• $8,5311
  • €10,0999
  • 493.859
  • 1431.78
30 Mart 2013 Cumartesi

Balon kadar, gastronomi turizmine yatırım yapılsın

Nedim Atilla
Nedim Atilla
YAZARIN SAYFASI

Kapadokya ülkemizin (hatta dünyanın) ayrıcalıklı turizm merkezlerinden biri… Bu benzersiz coğrafyaya iki üç yılda bir gitmeye çalışırım; oradaki turizmci arkadaşlarla, özellikle işin içine gastronomiyi nasıl dahil edebileceklerini ve sezonunun tüm bir yıla nasıl yayılabileceğini konuşup tartışmayı severim. “Balonculuğa yapılan yatırımın onda biri yeme-içme işine yapılsa burası çok farklı olurdu” dediğim de çok olmuştur. Açıkçası daha önceki Kapadokya seyahatlerinden arada karşımıza çıkan çok iyi şarapları saymazsanız gastronomik keyiflerle döndüğümü söyleyemem… Bu kez öyle olmadı. Geçen hafta Mutfak Dostları Derneği’nin ‘Kapadokya Buluşması’ gereği oradaydım. Bu gezi aynı zamanda, önümüzdeki süreçte Kapadokya’da gerçekleşecek bir dizi etkinliğin planlanması için de son derece verimli oldu. Bugüne kadar Kapadokya’da süregelen turizmin, yörede var olan mutfak kültüründen doğru dürüst yararlanamadığını düşünen ve buna hayıflanan bir lezzet düşkünü olarak, moralimin yerine geldiğini söylemeliyim. 

 
HİTİT ŞARAPLARI BURADA
Kapadokya, dünyada şarabın üretildiği en eski topraklardan biri… Hitit dönemi şaraplarının da üretildiği Kapadokya’da, tarih-mutfak-şarap severler Argos’ta bir araya geldiğimizde, fark yaratan lezzetlerle karşılaşınca gerçekten gururlandık. Argos, Uçhisar’da binlerce yıllık bir manastır yerleşkesi… Mağaralar, yeraltı tünelleri ve tarihi evlerden oluşan kalıntıların restorasyonuyla hayata geçirilmiş bir yer… Gökşin Ilıcalı ile 17 bin şişe şarabın bulunduğu ‘Seki Mahzen’de sohbet ederken, Kapadokya için kurduğumuz, ‘lezzetli yemekleriyle ünlenmiş, gastronomi turizminde iddialı bir bölge’ hayalimizin gerçekleşeceği yönünde umutlarımız arttı. Seki Mahzen’de, Türk şaraplarını tanıtmak amacıyla, Karadeniz’den Akdeniz’e, Türkiye’nin hemen her bölgesinden özenle seçilmiş şaraplar sergileniyor. Dünya şaraplarının da yer aldığı binlerce yıllık bu mahzeni gezen misafirler, yemek için onlarca çeşit arasından kendi şaraplarını seçebiliyor ve bu mistik atmosferde şaraplarını yudumlayabiliyorlar. Bizler de şarap uzmanı meslektaşımız Esin Sungur’un öncülüğünde harika bir tadım gerçekleştirdik.

DİMRİT ÜZÜMÜ HÂLÂ DİKİLİYOR
Gezi faslımıza gelince… Meraklısı olduğumuz için biliyorum, burası tam şarap coğrafyası, gerçek bir şarap cenneti... Vakti zamanında Hititler, şaraplık üzüm çeşitlerinden birine ‘dimre’ diyorlarmış. Bugün de Kapadokya’da kara üzüm yer bağlarında üretilen üzümün adı ‘dimril’-‘dimrit’... 
Yorgun geldiğimiz bölgede, ilk gece Muhittin Ülkü’nün restoranında hiç ummadığımız yemeklerle karşılaşınca, doğrusu bu ya, sevindim ve kendilerini kutladım. Gecenin şaraplarını sunan ‘Turasan’ firmasının ‘dimrit’ üzümünü hâlâ kullanıyor olmasından da ayrıca keyif aldım. Bu coğrafya, Anadolu’nun has beyaz üzümü ‘emir’in de vatanı... ‘Emir’le Kapadokya Meslek Yüksekokulu öğrencilerinin hazırladığı öğle yemeğinde bir kez daha karşılaşmak güzeldi. Aşçılık eğitimi alan gençlerin heyecanıysa görülmeye değerdi. Biz de heyecanlandık.

İKİ BİN YILLIK BİNADA YEMEK!
Derneğimizin ‘dost yemeği’ni, ‘Dünyanın En İyi 10 Şarap Oteli’ arasına giren Argos’taki (iki bin yaşında eski bir manastır yapısı içinde yer alan) ‘Bezirhâne’de gerçekleştirdik. Emin olun, yemek, Anadolu’nun göbeğinde bir kasabada değil de, Fransa’da bir şarap şatosunda sunulabilir nitelikteydi. İsterseniz, mönüye birlikte göz gezdirelim: Acılı kayısı ve tuzsuz bademli tiftiklenmiş ördekle sarılmış pazı sarması; bölgede yağan doluya verilen ‘kırcı’dan adını alan yoğurtlu ve kıymalı makarna; çemende dinlendirilmiş bonfile; mantarlı lahana sarma; güveçte kuru fasulyeyle birlikte sunulan dana yanağı… Kapanış mandalina sorbesi, kirece yatırılmış pekmezli kabak tatlısı ve badem ezmesiyle yapıldı. 
Mübadelenin en acılı süreçlerinin yaşandığı, eski adıyla Sinasos, yeni adıyla Mustafapaşa’da, (adını neden Türkçe yazmadıklarını anlamadığım) eski bir Rum evinde, gerçek ev yemekleriyle aldığımız öğle yemeğinden sonra Kapadokya’ya veda ettik.
 
KALİTELİ TURİST GEREK
Dönerken altını çizelim: Kapadokya’yı harcamadan, hatta onu daha da kıymetlendirerek geliştirmeye çalışan bir girişimci olan Gökşin Ilıcalı’yı tanımak, bölgenin geleceği adına hepimizin umutlarını artırdı. Ülkemizin mutfak kültürü açısından maalesef düzelmesi hayli zor yöreleri vardır; Pamukkale, Marmaris, Kuşadası gibi… Her şey vardır, ama bir türlü lezzetli bir helva yapılamaz. Aslında Kapadokya da bir zamanlar hor kullanılmış, hakkı verilmemiş bir bölgeydi. Oysa şimdi burada turizmin kalitesi bir hayli yükseliyor. Çabalayanlar çıtayı bir hayli yükseğe koymuşlar; güzel hedefleri var. Unutmayalım, iyi ve başarılı bir turizm, kaliteli turist demektir. 

Doğa festivale çağırıyor…
Baharın gelişi sadece ‘Nevruz’ (Newroz) ile kutlanmıyor Anadolu’da… Kökleri Tanrıça Demeter’e kadar uzanan ‘Mart Dokuzu’ gelenekleri de var. 
Geçtiğimiz cumartesi-pazar en şenliklisini Urla’da yaşadık. Yarın da Karaburun’da “Otuma, keçime dokunma!” diyeceğiz… 
Gelecek hafta Bodrum’dayız. Çünkü bizi Bodrum’da, ‘Tabiat Çağırıyor’... Bodrum Belediyesi Kadın Danışma ve Eğitim Merkezi düzenlenen Bodrum Ot Festivali’nin, Yalı-Gerenkuyu’daki bu yılki teması ‘Canlıların Yediği Her Türlü Otu Sofraya Taşıma Becerisi’… 
6 Nisan’da otlar toplanacak, 7 Nisan’da ‘Amatör-Yaratıcı Yöresel Ot Yemekleri Yarışması’ var. İstanköy’den gelecek Yunanlı aşçılarla otlar üzerinden düello var. Tohum takasları da yapılacak, meyve mirasımız tanıtılacak… Gelecek hafta sonu Bodrum’u kaçırmamak gerek…

ANADOLU MANTI CENNETİ
Geride kalan kutlamalardan biri de İstanbul’da, Slow Food’un Yağmur Böreği Birliği, Ayfer Yavi’nin öncülüğünde ‘Mantı Günü’ düzenledi. “Ah neydi o mantılar?” diyeyim kısaca… Doğal olarak insan, Anadolu’nun tüm mantı çeşitlerini bir masaya toplayıp yemeğe kalksa, vallahi çatlar. Ama ben lezzetinden damak çatlatan çeşitlerinden söz edeyim: Kuzey Ege’nin ‘avunya mantısı’ Ebru Erke tarafından yapıldı. Tavuklu ve bol sulu bir nohut yemeği, ince kesim fırınlanmış çıtır yufkaların üzerine dökülüyor, afiyetle götürülüyor. Ayfer Yavi’nin ‘Arnavut mantısı’ ise adeta bir vejetaryen bohçasıydı, harikaydı. Etkinliğin yapıldığı Beyoğlu-Kumbaracı Sokak’taki işletmeci Mihrimah Uzel’in ‘Gürcü mantısı’ ise, kıymalı-sulu ve haşlanarak yapılmıştı. 
Hepsinden tattım diyemeyeceğim ama Anadolu’nun mantı zenginliği karşısında el pençe divan durduğumu söylemeliyim. 

<p class='MsoNormal'>Komşusunun telefonuna ulaşamadıklarını belirten ünlü  komedyen Gökbakar evdeki

Şahan Gökbakar komşusunun evinin yandığını duyurdu

Iğdır'da yıkılan cezaevinin yerine yapılan sosyal yaşam alanı ilgi görüyor

Milli Güvenlik Kurulu Cumhurbaşkanı Erdoğan başkanlığında toplandı

Uludağ'da yangın ihtimaline karşı helikopterli denetimler artırıldı