• $9,5183
  • €11,0942
  • 546.068
  • 1455.42
27 Mart 2012 Salı

İslam düşmanlığı üzerine bir seçim kampanyası

Bugün Batı'nın karşı karşıya kaldığı, kendi değerlerinin üzerinden kendini yalanladığı en bariz mesele İslamofobi meselesi. Bunun son olarak  ilginç bir örneği Fransa'da yaşanıyor. Fransa'nın en önemli İslam ve Ortadoğu uzmanı, düşünür Gilles Kepel geçtiğimiz günlerde yaptığı bir araştırmayla ilgili olarak çıktığı bir televizyon kanalında ülkedeki birçok kasabın (banliyödekilerin tamamına yakınının) 'helal et' kestiğini söyleyince sözleri büyük bir yankı buldu. (Detayları dün Sabah gazetesinde Hasan Bülent Kahraman köşesinde yazdı.) Kepel'in tespiti üzerine aşırı sağcı Marine Le Pen 'iğrenmek için her türlü sebebimiz var' açıklamasını yaptı.
Bu sözleri ülkedeki genel atmosferi de göz önünde bulundurarak değerlendirmek gerek. Fransa'da yakında seçimler var. Sarkozy kendi kampanyasını 'göçmen karşıtlığı' üzerinden şekillendiriyor. Göçmen ile işaret edilen de 'Müslüman'. Bu kampanya devam ederken geçtiğimiz günlerde korkunç bir saldırı yaşandı Toulouse'da. 7 Yahudi katledildi ve bu saldırının arkasından Cezayir asıllı, El Kaide bağlantılı olduğu öne sürülen Muhammed Merah çıktı. Ancak şimdi kulaktan kulağa dolaşan başka bir iddia var: Melah'ın gizli servis bağlantılı olduğu konuşuluyor Fransa'da. Yani yeniden bir El Kaide korkusu yaratmak, İslam karşıtlığını güçlendirmek için (kısacası Sarkozy'nin elini sağlamlaştırmak için) bir 'operasyon'a da kurban gitmiş olabilir pekala yaşamını yitiren 7 kişi...
İslam karşıtlığı ya da İslamofobi'nin Batı'daki gelişimi tartışılmaya muhtaç. Bir yandan 'nefret söylemi' konusunda hassas olan, nefret suçunu hukuk sistemlerinde tanımlayan kara Avrupa'sı ve ABD (nefret söylemi konusunda hassas ama bunu genellikle suç olarak tanımlamıyor Amerikan hukuk sistemi) bu hassasiyeti İslam'ı dışarıda bırakarak hayata geçiriyor. Bu yazıda özellikle ABD örneği üzerinde durmak istiyorum.
İslam düşmanlığı konusunda çok net ve saldırgan söylemler ABD medyasında ve siyasetinde mevcut. Antisemitizm ya da ırkçılıkla ilgili çok oturmuş ve ciddi bir doğal ahlak mekanizması çalıştıran ülke  Müslümanları bu mekanizmanın tamamen dışında tutuyor. 'Zenci' kelimesinin kullanılmasını 'nefret söylemi' olarak değerlendiren, Yahudi soykırımını küçümseyenleri derhal toplum hayatından dışlayan ABD Müslümanlar ile ilgili hiçbir hassasiyete sahip değil. Mesela 2006'da radyo programcısı Jerriy Klein kendi programında akılalmaz bir öneri getirmişti. Klein'a göre ülkedeki  Müslümanlar ayırt edilmeliydi. Bunun için  hilal şeklinde bir dövme yapılmalı ya da kol bandı takılmalıydı. Klein'ın önerisi üzerine radyo istasyonunun telefonları kilitlendi. Bazı dinleyiciler toplama kampı önerdi, bazıları ise 'dövme yetmez onları bu ülkeden sürüp çıkarın' dedi. Oysa Klein şaka yapmıştı... Ama gelen tepkiler son derece ciddiydi. Üstelik acaba aynı şakayı renkliler ya da Yahudiler üzerinden yapabilir miydi? 
ABD'deki İslamofobi'yi körükleyen en önemli gelişmelerden biri 11 Eylül. Ancak bir terör saldırısı ile bir dini özdeşleştirmek nasıl bu kadar başarılı oldu? Ben bunun İslamofobi'nin 11 Eylül'ün çok ötesinde izler taşıdığı için, bir korkudan ziyade bir politikanın bizatihi kendisi olduğu için başarıldığını düşünüyorum. Örneğin George Bush göreve başlarken duayı yapan rahip Franklin Graham İslam'ı 'kötü ve şer bir din' olarak niteliyor ve 'İslam'ın tanrısının Hıristiyanlığın tanrısı olmadığını' söylüyordu. Rahip Jerry Vines ise Hz Muhammed'i 'şeytanın ele geçirdiği sübyancı' olmakla suçluyordu. Müslümanları 'ötekileştirme' söylemi kendine Amerikan ana akım medyasında da yer buldu. Bunun çarpıcı bir örneği CNN'de program yapan Gleen Beck'ti. Beck 14 Kasım 2006'daki programında Müslüman Kongre üyesi Keith Ellison'a 'düşmanlarımızla çalışmadığını bana kanıtla' diye meydan okudu. Ebu Garip'te Amerikalı askerlerin Iraklı mahkumlara yaptıkları işkenceler ortaya çıktığında ise işkenceci askerlere birçok destek geldi. Oklahoma senatörü James İnhofe'un 'mahkumlar hak ettikleri muameleyi gördü' sözü bu desteklerden yalnızca bir tanesiydi.
Bu örnekler de gösteriyor ki ABD'de Müslümanlar siyasi doğruculuk (political correctness) kavramının  tamamen dışında tutuluyor. Peki ama neden? İslam'a ve Müslümanlara karşı nefret söyleminin önünde neden engel yok? Devam edeceğim...

<p>Verdiğiniz nefes aldığınız nefesle  karışmıyor. Akıllı maske telefonla kontrol ediliyor.</p><p>Ak

Akıllı maske nefes aldıracak

Güney Kore ilk yerli roketi 'Nuri'yi uzaya fırlattı

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Üsküdar'da bir kafede vatandaşlarla sohbet etti

Niğde'de 20 milyon yıllık fosil bulundu