• $31,3879
  • €34,0706
  • 2100.98
  • 9097.15
16 Ocak 2024 Salı

İşgal altındaki Ayasofya'da 9 Eylül mevlidi

2024'ün ve Türkiye Cumhuriyeti'nin İkinci Yüzyılı/Dünyada Türkiye Yüzyılı'nın ilk günü, 1 Ocak'ta İstanbul'da dev bir 'ikonik' miting yapıldı.

İkonik, 'temsil niteliğinde' anlamına geliyor, ancak 'tarihe kalacak nitelikte bir temsil'...

Galata Köprüsü ile İstanbul ve Galata yakalarını birleştiren "Şehitlerimize Rahmet, Filistin'e Destek, İsrail'e Lanet" yürüyüşü, İstanbul'un tarihi tablosu ile birleşerek böyle bir 'temsil' bıraktı tarihe.

Şehitlerimiz ve direnişçiler için yürüyüş, sabah namazından sonra Ayasofya, Sultan Ahmet, Süleymaniye ve Yeni Cami çıkışından başladı.

Bu da başka bir 'tarihi temsil' hüviyetindeydi.

Benzer şekilde, iki hafta sonra şehitlerimiz için Ayasofya dahil tüm camilerde sabah namazında hatim duası yapıldı.

Yine dün tüm okullarda şehitlerimiz için bayrak töreni öncesinde saygı duruşunda bulunuldu.

Bu 'duruş'ların da tarihi bir temsil niteliği var.

Mehmetçik'in, mazlumların arkasında, emperyalizmin ve kullandığı terör örgütlerinin karşısında 'Türk Milleti'nin duruşu...

Çocuklarımızın bu duruşla yetiştirilmesi geleceğimizin teminatıdır.

***

Daha önce konu etmiştim; artık 'eski' olan bir CHP Genel Başkan Yardımcısı'nın, "Muhafazakarlar Milli Mücadele'ye destek vermedi, aksine karşı çıktı" diye sergilediği 'ideolojik cehalet' üzerine, yakın tarih uzmanı merhum Prof. Zafer Toprak'ın tam aksini anlattığı bir söyleşiden alıntılar yaparak...

Bu okumalarım aralıklı da olsa devam ederken, Büyük İstanbul Tarihi'nin 2. cildinde, Mete Tunçay imzalı Mütareke İstanbul'u (1918-1923) makalesine rastladım.

Hem resmi tarihi 'bile' çarpıtan ideolojik çarpıtmanın yarattığı 'bölücü' tehlikeyi hem de Ayasofya'nın 'ikonik' özelliğini hatırlattı bana.

***

Tunçay, şöyle yazmış: "Aslında, I. TBMM'de hain diye damgalanan son sultanın amacı devletin bütünlüğünün korunmasıydı; ama o (kız kardeşinin kocası olan) Damat Ferid Paşa'ya uyarak bunun İngilizlere sığınmakla gerçekleşebileceğini sanmaktaydı. Bir kızı (Ulviye Sultan) Tevfik Paşa'nın oğlu İsmail Hakkı (Okday) ile evliydi. Almanya'da eğitim görmüş bir kurmay subay olan bu zat, Ankara'ya giderek orduda görev almış ve İstiklal madalyası kazanmıştır. Vahdeddin'in veliahdı durumundaki Abdülmecid Efendi de, açıkça Millî Mücadele yanlısı olup görüşlerini çeşitli vesilelerle açıklamaktaydı. Hatta başlangıçta onun Ankara'ya davet edildiği ama ikilik çıkmaması için bu çağrıya uymadığı, sonradan gelmek istediğinde ise artık gerek kalmadığı için reddedildiği söylenmektedir. Sakarya ve Dumlupınar zaferleri İstanbul'da da törenlerle kutlanmış, saray çevresi de kutlamalara katılmıştı. Örneğin, Türklerin İzmir'i 'istirdat' ettikleri (geri aldıkları) 9 Eylül günü, İstanbul'daki Ayasofya Camii'nde de zafer şerefine 25.000 kişinin iştirakiyle bir mevlit okunmuştur."

Tunçay, benzer bir "İstanbul'dan Ankara'ya destek" örneği olarak, "İstanbul'daki askerî depolarda bulunan silah ve cephanenin, Harbiye Nezareti'nin göz yumması ve desteğiyle Anadolu'ya gönderilmiş olduğunu" da eklemiş makalesine. Hatta, Anadolu'da Mustafa Kemal'in emrinde çarpışan subayların sicilinin de Harbiye Nezareti tarafından tutulduğunu, özlük haklarının, terfilerinin, madalyalarla ödüllendirilmelerinin de İstanbul'dan yapıldığını...

***

Ayasofya hakkında iki tarihi not daha: İşgal yıllarında İzmir'deki Britanya Ordusu'nun komutanı Tom Bridges'in yaveri John Codrington, Ayasofya'yı gemiden ilk gördüğünde defterine şöyle yazmış: "Ayasofya'nın Hıristiyanlığa dönüşü bana daima Türkiye'nin fethine en çok yakışacak adil bir son olarak görünmüştür."

Ayasofya'nın 'düşmesi' Türk Milleti'nin tarihten silinmesinin sembolü olarak görülmüş.

Bunu tek gören işgalciler değildi şükür ki...

Millî Mücadele'nin İstanbul'daki istihbarat ayağı Karakol Cemiyeti, tam da bu yüzden, Ayasofya'yı işgalciye teslim etmek yerine, 'havaya uçurma' tehdidiyle, onları vazgeçirmeyi, en azından 'planlarını' başka bahara ertelemelerini sağlamayı başarmıştır.

***

Ayasofya, Türk Milleti'nin var olma iradesinin sembolüydü.

Bugün de 'ayrıca' miras aldığı değerleri paylaşan milletlerin var oluş mücadelesinin sembolüdür.

O gün başaramayanlar bugün de karşımızda duruyor...

O yüzden Türk Milleti'nin Ayasofya'dan sabah namazı çıkışı yürüyüşü ve çocuklarımızın şehitlere saygı duruşu tarihidir...

Savunma sanayii gibi ekonomi, sağlık ve gıda...

Başlık, meramımı anlatıyor...

Türkiye, savunma sanayii ve geleceğin teknolojilerine yatırım yaptıkça kazandı.

'Elin taşı ile göğün kuşunu vurmak' bir 'uyanıklık becerisi' olarak deyimler sözlüğümüzde olsa da, gerçekte kendiniz üretmediğiniz bir şeyin yokluğunu mutlaka çekersiniz.

Son 10 yıla kadar terörle mücadelede yaşadık bunu.

Kıbrıs Türklerini terörden korumaya kalktığımızda ambargolarla karşılaştık.

Neredeyse tüm komşularımız ve müttefiklerimiz tarafından desteklenen PKK terörüyle mücadele ederken de aynısı oldu...

Pirincin içine yerleştirdikleri 'beyaz taşları' ayıkladıkça, başımızın çaresine bakmayı da öğrendik...

Kendimizi korurken, güneyimizde 'teröristan' kurulmasını önlerken, 'bizimle ortak değerleri paylaşan' ülkeleri de terör ve işgalden kurtarmayı böyle başardık.

Ve bu yolda güçlü adımlarla ilerliyoruz.

***

Bağımsızlık için tek başına yeterli değil bu.

- Finansal saldırılara karşı da 'kendine yeterlilik' seviyesinde güçlü olmanın stratejisine ihtiyacımız ortada.

Şimdi bu yolda ilerlendiğini, ekonominin üst düzeyinde bir ismin "ABD ile Çin arasında bir çatışma yaklaşıyor ve o güne ekonomik olarak hazırlıklı, finansal olarak güçlü olmamız lazım" ifadesiyle anlıyoruz.

- Bir başka unsur da sağlık.

Kovid salgını döneminde yaşadıklarımızdan ders, derslerimizden kurallar ve strateji çıkarmalıyız.

Savunma sanayiine mühendis, teknisyen ve yazılımcı üretmeye çaba gösterdiğimiz kadar, sağlık çalışanları ve teknolojilerine de benzer bir stratejiyle yaklaşmalıyız.

- Bir diğer önemli beka konusu gıda.

Yine Kovid döneminde yaşadıklarımızdan aldığımız dersleri henüz kural haline getirmedik.

Kaldı ki strateji?..

Toprakları yeterli olan Türkiye için tarımda verimsizlik ve gıda enflasyonuna ezilmek kabul edilemez...

***

Türkiye'nin bağımsız düşünebilmesi ve siyaset üretmesi ile bugünleri gördük.

Bundan sonra 'bağımsız davranabilmesi' için 'parasızlığın', salgınların ve domates fiyatının ayağına dolanmaması gerekiyor...

Bunu hak etmiyoruz...

<p>Manisa'nın Saruhanlı ilçesinde, refüjdeki aydınlatma direklerine çarparak devrilen kamyondaki sür

Manisa'da kamyon devrildi: 1 ölü 1 yaralı

Sağlık çalışanları Filistin için ''sessiz yürüyüş'' yaptı

Hak mahrumiyeti cezası bulunan başkan kiraladığı yük asansöründe takımının maçını izledi

Park halindeki araçta ceset bulundu! İstanbul Bahçelievler'de dehşet