• $13,6584
  • €15,2357
  • 787.034
  • 1997.69
14 Ocak 2022 Cuma

Savunma sanayii kurumlarına saldırıların anlamı

Önceki gün Milli Savunma Bakanlığı'nın Askeri Fabrika ve Tersane İşletme A.Ş.'nin (ASFAT) 4 yılda hayata geçirdiği savunma sanayii projelerine ilişkin açıklamasını dün AKŞAM'da okudunuz.

Açıklamada, "ASFAT'ın, 27 askeri fabrika ve 3 tersanede tasarım ve üretim yaptığı; Pakistan'a satılan 4 MİLGEM gemisiyle Cumhuriyet tarihimizin tek kalemde en büyük savunma sanayii ihracatını gerçekleştirdiği; Kayseri 2. Hava Bakım Fabrika Müdürlüğü'nü bütün A400M uçakları için bakım ve yenileme merkezi haline getirdiği; Mekanik Mayın Temizleme Teçhizatı üreten Milli Mayın Faaliyet Merkezi'ne Uluslararası Sertifikasyon kazandırdığı; Azerbaycan, Burkina Faso ve Togo'ya 24 adetlik ilk ihracatları yaptığı; Deniz Kuvvetleri için 10 bin tonluk yüzer havuz inşa ettiği, denizaltılar için yüzer havuz projesine başladığı; Hassas Güdüm Kiti ve Nahçıvan Askeri Fabrikaları'nın modernizasyonu projelerinin de sürdürüldüğü" bilgileri vardı.

***

O sırada, Savunma Sanayii Başkanlığı'na bağlı STM'nin (Savunma Teknolojileri Mühendislik ve Ticaret A.Ş.) Genel Müdürü Özgür Güleryüz'ün gönderdiği "Türk Savunma Sanayiinin Yükselişi ve Ambargolar / Kritik Teknoloji, Bileşen ve Alt Sistemlerde Yerlileşme Hamlesi" başlıklı kitabı okumam tam bir tevafuktu.

***

- Kitapta, emekli büyükelçi Uluç Özülker diyordu ki; "Soğuk Savaş bir savaş değil, bir denge politikasıdır. Bu politika bugün yeniden hayat bulmaya başladı. Başatlar savaşamazlar. Nükleer güçlerinin sadece yüzde 10'unu kullansalar dünya biter. O yüzden 'doğrudan savaşamıyorsam, mikro milliyetçiliği teşvik ederek bana bağlı gruplar oluşturur benim adıma başkalarını savaştırırım' dediler. ... ABD Türkiye'den rahatsız, çünkü Türkiye giderek palazlanmaya başladı ve artık biat etmiyor."

- SSB danışmanı emekli hava tümgeneral Reha Ufuk Er de bu sözleri tamamlarcasına, şöyle devam ediyordu: "Bu dengeyi rahatsız ederseniz, bozmaya kalkarsanız veya bir başkasının arzularını değil de kendi isteklerinizi ortaya koyarsanız dengeyi bozmuş olursunuz. Rusya'dan S-400 almakla, ABD-Rusya arasındaki dengeyi bozuyorsunuz, Ortadoğu'da dengeyi bozuyorsunuz, bir de silah satış dengesini bozuyorsunuz. Size açık açık dengeyi bozuyorsunuz demiyorlar. Senelerdir NATO'dayız, TSK'nın silah sistemlerinin nereden geldiği belli. Türkiye'nin Rusya'dan S-400 alması, ABD'nin savunma bütçesine birdenbire 70 milyar dolarlık ilave yapmasıyla aynı döneme denk geldi. Bu düşünülmesi gereken bir noktadır."

- SSB Deniz Araçları Daire Başkanı Alper Köse de, aynı yerden şöyle devam ediyor: "Aslında hem ABD müşteri kaybediyor, bizi kaybediyor hem de biz teknoloji, sistem ve ürün geliştiriyoruz, ona rakip oluyoruz."

***

Bu sözler, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın teşviki ve liderliği ile sağlanan ilerlemenin, yüzde 80'lere yaklaşan yerlilik ve millilik oranının verdiği 'rahatsızlığı' gayet iyi anlatıyor.

Ve savunma sanayii kurumlarına yönelik 'iç saldırıların' da nerelerden 'teşvik' aldığını gösteriyor.

Hedef alınıyor, çünkü;

İlk defa devletin bütün kurumları, başta güvenlik olmak üzere, işbirliği ve eşgüdüm içinde çalışıyor.

İlk defa yerli ve milli savunma sanayii kurulması hedefiyle askeri fabrikalar, kamu ve özel teknoloji ve araştırma geliştirme şirketleri, üniversiteler birlikte çalışıyor.

İlk defa bu çalışmalara en geniş kaynaklar ve imkanlar sağlanıyor.

İlk defa 'hedef odaklı' çalışmalar yapılıyor ve acil ihtiyacı karşılayacak 'stratejik ürünler' geliştiriliyor.

İlk defa sanayi, teknoloji ve Ar-Ge'de, dahası yazılım ve uzay teknolojisinde 'resmi-özel tüm kurumların ortak çalışması' ile bir 'ekosistem' oluşuyor.

İlk defa bu ekosistemin içinde genç beyinlerin, yeteneklerin, girişimcilerin önü açılıyor, onlara imkanlar sağlanıyor.

***

Ve buradan bakınca, başta 'kurumlar arasındaki bu ahengi bozmaya yönelik' girişimler olmak üzere, başta savunma sanayii olmak üzere kurumları yıpratmaya yönelik çabaların da 'nedeni' anlaşılıyor.

ASFAT, MKE, ASELSAN, Roketsan gibi kurumlara, İHA üreticisi Baykar gibi özel şirketlere ve kurumlar arasındaki işbirliğine yönelik 'siyasi yıpratma' girişimleri, Türkiye'nin milli savunmada bağımsızlık mücadelesine karşı yapılmış girişimlerdir.

Bu girişimler, bugüne kadar Türkiye'yi 'kendi parasıyla bağımlı kılan' ABD, Avrupa'nın politikalarına hizmet ediyor.

Karşılığında da 'büyük güçlerden' demokrasi ve cumhurbaşkanı adayı belirlemesini istiyor!

AK PARTİ'DE KONUŞULAN ANKET

AK Parti MYK'da tartışılan son ankete ilişkin haberler hafta başında gazetelerde yer aldı.

Ayrıntılarını biraz soruşturdum;

Araştırmayı, AK Parti'nin anlaşmalı şirketi yapmış.

Döviz kurunun yükselişinde ve düşüşünde, yani kur garantili mevduata geçişten sonra yapılan araştırmalar kıyaslanmış.

Özeti şu:

Daha önce AK Parti'nin oy oranı yüzde 38 ölçülmüş.

Kur yükselmesi ve fiyat belirsizliğinin AK Parti oyuna olumsuz etki yaptığı ve 3,5-4 puan geriye çektiği tespiti yapılmış.

Alınan tedbirler üzerine bu olumsuz etki ortadan kalkmış ve oy oranı yüzde 39 olarak ölçülmüş.

Bu, kur hareketliliğinden önceki oranın bir puan daha üstünde.

Sonuçların analizini yapmasını istediğim bir araştırmacı, özetle şöyle yorumladı:

"Halk belirsizlikten endişelendi, çözüm için iktidara ve muhalefete baktı. Muhalefet, kur yükselişinde hayat pahalılığı üzerinden siyaset yaptı, ancak tedbirler açıklanınca ve kur düşmeye başlayınca politika üretemedi. Bu yaklaşık 10-15 gün sürdü. Bu da çözümün yine iktidardan geldiği anlayışını doğurdu. Muhalefetin yeni siyaset üretememesi ve yeniden hayat pahalılığı politikasına dönmesi, halk tarafından güven verici bulunmadı. Dolayısıyla oylar yeniden ve daha fazlasıyla AK Parti'ye geri geldi. AK Partililer şunu fark etti; aslında partinin 'icraat'la ilgili sorunu yok, aksine söyleyeceği çok şey var. Politika ve çözüm üretme konusunda da aktif olduğunu gösterdiğinde, seçmenle birlikte partililere de yeni bir güven oluştu. Bu aslında, başarının da formülünü ortaya koyuyor."

Muhalefetin, 'cumhurbaşkanlığı seçimini çoktan kazandık' algısı yaratma çabaları ve 'kurumları basma' operasyonlarına pabuç bırakacak bir tablo yok AK Parti'de.

Aksine, Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın attığı her adım, seçmenin ve partinin özgüvenini artırıyor.

TOGG DÜNYA SAHNESİNDE

Geçen hafta ABD'nin Las Vegas kentinde düzenlenen Uluslararası Tüketici Elektroniği Fuarı'nda Türkiye'nin yerli elektrikli otomobili Togg'un tanıtımına gururla tanık oldum.

Örtünün altındaki otomobile yönelik ilgi, belki de fuarın en kalabalık grubunu Togg standının çevresinde topladı.

Uzun tanıtıma rağmen kalabalık arttı ve örtü kaldırılırken yüzlerce cep telefonu sosyal medyadan yayına geçti.

Kalabalığın arasında birbirlerine 'Türkiye mi yapmış?' diyenleri duymak şaşırtıcı olmadı.

Türkiye'nin bayrak taşıyıcısı olarak THY ile ne kadar gurur duysak az.

Ama THY yalnız değil.

Togg Ay-Yıldızlı bayrağı karada taşıyor; Togg'un dijital çözüm ortağı Turkcell, dijital dünyada...

Bir küresel teknoloji şirketi olarak Türk Telekom da öyle...

Dünya 'Türk' adını daha çok konuşacak.

Olan, 'bizden adam olmaz'cılıkla, Türk demekten utanmakla, kendi milletini aşağılamakla kariyer yapanların 'havyarına' olacak!

<p> </p>

Kamu işçisinin maaşı ne kadar artacak?

Polisleri şaşkına çeviren suçluların ilginç fotoğrafları

dünyanın en zor testi olduğu iddia edilen dikkat testi! Sosyal medyayı salladı

Limonu mikrodalgada 20 saniye ısıtırsanız... Bakın nasıl bir etkisi var