• $9,5707
  • €11,1129
  • 554.686
  • 1518.33
4 Ekim 2013 Cuma

Paket bazılarında baş ağrısı yapabilir

En zorlu demokratikleşme mücadelelerinin yaşandığı son on yıldaki tecrübelerden yola çıkarak söyleyebiliriz ki, “30 Eylül demokrasi manifestosu” kronik bir demokratikleşme rahatsızlığı olan sol-liberal, ulusalcı ve Ergenekoncu çevrelerde yoğun bir baş ağrısına yol açabilir. Dolayısıyla, havaların soğuduğu şu günlerde özellikle demokrasi alerjisi olanların kendilerine dikkat etmelerinde yarar var. 
Hele de aylardır Başbakan Tayyip Erdoğan’ın diktatörlüğü üzerine masallar uyduranların şu günlerde daha sofistike yalanlar üretmeleri gerekebilir. Zira Başbakan Erdoğan, 28 maddelik demokrasi paketiyle yıllardır sahte demokrasi gösterisi yapanların bütün ayarlarını bozmuş bulunuyor. 
Gerçi onların yüzlerindeki utanma duygusu katmerli bir yüzsüzlüğe ayarlı olduğu için, yeni yalanlar uydurmakta pek sıkıntı çekmeyeceklerdir. Muhtemelen, önce demokratikleşme paketiyle gelen reformları değersizleştirmek için türlü bahaneler üretip burun kıvıracaklar, sonra da her demokratikleşme adımı sonrasında olduğu gibi yeni dikta senaryoları yazacaklardır. 
Evet bahane üretmede maharetliler, Erdoğan düşmanlığı yapmaktan keyif alıyorlar, kafalarında her gün yeni ideolojik ağlar örmeye bayılıyorlar, yıllarca iman ettikleri ‘eski Türkiye’nin ellerinden kayıp gittiğini gördükçe kahroluyorlar bu yüzden de çok çaresizler. 
Düşünün ki, yıllardır “Yüzde 10 seçim barajının olduğu bir ülkede demokrasiden bahsedilemez” diyerek barajda hiçbir dahli olmadığı halde AK Parti’yi suçladılar. Şimdi Erdoğan, yüzde 5, hatta sıfır baraj teklif ederek bütün ezberlerini bozdu, çaresizler... 
Aylardır AK Parti “Kürtleri kandırıyor” diyerek yeri göğü inlettiler. Şimdi Erdoğan özel okullarda farklı dil ve lehçelerde eğitimin önünü açıyor, 1980 darbesi sonrası değiştirilen köy isimlerinin iadesini sağlıyor, farklı dil ve lehçelerde propaganda yapılmasının önünü açıyor, çaresizler... 
Yıllardır modern demokrasileri örnek göstererek, “ayrımcılıkla mücadele” ve “yaşam tarzının güvenceye alınmasını” savundular. İşte şimdi Erdoğan demokratikleşme paketiyle nefret suçu ve ayrımcılıkla daha etkin mücadele için TCK’daki suçların cezalarını artırıyor ve yaşam tarzına saygıyı TCK güvencesi altına alıyor, çaresizler... 
Bundan sonra önlerinde tek seçenek var, ya müzmin Erdoğan düşmanlığından tedavi olacaklar ya da Esad ve Sisi ile baş başa kalacaklar... 
30 Eylül ‘demokrasi devrimi’nin, özellikle bugüne kadar demokraside gözü olmayanlarda yoğun bir baş ağrısı dahil bazı yan etkilere yol açtığını artık rahatlıkla görebiliyoruz. Bir de bu işin muhalefet partileri cephesi var ki, orası gerçekten içler acısı... 
Bir kere BDP’yi denklem dışı tutmak gerekiyor. Çünkü onlar henüz ‘silahsız siyaset’ yapma konusunda yeni ders başı yaptılar ve silah olmadan nasıl siyaset yapacaklarını bilmiyorlar. Ama öğrenecekler... 
MHP malum, zıddıyla kaim... Silahlar susunca kala kala elinde ‘bölünme paranoyası’ kaldı. Onu da kaybederlerse, hepten taca çıkacaklar. Bu yüzden de, Mussolini yasalarının son kalıntısı olan ‘Andımızın’ kaldırılmasına fena halde öfkeliler. 
Gariban CHP ise evlere şenlik... Bir taraftan demokrasiye meylediyor, hatta zaman zaman Kılıçdaroğlu “Anadilde eğitime sıcak bakıyoruz” diyor ama hemen arkasından, “Anadilde eğitim ülkeyi böler” diyerek kendi kendisini yalanlıyor. Kısacası, CHP’nin neye karşı ya da neye taraf olduğunu bir türlü öğrenemiyoruz. İşin doğrusu, CHP de ne istediğini bilmiyor. Öyle anlaşılıyor ki, CHP daha uzun bir süre ulusalcı ve Kemalist refleksle demokratikleşme arasında net bir tercih yapamayacak… 

<p>Bu enstantene Irak/Suriye, Libya tezkeresi oylamasında yaşandı. HDP Eş Genelbaşkanı Buldan yanlış

Tezkere geçmeseydi ne olurdu?

Ateş Serbest 2021 faaliyetinden heyecanlandıran görüntüler

Trakya'da 65 yaş üzeri ve risk grubundakilere ''grip aşıları'' evlerinde yapılıyor

En güzel, kısa, uzun, anlamlı, resimli 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı mesajları burada!