• $9,5435
  • €11,1011
  • 554.885
  • 1492.93
15 Temmuz 2021 Perşembe

İhaneti püskürten kahramanlara saygı erdemdir

15 Temmuz'un iki yüzü var.

Biri vatanına ve milletine ihanet edenlerin darbe ve işgal girişimi.

Diğeri hainlerin karşısına dikilen milletin kahramanlığı.

Biz 15 Temmuz'u bu kahramanlıkla anıyoruz.

Nasıl ki, 30 Ağustos 1922 'Büyük Türk-Yunan savaşı' değil 'Büyük Taarruz' ise, 15 Temmuz da 'Milli Direniş' günüdür...

Türk milleti, 27 Mayıs, 12 Eylül ve 28 Şubat'tan yaşadığı pişmanlığı, 27 Nisan'dan aldığı özgüveni 15 Temmuz gecesi sokağa yansıttı.

Neredeyse iki yüzyıldır 'Batı'nın parçası' olma dayatmasına rağmen 'milli karakterinin' gereğini yaptı.

Özgürlük, bağımsızlık ve egemenlik...

15 Temmuz'da millet, devletini ve demokrasisini kurtardı.

Geleceğini kurtardı.

Şehitlerimizin ruhu şad olsun.

O gece direnişe katılan, katılmak için yola çıkan herkes millet nezdinde gazidir, minnettarız.

O gecenin kahramanlarına başka bir yafta yapıştırmaya kalkışmak ihanetle ortaklıktır.

O gecenin ruhunu yansıtan 'sala'lara dil uzatmak ihanetle ortaklıktır.

Öte yandan;

İhanetle canları pahasına savaşanların bu millete hatırlattığı ruh, bunlarla mücadele etmeye de muktedirdir.

'Muhalefet' veya 'sol' adı altında, FETÖ propagandalarını Türkiye siyasetine taşıyanlar, ABD merkezli Türkiye'yi 'kuşatma' projelerinin ve "sırtımızı YPG'ye dayıyoruz" diyen HDP kadrolarının dümen suyunda gidiyorlar.

Oysa her iki örgüt de sözde karşı çıktıkları ABD tarafından korunup -üstelik askeri olarak- destekleniyor!

Türkiye'de 'sol'u hâlâ 'emperyalizm ve kapitalizme karşı insanlık ve Türkiye için çözüm üretecek düşünce' olarak sayan kaldıysa, bunu kendine izah etmekle uğraşıyor olmalı.

Türkiye'de 'devrim' adı altında cuntacı geleceği besleyen 'sözde solcu, muhalif' siyaset, kendine vehmettiği karakter özelliklerinden birini bile taşısaydı, 15 Temmuz milli direnişini AK Parti iktidarından daha çok sahiplenirdi.

Belki de böylece 'azınlık' olmaktan çıkabilirdi.

En azından kendi ülkesine de Latin Amerika'ya baktığı kadar objektif baksa, emperyalizmin 'şeytanlaştır, birbirine düşür, darbe yaptır, kontrole al' senaryosunda figüran olmazdı.

Ya da seyirci kalmazdı...

Türkiye Cumhuriyeti kimliği taşıyan kimseye onu da yakıştırmam ya...

Hainleri işe yaramaz hale getirmek

Hain, ihaneti sürdüğü sürece düşman tarafından el üstünde tutulur...

Şimdi Türkiye'nin yaptığı, hainleri 'işe yaramaz' hale getirmek.

Bunun için sadece hainle değil, işbirliği yaptıkları düşmanla da mücadele ediyoruz.

15 Temmuz'un 'Demokrasi ve Milli Birlik Günü' olmasının anlamı budur.

İhanet işbirliğine karşı 'milli birlik' sergilemek, Türkiye'yi vatan, üzerinde yaşayanları 'millet' gören herkesin sorumluluğudur.

'Patron benden vaz mı geçti' sendromu

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın ilk kez ABD Başkanı Biden'la buluşacağı hazirandaki NATO zirvesi öncesi, CHP ve İyi Parti, Erdoğan ve hükümete yönelik muhalefetini 'saldırı ve hakaret' boyutuna yükseltmişti.

Bu, seçim kampanyası sırasında "Türkiye'de Erdoğan'ı devirmek üzere muhalefetle çalışacağım" diyen Biden'ın Erdoğan'la yeni bir başlangıç yapması ihtimaline karşı, "Bakın buradayız ve bunun için zıvanadan bile çıktık, bizi bırakma" mesajıydı.

Erdoğan-Biden buluşması sadece CHP ve İyi Parti için değil, Avrupa için de çok önemliydi.

Öyle ki, NATO zirvesi sırası ve sonrasında zirvenin içeriğinden daha fazla haber oldu.

İki gün sonra 'tarihi' diye nitelenen Biden-Putin buluşması bile Erdoğan-Biden buluşması kadar haber olmadı Batı basınında...

Neyse...

CHP, Erdoğan-Biden buluşmasından beklediğini bulamadı.

İki lider 'sorunları diyalog masasına yatırma' konusunda uzlaştı.

AB, Türkiye'ye yönelik 'yaptırım' tehditlerini geri çekti.

Yunanistan sıcak mesajlar verdi.

Muhalefette bir sendeleme' yaşandı.

Bir süredir bu ruh halini aşmaya çalışıyorlar.

Yalan ve çarpıtmaların dozunu artırıyorlar.

'Patron beni gözden çıkardı' endişesi, kişiye akla gelmedik hareketler yaptırır.

Patron derken...

Hatırlayın, Kılıçdaroğlu'nun CHP Genel Başkanlığı'na gelmesi de, dönemin ABD yönetiminin "Baykal ile çalışmama" mesajlarından sonra gerçekleşmişti.

Baykal'ın 'kaset skandalı' ile düşürülmesinin ardından 'aday olmayacağım' diyen dönemin Grup Başkanvekili Kılıçdaroğlu, ertesi gün genel başkanlığa aday olduğunu açıklamıştı.

24 Ocak 2017'de AKŞAM'a o olayı değerlendiren, CHP eski Genel Başkan Yardımcısı Onur Öymen, şunları söylemişti:

"ABD'nin Baykal'dan rahatsız olması 1 Mart tezkeresiyle zirve yaptı. Amerika rahatsız olunca muhalefeti değiştirmeye karar verdiler. ABD iki şey gördü: Hükümet her istediğini yapmayacak. Doğrudan Cumhurbaşkanı ve hükümete yönelik yazılar yazıldı. İkincisi de muhalefet. Çünkü muhalefet bütün bu konularda Türkiye'nin çıkarlarını savundu. Amerika'da bu defa da farklı yazılar yazılmaya başlandı 'Erdoğan gitsin AK Parti kalsın' şeklinde. Her istediklerini yaptıramadıkları için Erdoğan'dan rahatsız oldular."

"(İşe) Muhalefetten başladılar. Üç senaryodan bahsediliyor. Birinci senaryo Türkiye bir İslam devleti olacak. İkinci senaryo 2011'de darbe olacak. Üçüncü senaryo ise iç siyasette değişiklikler olacak, Baykal istifaya zorlanacak. Bunu yazdıkları tarih ise Ekim 2008. 60-70 sayfalık bu raporu 2009 başlarında bana getirdiler. Bu raporları hem Baykal hem de Kılıçdaroğlu'na okuttum. Kemal Bey, 'Aaaa öyle mi?' diye tepki gösterdi."

"Kaset komplosu yokken belgeler vardı. Arkasından CHP'de yönetim değiştikten sonra Wikileaks belgeleri sızdı. 248 bin sayfanın 48 bini Türkiye'yle, 6 bini ise CHP'yle ilgiliydi. CHP'den bahsederken de sürekli 'Kemalist', 'Milliyetçi' diye sıfatlar koyuyor. Dönemin Amerika Büyükelçisi 'Bütün kötülüklerin sebebi Baykal. Onun için Baykal gönderilmeli, yerine de makul biri getirilmelidir' diyor. Sonra Hillary Clinton bir telgraf gönderiyor ve Kılıçdaroğlu'nun adını zikrediyor. Bu telgraftan anlıyoruz ki Amerika, Türkiye için yeni bir muhalefet lideri arayışına girmiş. Direkt 'Kılıçdaroğlu gelsin' denmiyor ama adı ilk defa orada zikrediliyor."

Öymen, bu gelişmelerden sonra muhalefet partilerinin (CHP ve MHP) kaset skandallarıyla (6 Mayıs 2010) çalkalandığına işaret etmişti.

Anlıyoruz ki;

Erdoğan ve AK Parti iktidarını istediği kıvama getiremeyen ABD, muhalefete yönelmiş.

Biden'in 'muhalefetle çalışma' açıklamasına bakılırsa, CHP'yi (ve daha geniş muhalefeti) Kılıçdaroğlu ile istediği kıvama getirmiş.

Kılıçdaroğlu'nu CHP Genel Başkanlığı'na getiren irade, 11 yıldır bütün seçimlerden yenilgiyle çıkmasına rağmen onu orada tutuyor.

Parti içinde muhalefet sergileyenler kurultaylarda ve disiplin kurullarında tasfiye ediliyor, bunun için, bizzat Kılıçdaroğlu'nun zamanında çokça övündüğü 'ön seçim' askıya alınıyor, 'delege baskısı' ve 'liste oyunları' kullanılıyor.

Sonra da Kılıçdaroğlu'nun 'genel başkanlıktan liderliğe terfi ettiği' propagandası yapılıyor.

CHP yönetiminde son 10 yılda oluşan kadronun HDP ile işbirliğini sağlayan, FETÖ davalarını ve 15 Temmuz darbe girişimini sulandıran açıklamaları birçok şeyin göstergesidir.

Bu kadronun hırçınlaşması, 'patron'un kendilerinden vazgeçmemesini sağlamaya yönelik.

Yeterli olur mu, ayrı bahis.

HDP'nin sırtını dayadığı YPG'nin patronu da ABD.

FETÖ'nün patronu da...

Geçen ay ABD'de Türkiye karşıtlığı üzerine bir 'düşünce kuruluşu' kurulduğunu, kurucuların da FETÖ'cü eski polis, CHP'li eski milletvekili ve 15 Temmuz darbe girişimi gecesi sonucu heyecanla beklediğini saklamayan ABD eski Ulusal Güvenlik Danışmanı olduğunu unutmayın.

Ayrıca, Öymen'in işaret ettiği bir noktayı da, bugün yeniden takibe alın:

"Esas merak ettiğim Ekmeleddin İhsanoğlu'nun CHP'nin cumhurbaşkanı adayı olması kimin tercihiydi?"

İhsanoğlu'nu "CHP'nin çatı adayı" olarak Kılıçdaroğlu açıklamıştı.

Bugün Millet İttifakı'nın ortak bir aday belirlemesi tartışılıyor.

Aday, gerçekte kimin tercihi olacak?

<p>Yeşilçam'ın usta ismi Hülya Koçyiğit, 1963 yılında henüz 16 yaşındayken Susuz Yaz adlı filmle bey

Hülya Koçyiğit bilinmeyenlerini anlattı

Düzce'nin 1830 rakımlı Kardüz Yaylası'na kar yağdı

Az bilinen tarihi fotoğraflar ve hikayeleri

''Gıda Denetim Seferberliği'' kapsamında Trakya'da denetimler başladı