• $28,9208
  • €31,485
  • 1924.11
  • 8026.27
2 Eylül 2023 Cumartesi

100. Yıl Marşı'nda ne eksik?

Cumhuriyet'in 10. yılında, 50. yılında ve 75. yılında marşlar bestelendi. Bunlardan hiçbirisi bugün hafızalarımızda yerini korumuyor. Çünkü hiçbirisi toplumu birleştiren, ortaklaştıran ve duygu dünyasını yansıtan bir beste ya da güfteye sahip olamadılar. Teoman Ünaldı'nın mahur makamında bestelediği ve bu yönüyle bütünüyle melodisi bize ait olmasına rağmen 75. yıl Marşı dahi hatırlanmıyor.

10. Yıl Marşı'nın bugün çok bilinmesinin sebebi ise "birleştirici" olmasından değil, bilakis 28 Şubat döneminde halkın değerlerine karşı pervasızca saldıran darbeci bir güruhun bunu İstiklâl Marşımızın yerine koyma isteğinden kaynaklandı. Onlara göre Akif'in bu muhteşem güftesi çok fazla İslami kimlik taşıyordu. Fakat elbette başarılı olamadılar. İstiklâl Marşımız bestesindeki tüm zorluklara rağmen 7'den 70'e tüm milletimiz tarafından adeta kutsal bir emanet gibi korundu. Yurdumuzun üstünde tüten son ocak sönene kadar da söylenmeye devam edecek. Çünkü istiklâlini Hakk'a tapmaya bağlayan bir milletin, bedelini kanıyla ödediği bir marşı kimse kendisinden alamaz.

Cumhuriyetimizin 100. yılı münasebetiyle İletişim Başkanlığımız tarafından üç yıldır yürütülen büyük bir proje sonunda binlerce eser arasından seçilen 100. Yıl Marşı ise müzikal anlamda gerçekten başarılı. Sözleri akılda kalıcı, bestesi ise sözlerin rahat okunmasına olanak tanıyor. Topluluk halinde söylemeye uygun. Bu yönüyle İstiklal Marşımızdaki en temel sorun olan beste-güfte uyuşmazlığını taşımıyor.

Projenin koordinatörlüğünü yapan Prof. Dr. Serda Türkel Oter, Klasik Türk Müziği ve Türk Dini Musikisi konusunda yetkin isimlerden. Gönül isterdi ki, eserin bestesinde ve orkestranın icrasında ortaya çıkan "bize ait olma" sorunu yaşanmasın. Eserin bu şekliyle halka mâl olması o kadar kolay görünmüyor.

Bir eserin halk tarafından sahiplenilmesi için sözleri kadar, müziğinin de bizden izler taşıması gerekiyor. Mesela son yüzyılda ürettiğimiz eserlerden Cemalettin Cinkılıç'ın bestesi Sakarya Marşı'nın sözlerinin ve melodisinin hafızalarımızda yer tutmasının sebebi bu. "Hürmet sana ey şan dolu sancağım. Baştan başa arza hâkim ol şahım. Türk askeri sayende Sakarya'da kurtuldu şan otağım" sözleriyle başlayan marşın Sakarya Savaşı'nın hemen ardından İstanbul işgal altındayken yazıldığı ve İngiliz askerlerinin engellemelerine rağmen İstanbul halkı tarafından büyük bir coşkuyla okunduğu biliniyor. Aradan geçen 102 yıla rağmen bu marş hala hafızalarımızda taze.

Tıpkı Itri'ye mâl edilen segâh makamındaki Salavat ve Teşrik Tekbiri gibi. Dünyanın geri kalanından farklı olarak Türkler 17. yüzyıldan beri bayram namazlarında, kurban keserken ya da şehit cenazelerini defnederken; özetle sevinçliyken de, hüzünlüyken de bir ağızdan aynı melodiyi seslendiriyorlar. Böylece tüm Müslümanların bildiği bu sözler, Türkler tarafından dillendirildiğinde hemen milyonların içinde bile fark ediliyor. Çünkü bizler farkında olmaksızın segâh makamında okuruz. Ruhumuza böyle işlenmiştir.

100. Yıl Marşı'ndaki eksiklik müziğinin bütünüyle Batılı formlara ait olması. Bize ait hiçbir nağme ne yazık ki eserde yok. Belki bu durum orkestraya Türk sazlarının eklenmesiyle ve küçük nağme dokunuşlarıyla çözülebilir. Mesela 1946'da Batılılaşmanın her alanda yoğun yaşandığı bir dönemde İran'ın milli marşı olarak bestelenen "Ey İran" icra edilirken tar ve santurun orkestraya dâhil edilmesiyle muhteşem bir hal almış.

Bizde pekâlâ bağlama, tambur, ney, kanun hatta dombranın –bir ya da bir kaçının-orkestraya eklenmesiyle marşın icrasında bir yeniliğe gidebiliriz. 29 Ekim'de bir de bu şekilde deneyelim. Bu haliyle halkımızın daha fazla sevip sahipleneceğine kuşkunuz olmasın.

<p>Beşiktaş Başkan Adayı Serdal Adalı, başkanlık yarışındaki rakibi Hasan Arat'ın, Paris Saint-Germa

Serdal Adalı'dan Hasan Arat'a: Bando mızıkayla transfer yapılmaz

Pekmez ve limon küründen sabahları tüketen yaşadı! Faydaları saymakla bitmiyor

İnsani ara bitti vahşet başladı... İşgalci İsrail Gazze saldırılarını yeniden başlattı

UNESCO'nun Türkiye'de koruma altına aldığı ilk eser! Restorasyonda sona yaklaşıldı