• $ 7,966
  • € 9,4433
  • 487.315
  • 1190.63
Haber Hattı
Haber hattı
0530 708 54 54
Bip""/
Haber hattı
0530 708 54 54
Reklamı Kapat

Sosyal medya devleri Türkiye'ye temsilci atayacak mı?

Sosyal medya yasası dünden itibaren yürürlüğe girdi.

Türkiye, yeni yasayı hazırlarken Almanya’nın 2017’de çıkardığı kısa adı NetzDG olan ‘Sosyal Ağlarda Yasaların Uygulanmasının İlerletilmesi Yasası’nı örnek aldı.

Almanya, nefret, hakaret, suça ve şiddete teşvik, sahte haberler gibi yasadışı içeriklerle mücadeleyi hedefledi; bu amaçla sosyal medya ağlarını kullanıcıların yayınladığı içerikten sorumlu tuttu.

Bunun için ‘sorumlu bir yetkili atama’ şartı koştu.

Sorumluluğunu yerine getirmeyenler için cezalar öngördü.

***

Türkiye’deki yasada, Almanya’dakinden fazla olarak ‘kısıtlama’ veya ‘ceza’ konuları yok.

Aksine, sorumlulukları yerine getirmede uzun süreli ‘mühlet’ler tanınıyor, cezalar da ‘kademeli’ olarak arttırılıyor.

Almanya’da mahkeme kararı aranmayan bazı konular Türkiye’de mahkeme kararı şartına bağlanıyor.

Birçok eleştirel yazıyı okudum.

Almanya’daki eleştiriler tekrarlanıyor ve “Türkiye’de Almanya’dan kötü uygulanır” önyargısıyla yorumlanıyor.

***

Yasa Almanya’da uygulamada olduğu için ‘sonuçlarına’ baktım.

2 Temmuz 2020 tarihli DW haberine göre; büyük sosyal medya ağları Almanya’da resmi temsilciler atadı.

Ancak personel ve kaynak aktarmadılar ve 24 saatte silme ve yetkili kurumlara bildirme sorumluluğu tam olarak yerine getirilmiyor.

Ama şu ana kadar kesinleşen ve tehsil edilen bir ceza olmadı. Facebook’a verilen 2 milyon euro ceza ise halen itiraz nedeniyle mahkemede.

İnternet devlerinin AB Veri Koruma Düzenlemesi (GDPR) kurallarına tam olarak uymadığı, kullanıcıları bilgilendirmediği, raporları teknik kavramlara boğarak anlaşılmaz hale getirdiği yolunda eleştiriler Avrupa medyasında sıkça yer alıyor.

***

Ulaştırma ve Altyapı Bakan Yardımcısı Ömer Fatih Sayan, Facebook, YouTube, Instagram, Twitter, Linkedln, TikTok, Dailymotion, Periscope, Pinterest ve VK temsilcileri ile videokonferansla toplantı yaptı.

Henüz resmi bir başvuru veya niyet beyanları olmadı.

Bunun için 1 ay süreleri var.

Ancak, Türkiye’de bu şirketlerle çalışan teknoloji çevrelerinden aldığım bilgilere göre ‘temsilci atamaya olumsuz bakmıyorlar’.

Türkiye’den yüklenen verilerin Türkiye içinde depolanmasına yönelik yatırımlar konusuna ise ‘mesafeli’ duruyorlar.

***

İnternet devlerinin Avrupa’da işi ‘sallıyor’ olması, Türkiye’de de baş ağrıtacaklarının işareti.

Ancak buna prim verilmemeli.

Zira Türkiye’deki yasa Almanya’dakinden geri değil, birçok maddede daha ileridir.

Türkiye’nin verisinin Türkiye’de kalması da yasanın en önemli tarafıdır. Ve bu konuda ‘uzlaşma’ için yeterli zaman tanınıyor. 

TÜRKİYE İYİ BİR SOSYAL PAZAR

Londra merkezli We Are Social kuruluşunun yayınladığı 2020 raporuna göre;

Türkiye’de 54 milyon aktif sosyal medya kullanıcısı var.

TÜİK’in 2019 verilerine göre, sosyal ağlarda paylaşım oranı yüzde 81.4.

Salgın nedeniyle internet ve sosyal medya kullanımı şimdi bu oranların da üstünde.

Salgın bitse de bu eğilim bitmeyecek.

Bunun getirdiği reklam ve sosyal medya üzerinden gelişen ticaret imkanları konusunda Türkiye’yi ‘vazgeçilmez’ hale getiriyor.

DAĞLIK KARABAĞ

Ermenistan, SSCB döneminde Karabağ dahil Azerbaycan’ın doğusundaki toprakları alma girişiminde bulundu. Moskova onaylamadı.

Ermenistan, buna rağmen SSCB’nin dağılma sürecini kullanarak 1991’den itibaren Azerbaycan’ın yüzde 20’sini işgal etti.

ABD, Rusya, Çin, İngiltere ve Fransa’dan oluşan BM Güvenlik Konseyi 822, 853, 874 ve 884 numaraları kararla, Ermenistan’ın işgal ettiği topraklardan derhal, koşulsuz ve tam olarak çekilmesini istedi.

Erivan yönetimleri, bu kararlara uymadı.

Aksine, işgal edilen topraklardaki Azerbaycan Türkleri Hocalı Katliamı ile zirve yapan saldırı ve katliamlarla öldürüldü, göç ettirildi.

Dağlık Karabağ’da sözde Ermeni devleti oluşturuldu, ancak Ermenistan dahil hiçbir ülke tarafından tanınmadı.

1992’de arabuluculuk için Rusya, Fransa ve ABD’nin eş başkanlığında Minsk Grubu kuruldu; ancak 28 yılda hiçbir sonuç alınamadı.

Azerbaycan bu süreçlerde siyasi, ekonomik ve askeri olarak güçlendi. Ermenistan ise giderek zayıfladı, gençler ülkeden kaçtı, çalışmak için Türkiye dahil birçok Batı ülkesine göç etti.

Erivan’daki baskıcı yönetim, siyasi ve ekonomik kriz nedeniyle sokak hareketleri başladı, hükümetler değişti. Bu hareketlerin liderlerinden olan bugünkü ‘Batı yanlısı’ Başbakan Paşinyan da sorunları çözmek yerine yine ‘milliyetçiliğe’ oynadı ve Azerbaycan’ı hedef aldı.

Ancak bu kez güçlü bir Azerbaycan’la karşılaştı ve Bakü, uluslararası sistemin sağlayamadığı haklarını kendi gücüyle geri alma pozisyonu kazandı.

Batılı ülkeler ve Rusya’nın Ermenistan ve Azerbaycan’ı ‘taraflar’ diye ‘eşitleyerek’ ateşkes çağrısı yapması, BMGK kararlarındaki “Ermenistan’ın işgal bölgelerinden çekilmesi” şartın dile getirmemesi anlamlıdır.

Minsk Üçlüsü, Ermenistan’ın Azerbaycan’ı işgalini de tıpkı İsrail’in Filistin’i işgali gibi ‘zamana yayarak meşrulaştırmak’ istiyor.

ETİMOLOJİ / KELİME KÖKENİ

Azerbaycan

Giylan Denizi’ne adını veren Türk boyu Hazarlar’ın (veya Hazer) bölgeye M.Ö. IV (bir görüşe göre M.S. 193) tarihinden itibaren yerleşmesiyle birlikte, Farsça ‘yurt, memleket’ anlamındaki ‘bayegân’ ekiyle oluşmuş bir isimdir. ‘Hazar yurdu’ anlamında ‘Hazerbayegan’dan günümüze Azerbaycan olarak gelmiştir. Farklı kaynaklarda farklı öyküler olsa da, dayanakları en güçlü görüş bu. 

Bisikletin yıldızları Sakarya'da şampiyona başladı

Bisikletin yıldızları Sakarya'da şampiyona başladı

İstanbul'daki sis havadan görüntülendi

İstanbul'daki sis havadan görüntülendi