• $7,399
  • €9,0108
  • 442.593
  • 1537.08
23 Şubat 2012 Perşembe

Yok etmek hakkında konuşmamız gerek

Nagehan Alçı
Nagehan Alçı
YAZARIN SAYFASI

Canımı çok sıkan bir laf işittim birkaç gün önce. Erzurum'da düzenlenen bir toplantıda bir ilköğretim müdürünün sarf ettiği bir laf... Birçok yerde haber de oldu: 'Vatana, millete zararlı çocuklar yürümeden yok edilsin' Bir delinin lafıdır deyip geçebilirsiniz ama beni tuhaf bir şekilde ürpertti. Yoksa bizde olmayan bu kafatasçı damar virüs gibi girdi mi bünyeye diye endişe ettim.
***
Bu endişe zihnimi meşgul ederken artık tesadüf mü yoksa tuhaf bir dürtü mü bilmem, ne zamandır merak ettiğim 'We Need To Talk About Kevin' (Kevin Hakkında Konuşmamız Gerek) adlı filmi izledim. Lionel Shriver'in ödüllü romanından uyarlanan, Lynee Ramsay'in yönettiği, başrollerde Tilda Swinton ve Ezra Miller'in oynadığı bir dram. Daha doğrusu bir 'altüst ediş'. Hem de öyle bir altüst ediş ki...
***
Bir anne-çocuk ilişkisi üzerinden birçok şeyi sorgulatıyor hikaye. Çocuğunu başından itibaren sevmeyen, daha doğrusu anneliğin iyi gelmediği bir kadını. O kadının çocuğuyla ilgili yaşadığı hayal kırıklığını. Çocuğun uyum sorunlarını. Bir annenin çocuğuyla girdiği amansız rekabet, hırs ve nefret ilişkisini. Ve çocuğun sadistliğini, annesine duyduğu tutku-öfke karışımı hisleri...
***
Bütün filmi anlatıp izleme zevkinizi kaçırmak istemiyorum ama bu iki gündür beynimden çıkmayan hikayeyi en ince detayına kadar yazmamak için de kendimi zor tutuyorum. Hastalıklı bir anne-çocuk ilişkisi üzerinden yaşanan akıl almaz bir dram ve toplumun etiketleyip tecrit etme acımasızlığı üzerine müthiş tespitler var filmde. Düz ve yüzeysel bir izleme yaparsanız son derece tehlikeli sulara götürebilir sizi. Hangi sulara mı? İşte burada yukarıda verdiğim örneğe dönmek lazım... Erzurum'daki ilköğretim müdürünün korkunç sözlerine... Çünkü filmi derinlemesine, arka planı analiz etmeden izleyen bir göz pekala hikayede resmedilen çocuk üzerinden müdürün sözlerini haklı bulabilir! 
***
Şu yüzden: İnsan içinde tuhaf bir yok etme isteği barındıran bir varlık. Bu, hakimiyet duygusunu pekiştirmekle ilintili. Bazen güçlü ve hakim olma güdüsü kaybedildiğinde onu kaybettirdiğini düşündüklerine yönelik bir yok etme eğilimi doğuyor. Kontrol etme isteği yok etme isteğini beraberinde getirebiliyor başka bir deyişle. Irkçı, faşist zihniyetlerde bu eğilimin çok baskın olduğunu düşünüyorum.  Mutlak bir otorite sağlama isteği bu. 
***
Sanırım sevmekle kontrol altına almak arasında otomatik bir ilişki kurmaya yatkın bir doğası var insanın. Bu ilişkinin ayarı kaçınca da ortaya son derece zararlı sonuçlar çıkabiliyor. Okul müdürü kendi kafasında yarattığı 'vatana, millete yararlı çocuk' imgesi üzerinden herkesi bu kategoriye sokma eğilimine düşüyor, girmeyeni yok etmek istiyor. Kendi çizdiği sınırları dışındaki bir varoluşa tahammülü yok. Tıpkı filmde anneliğin hayal ettiği bir şey olmadığını anlayıp,  bebeğe karşı büyük bir hınç duyan annenin çocuğuna bu duyguyu yansıtması ve içten içe onu yok etmek istemesi gibi.  Sonunda yok oluşlar ve yeniden doğuşlar birbirine karışıyor...
O okul müdürünün sözleri çok şükür ki bu topraklarda köksüz. Dün usta kalem Taha Akyol köşesinde bunu anlatan çok güzel bir yazı yazdı ancak ben yine de iki gündür sahip olamama ve yok ediş üzerine düşünmeye devam ediyorum...

<p>  Gümrük Muhafaza Kaçakçılık ekipleri, Suriye'nin Tel Abyad kentinden Akçakale Gümrük Kapısı'na g

Ekipler gördükleri manzara karşısında isyan etti: Bu nasıl vicdansızlık?

Türkiye'nin yeni nesil yerli silahları

Enerji timlerinin zorlu öesaisi

Bülent Turan, 1915 Çanakkale Köprüsü inşaatında incelemelerde bulundu