• $ 7,8228
  • € 9,4308
  • 459.326
  • 1328.83
Reklamı Kapat

Kimsenin Türkiye'ye ‘satacak' bir demokrasisi, basın özgürlüğü yok

ABD’deki seçimi gördünüz.

Seçim kalitesini de, siyasetçi kalibresini de...

Casusluk, yolsuzluk, ‘tek adam’lık iddiaları; seçime müdahale, sahte oy, sandık hileleri, sandık başı kavgaları, sokak çatışmaları...

Medyada desteklenen adayın propagandası, rakibin ‘skandalları’...

Sosyal medyada ‘işine gelmeyen adaya’ sansür...

Aklınıza ne gelirse var.

Avrupa’da farklı mı?

Fransa’da en güçlü aday hakkında ‘15 yıldır bilinen’ bir ‘skandal’ son anda ortaya çıkınca ‘kerhen’ başkan seçildi!

Devlet ajansı AFP’yi Ermenistan Başbakanı’nın propagandasını yayınladı; Azerbaycan’ın Paris Büyükelçisi ile yapılan söyleşiyi “İddiaları doğrulanmadı” diye yayınlamadı!

İslam Peygamberi’ne hakaret karikatürlerini yayınlamak özgürlük oldu;

O karikatürlere ‘yanlış’ diyen 9 yaşındaki kız çocuğuna ‘özel kuvvetler’le terör operasyonu yapıldı!

Almanya, terör örgütü PKK ve FETÖ’nün “Türkiye’de devlet insanları kaçırıyor, kaybediyor” propagandasını ‘resmi heyet’ gönderip araştırmaya kalktı;

Ama bırakın Diyarbakır’da oturan anneleri, Berlin’in ortasında “PKK kızımı Berlin’den kaçırdı” diye haykıran anneyi görmedi!

Burunları havada medyalarında da iki satır haber olmadı bu!

Ama dünyaya demokrasi, eşitlik, insan haklarına duyarlılık ve özgürlük satışına devam ediyorlar!

Yerseniz, edecekler de…

Bunları ‘biz şahaneyiz’ diye yazmadım.

‘Tencere dibin kara / seninki benden kara’ kısır tartışması yapmak için de…

Sadece demokrasi, temsil, adalet, özgürlük satanların durumunu bilin istedim.

Kendi yırtık pantolonunu bana satanın, sonra çıkıp ‘aa bak pantolonu yırtık’ diye ayıplamasına razı değilim.

“Kendisi himmete muhtaç dede / kaldı ki gayrıya himmet ede” özdeyişini bugüne taşıyan atalarımızı;

“Bize mülhid (dinden çıkan) diyenin kendüde îman olsa / Dahleden dinimize bari müselman olsa” diyen Osmanlı şeyhülislamı Mehmet Bahaî Efendi’yi rahmetle anıyorum.

Kendi yaptıklarımızdan kendimiz dersler, kurallar, ilkeler çıkaralım.

Alacaksak da, ‘ayıbını gidererek’ kullanalım.

Yeter...

ŞİŞLİ’DE BİR ‘KÜLTÜR KONAĞI’

Kalyon Holding, Şişli’deki 1889’da Osmanlı Veziri Köse Mehmet Raif Paşa’nın konağını kültür merkezine dönüştürdü.

Martta açılan merkez, bugünlerde ‘bir de buradan bak’ adlı fotoğraf sergisine ev sahipliği yapıyor.

Serginin ‘sanatçıları’ da çocuklar.

‘Her Yerde Sanat Derneği’ işbirliği ile Suriyeli fotoğrafçı Serbest Salih’in Mardinli ve mülteci çocuklardan kurduğu ‘ekip’, kendilerinin ve çevrelerindeki yaşamı görüntülemiş.

Hem öyle görüntülemiş ki, usta Ara Güler’i hatırlatacak türden.

Bir görün; sadece çocukların naif hayatına girmeyeceksiniz, gelecek umudunuz da yeşerecek.

‘DERT’ NASIL MUTLU EDER?

Aile şirketlerinin kültür, sanat ve sosyal projelere yatırım yapması bütün dünyada gelenektir.

Türkiye’de de bu konu ‘masraf’ olarak görülmüyor çok şükür.

Kalyoncu ailesinin ikinci kuşağından Sena Kalyoncu da bu sorumluluğu üstlenmiş.

‘Dert’ ve ‘umut’un sanatsal anlatımı olan sergiyi gezerken konuştuk; daha fazla ‘dert’ üzerinde daha büyük umutları sanatın diliyle ortaya koyacak yeni projeler üzerinde çalışıyorlar.

‘Kökten yaprağa’ ilkesinin altını çizdim.

‘Genç sanatçılara öncelik verileceği’nin de…

Zira kendi köklerinden beslenmeyen kültür ve sanatın yarattığı iklim bir millet için ‘beka sorunu’ olarak yeterlidir.

Bunu da Sena Kalyoncu’da bir ‘dert’ olarak görmek hem mutluluk hem umut vericiydi.