ise cabası... Yunanistan standından uzo, İtalya standından ise meyve kokulu şarapların kokusu çalınıyordu burnumuza... Fransızlar hiç ihtiyaçları olmadığı halde bin bir çeşit peynirlerini getirmişlerdi yanlarında; ortalık fena halde peynir kokuyordu.
Doğrusunu söylemek gerekirse, böylesi bir ortamda, Türkiye standındaki akide şekeri masası (tadım anlamında) pek bir mütevazı kalmıştı. Türkiye nedense böylesi büyük fuarlarda, profesyonellere hitap etmeye çalışırken, zengin mutfak kültürümüzü ön plana çıkarmıyor ya da çıkarmak istemiyor. Bu da bir tercih meselesi olmalı...
SADECE ÇORUM
Gastronomi turizmi anlamında, sadece Çorum Valiliği'nin her dilde hazırladığı 'Gastronomi Yolu' projesinin broşürü dikkat çekiciydi. 'Kızılırmak Havzası Çorum Gastronomi Yolu' çalışmaları, Hitit ülkesinde yeni turizm kapıları açabilir. Proje kapsamında, Kızılırmak Havzası boyunca uzanan yerleşim birimlerinin kültürel, tarihsel ve doğal güzellikleri değerlendirilmiş. Çorum ve ilçelerindeki geleneksel sofra düzeniyle kullanılan araç-gereçler, pişirme yöntemleri ve özel gün yemekleri araştırılmış. Açıkçası iyi iş çıkarılmıştı.
PORTEKİZ ŞARABI
Bu arada şarap blogger'larının bir toplantısına katıldık. Güney Afrika'dan Avustralya'ya, Şili'den Fransa'ya kadar belli başlı şarap üreticileri, fuarda 'devlet bazında' tanıtım ve tat eğitimi yaptırıyorlardı. Türkiye standında da şarap gördüklerini ama bilgi verecek görevli bulamadıklarını söylediler.
Toplantı sonrasında bizim standa baktım; maalesef haklıydılar. Bu arada bloggerların 2012 yılı için en iyi şarapların Portekiz'den geldiğinde hemfikir olduklarına da şahit oldum.
ZEYTİNYAĞLI TARİFİ
Berlin'e turizm sektörümüzden, özellikle de turistik otellerden çok sayıda temsilci gelmişti. Onlarla yaptığımız sohbetlerde, ısrarla aynı şeyin altını çizdik: 'Siz üzerinize düşeni yapmadığınız ve tesisleri ucuz pazarlamaya çalıştığınız sürece, ne mutfağımızı tanıtabiliriz ne de gastronomi meraklısı turisti ülkemize çekebiliriz. Hatalı ve kaba saba temsil edilmemek koşuluyla yöresel mutfaklarımız, büyük turistik zenginliğimizdir.' Kıymetini bilene...
Özellikle başta Antalya olmak üzere, Güney'deki otellerin Türk mutfağına gereken özeni göstermediklerini, yerli yemekleri yozlaştırdıklarını biliyoruz. Başarılı örnekler de var kuşkusuz ama istisnalar kaideyi bozmuyor...
Türkiye Otelciler Federasyonu Yönetim Kurulu Başkanı Osman Ayık ve yardımcısı Tayyar Zaimoğlu ile de sohbet etme fırsatımız oldu. Osman Ayık, İspanya ve İtalya ile rekabet gücümüzün artırılabilmesi için ürün yelpazesinin genişletilmesi, Türkiye'nin var olan zenginliklerinin ürüne dönüşmesi gerektiğini söyledi.
Ege Bölgesi Otel İşletmecileri adına fuara katılan Mehmet İşler ile yardımcısı Semra Zorlu da, Ege Mutfağı'na ait zeytinyağlı yemek tarifleri dağıttılar fuar boyunca... Bu tarifleri alanların bu güzelim yemekleri yapıp yapmayacaklarını bilemem ama Berlin'de zeytinyağlı, bol dereotlu taze bakla hayal etmek bile güzeldi doğrusu...
Kültür ve Turizm Bakanlığı'na ait en iyi afiş ise, Boğaz vapurunun sahanlığında, taze ve demli bir bardak Türk çayının Topkapı Sarayı'na bakılarak içilmesini anlatıyordu.
Türkiye'nin artık plajda güneşlenen değil, yaşamdan keyif almayı bilen turiste ihtiyacı var...

BERLİN'DE GELENEKSEL LEZZETLER
Berlin, son 10 yılda Avrupa'da turist sayısı en hızlı artan Başkent... Yıllardır diplomatların beklentisine de uygun olarak, İtalyan restoranlarının ağırlığı vardı Berlin'de. Son 4-5 yıldır da Uzakdoğu mutfaklarının etkisi hissedilir oldu. Ancak Berlin'e bu son gidişimde gördüm ki, ülkemizden yerel tatlar sunan lokantaların sayısı hızla artmış. Bunların başında da, daha önce Tokat ve İstanbul'da başarılı girişimlerine tanık olduğumuz Adnan Şahin'in açtığı 'Honça' adlı restoran geliyor. Adnan Şahin, Anadolu'nun 'sır' lezzetlerini Almanya'nın başkentine taşımış. Yolu açık olsun...
Bu arada, Alman lokantalarının sayısı da artmış. Örneğin, Müzeler Adası yanındaki eski Doğu Almanya'yı anlatan 'DDR Müzesi' içinde açılan restoran hayli ilginç... Mönülerindeki en meşhur yemek ise 'Lob des Kommunismus'... Üzerine baharatlı, domatesli sos gezdirilmiş ve az pişmiş biftekten ibaret bir yemek bu... Lezzeti vasatın biraz üzerinde...
En yeninin yanı sıra eski Alman lokantalarını da ziyaret ettim. 'Ihlamurlar Altında Caddesi'nde yer alan ve adını bu caddeden alan restoran, 1900'den beri hizmet veriyormuş. Geleneksel Alman yemekleri sunan bu işletmenin eski Berlin stilini yansıttığını söylediler. Havuçlu patates çorbası, şimdiye kadar tattıklarımın en iyisiydi diyebilirim. 'Berliner Republik', yani 'Berlin Cumhuriyeti' lokantası ise, geleneksel Berlin lezzetlerini sunduğunu iddia ediyor. Ana yemekleri bir dana eti sarması... İçinde lahana, patates, pastırma, soğan var ve hepsi birlikte fırınlanmış. Ana tatlı ise kırmızı meyvelerin tamamının içinde bulunduğu bir komposto; ekşi-tatlı bir komposto ve vanilya sosuyla servis ediliyor.
En pahalı Alman restoranını merak ediyorsanız, o da kentin en görkemli binalarından biri olan 'Sony Center' içinde yer alan 'Josty'... Sundukları tüm etlerin 'doğal zamanında büyüyen' hayvanlardan elde edildiğini söylüyorlar. Lezzetlere gelince hiç de fena değil... Galiba, 'Dünyanın en ince kitabı, Alman Mutfağı...' esprisinden vazgeçeceğiz.

<p>Onlar Türkiye'nin Vurcu İHA'sı. Mehmetçiğin  kötü gün dostu. Yerli ve milli İHA sistemi Kargu.</p

Kargu Vurucu İHA'lar Teşkilat dizisinde marifetlerini sergiledi

''UÇBEY''in ilk kez kullanıldığı operasyonda gri listedeki terörist vuruldu

Dev timsah ve köpek balığı karşı karşıya gelirse...

Tam 4 bin 250 yıllık! Anadolu'dan kaçırıldı, Londra'dan Türkiye'ye iade edildi