• $7,3794
  • €8,977
  • 442.359
  • 1548.04
05 Kasım 2011 Cumartesi

Ağız tadıyla bayram kaçamakları

Nedim Atilla
Nedim Atilla
YAZARIN SAYFASI

Pek çoğunuz planını yaptı ama yine birçoğunuz hala 'Nereye gitsem' diye düşünüp duruyor. İşte size lezzetin peşi sıra yapacağınız bir gastronomi rehberi. Hem yeni tatlar keşfedin hem de farklı şehirler...

Yarın Kurban Bayramı'nın ilk günü ama 'denk getirenler' için de dokuz günlük bir tatilin başlangıcı... Bayramda, hem sonbahar bitmeden yakınlarda bir yerlerde keyif çatayım hem de ağzımın tadı yerinde olsun lezzetli birkaç gün geçireyim diyorsanız, size önerebileceğim güzel yerler var. İlk durağımız Taraklı. Evet belki klişe bir tanım, ama gerçek anlamda tarihin doğayla buluştuğu bir yer, Adapazarı yakınlarındaki Taraklı... Sapanca'ya kadar otoban, sonra da Geyve üzerinden kolayca ulaşabilirsiniz. Programınıza Göynük ve Mudurnu'yu da eklediniz mi, kendinizi Osmanlı coğrafyasının en bozulmamış yerlerinde bulabilirsiniz. Gideceğiniz hemen her lokantada, size 'nohutlu mantı' önereceklerdir, sakın kaçırmayın! Keşkek ve etli yaprak sarmasının da, oldukça güzellerini bulmanız mümkün. Yemeğinizin sonunda, muhtemelen adını ilk kez duyacağınız 'uhut' tatlısını ise mutlaka tadın. Bu tatlının içinde neler olduğunu yazmıyorum, sadece şeker olmadığını bilin ve bir zahmet leziz 'uhut' bilmecesini de siz çözün.

VİZE-KIYIKÖY'DE PLESKAVİÇA
Trakya'nın kimliğini koruyabilmiş nadir bölgelerinden Vize ve Kıyıköy arası nefis bir güzergahtır, aklınızda bulunsun. Vize'deki tarihsel dokunun içinde gezip dolaştıktan sonra, nefis bir orman yolundan Kastro bölgesine vardığınızda, şifalı gerçek manda yoğurdunu arayıp bulun ve tadını çıkarın. Unutmadan yazayım, Kıyıköy'ün eski adı 'Midye' idi. İstanbul'a Rumeli Kavağı üzerinden midye göndermek de onların işiydi. Şimdilerde sayıları çok azalmış durumda ama hala lezzetli midye bulmak olası. Ayrıca ısırganotu çorbası, buraların en temel yemeği... Mısır unuyla yapılıyor, ister etli isterseniz peynirli hazırlanıyor.  Şimdi Kurban Bayramı ya, yöre halkı 'pleskaviça' denilen dövülmüş ete bayılır; şanslıysanız size de çıkabilir. Tatlı olarak ya 'zerde' ya da 'kaymaçina' öneriyorum.

BEYPAZARI'NDA ETLİ SARMA
Ankara'ya bir saat uzaklıktaki Beypazarı, son dönemde çok moda oluşunu biraz da geleneksel mutfağını ısrarla korumasına borçlu. El yapımı tarhana çorbası, taş fırınlarda pişirilerek özel güveç kaplarında ikram edilen etli güveci, ipek gibi kara üzüm yaprağına incecik sarılan etli sarması, 80 kat ince yufkadan hazırlanan baklavası ve yöresel tatlısı 'höşmerim' ile tarihi konaklarda ziyaretçilere mükemmel bir ev sahipliği yapılıyor. Bütün bu yöresel yemeklerin sunulduğu tabak çanak ve gümüş çatal bıçak takımları da öyle zarif ki, adına 'İnce Takım' deniyor. Taş fırınlarda yapılan, tazeliğini bir sene koruyan 'Beypazarı kurusu' da pekmezi ve cevizli sucukları da muhteşem...
 
AMASRA'NIN BALIK-SALATA KEYFİ
Kuşkusuz tek başına Amasra da çok hoş bir yer; ama Antik Çağın Paflagonia'sından günümüze gelen 'Demir Atlılar Ülkesi'nin diğer şehirleri Bartın, Kurucaşile ve Cide de Orta-Batı Karadeniz'in vazgeçilmez gezi noktaları... Karadeniz'in maviyle yeşilini harika doğal güzellikleriyle sunan Amasra, Ankara'ya 278 kilometre uzaklıkta. Alın size romantik bir tatil; hele bir de hava güzel olursa tadından yenmez. Farklı ev aksesuarlarına ilgi duyanlar için, mısır bitkisinden elde edilen bir tür ağacımsı malzemeden yapılan örme sepetler, koltuklar ve sehpa takımları ilginç. 'Soymuk'tan yapılma şapkalar, terlikler ve çeşitli süs eşyaları da bulabilirsiniz. Amasra'da elbette balık yenir ama benzersiz Amasra salatasının tadına doyulmaz. Kimilerine göre içine 20, kimilerine göre de 30 değişik malzeme koyuyorlar bu salatanın ve turşu suyuyla tatlandırıyorlar.

ILGAZ'DA MANGAL RİTÜELİ BAŞKADIR
Ilgaz, Kastamonu ile Çankırı arasında, Ankara'ya yakın gözde bir tatil beldesidir. Ilgaz, dünyada nadir bulunan bitki türleriyle meşhurdur. Burada kırmızı et düşkünleri, gerçekten bayram yapabilirler. Çünkü 'mangal' ritüeli vazgeçilmez ve önemlidir. Varilden bozma devasa mangallar yakılır; kömürler közlenince gerçek bir 'açık büfe'de ızgara et, ekmek arası sucuk, çay ve içecek servisi başlar. Dağın tertemiz havası iştahları öyle bir açar ki, tatil günlerinde nefis kasap sucuklarının tükendiği bile olur. 

CUNDA'DA HAYAT TAŞ KAHVE'DE BAŞLAR
Cunda, tartışmasız tam bir lezzet üssü... Sakin ve huzurlu Midilli ve Girit kökenli halkına ayak uyduran yeni Cundalılarla bayram tatili, inanın pek güzel olur. Cunda'da hayat sabah erkenden Taş Kahve'de başlar; şirin ve daracık sokak aralarında dolaşıp kaybolduktan sonra, deniz kıyında güneş batırılır ve ufaktan meyhane faslına geçilir. Güz güneşinin altında mayışırken, ağlarını onaran balıkçıları, mırıl mırıl oynaşan kedileri ve manzarayı izlemek doyumsuzdur. Çoğu zaman aldığınız gazeteleri bile okumayı unutursunuz. Ondan sonra da gelsin çaylar, kahveler... Ege'nin o emsalsiz mavisine bakarken zamanın nasıl geçtiğini bile anlamazsınız Cunda'da... Ben derim ki, lokantalarda siz sipariş vermeyin; bırakın onlar meze ve mevsim otları ile masanızı donatsın; siz sadece tadını çıkarmaya bakın. Korkmayın gelen hesap el yakmaz, esnaf yaz mevsimine göre daha insaflıdır.

FOÇA'DA TERCİHİ AŞÇIYA BIRAKIN
İstanbul ya da Ankara'dan uçağa atlayıp 45 dakikada İzmir'e, bir 45 dakika sonra da kimliğini korumuş harika bir Ege kasabası olan Foça'ya ulaşabilirsiniz. Eski Foça, güzel memleketimizin hala (nispeten) ucuz ıstakoz yenilebilen son noktasıdır. Tecrübeyle sabit... Foça'da da aşçıya bırakın yiyeceğinizi ama söyleyin ahtapotu ve kalamarı masanızdan eksik etmesin. Sadece balık-salata derseniz, buraların 'kopez'i kasım ayında müthiş olur; özellikle tavasını tavsiye ederim.

İlle de yurtdışı derseniz
İSTANBUL'a en yakın Yunan kasabası Dedeağaç'la başlayalım. Yunanlılar 'Alexandropolis' diyorlar. Her biri Anadolu geleneğine göre 'Dede' sayılan anıt çınar ağaçları ile sonbaharın en güzel idrak edildiği yerlerden biri. İpsala sınır kapısını geçtikten sonra 45 dakikalık bir yolculukla Dedeağaç'a ulaşabilirsiniz. Geleneksel deniz kültüründen gelen lezzetleri meşhur... Istakoz ve böcek meraklılarına hitap eden nispeten pahalı restoranları varsa da, genel olarak fiyatlar için, 'Ege'deki Yunan adalarından bile ucuz' diyeyim de, siz anlayın... Özellikle balkabağından yaptıkları börek çok ünlü. Ot böreklerine mutlaka arapsaçı koyuyorlar ve anason tadında börekler yiyorsunuz. Şarapta ve uzoda ÖTV olmadığından ucuzluk had safhada... Tatilinizi uzatacak olursanız, eski Rumeli Türk tatlılarının tadına bakmak için bile mutlaka Gümülcine'ye gidin derim; hatta İskeçe'ye de... İskeçe ve Gümülcine'de, ne yazık ki geleneksel Türk lokantalarından eser yok. O güzelim Rumeli yemekleri, Müslüman ahalinin evlerinde yaşıyor. Ama lokumcular ve baba tatlısı yapan Türklere ait pastaneler çok başarılı. Kendiniz tutamayıp da Kavala'ya kadar uzatırsanız yolunuzu, karşıdaki Taşoz adasından gelen iri karideslerin tadına bakmayı sakın unutmayın. Kavala'da da olağanüstü ahtapot lokantaları var. Mısır Hidivi Kavalalı Mehmet Ali Paşa'nın şimdi otel olarak kullanılan eski saray surlarının altı böyle lokantalarla dolu... 

OHRİ'DE SİZİ KRALİÇE KARŞILAYACAK
Yakınlarımızdaki bir başka güzellik de Makedonya'nın Ohri Kasabası. En kısa yol, Yunanistan'a girip (Schengen vizesi ya da yeşil pasaport şart) Selanik'ten kuzeye doğru çıkmak ve Manastır üzerinden Ohri'ye ulaşmak. Emin olun, dünyalar güzeli bir kasaba ve halkın yarısına yakını da Türk. Herkes Türkçe konuşuyor yani. Üstelik Balkanlar'a ait yemeklerin hemen hepsini de lokantalarda bulmanız mümkün. Harika manzarası olan Ohri Gölü'nde yakalanan 'Kraliçe' lakaplı yabani alabalık ise en lezzetli yiyecek. Ayrıca börekler yine müthiş...

<p>Çevre dediğimiz hadisenin sadece devletlere bırakılamayacağını söyleyen Oğuzhan Bilgin, konuya il

'Çevre, dünya ve tabiat bize emanet olarak bırakıldı'

Türkiye'nin yeni nesil yerli silahları

Dünyanın en saçma yasakları! Bunları ilk kez duyacaksınız

Pompalı tüfekle polisten kaçan zanlının yakalanma anı güvenlik kamerasında