• $8,4705
  • €10,2921
  • 501.151
  • 1441.33
17 Haziran 2014 Salı

IŞİD‘den korkan bir ülkenin esamesi okunmaz

Deniyor ki Türkiye Suriye'de yanlış politikalar yürütmeseydi bu olaylar başımıza gelmezdi... Yani, Türkiye'nin Suriye'deki siyasi tutumu El Nusra ve IŞİD gibi örgütleri güçlendirdi demek istiyorlar. Peki ne yapmış Türkiye Suriye'de?

Türkiye'nin, Suriye ile ilişkilerde bahar havası yaşadığı günlerden başlayarak Esad'a 'değişim' konusunda sürekli telkinlerde bulunduğunu biliyoruz. Üstelik Esad kendi insanlarını öldürmeye başladığı günlerde bile bizzat Başbakan Tayyip Erdoğan tarafından bu telkinlere devam edildi.

İlk günler hariç Türkiye'nin Suriye konusunda uluslararası toplumla birlikte hareket ettiğini unutmayalım. Dahası, bugün Türkiye'nin eleştirilen politikaları o dönemde aynı zamanda uluslararası toplumun da politikalarıydı. Sonra başta Amerika olmak üzere uluslararası toplum yan çizdi. Dolayısıyla Esad nefes aldı, El Nusra ve IŞİD gibi radikal grupları gerekçe gösterip "Ben gidersem bunlar gelir" diyerek bir bakıma kendisine meşruiyet alanı oluşturdu. Uluslararası toplumun da bu radikal grupları bahane ederek en doğru adres olan Özgür Suriye Ordusu’nu yalnız bırakması Esad'ın önünü sonuna kadar açmış oldu.

Eğer Esad zamanında hak ettiği reaksiyonu görseydi, El Nusra ve IŞİD gibi terör örgütleri bölgede böylesine etkin hale gelmeyecekti. Ayrıca Türkiye bu gruplara itirazını açıkça ortaya koymuştu. Ama buna rağmen gerek içerideki, gerekse dışarıdaki bazı yeminli Türkiye karşıtları AK Parti iktidarını bu örgütlerle bağlantılı gibi göstererek kirli senaryolar ürettiler.

Bir gerçeğin altını çizmekte yarar var; elbette AK Parti iktidarı da yanlış işler yapabilir ve bunu rahatlıkla eleştiririz. Ama bugün bu iktidarın dış politika tercihleri üzerinden nefret üretenlerin niyetleri başka. Bir kere onlar, yüz yıla damga vuracak devasa yatırımların yapıldığı, barış ve demokrasi eksenli adımlarla inşa edilen ‘Yeni Türkiye’yi değil, milli geliri 2.500 dolar olan, ufuksuz ve dünyaya kapalı küçük Türkiye’yi istiyorlar.

Hâlâ Soğuk Savaş döneminden kalma bir dünyada yaşadıklarını zannedenlere hatırlatmakta yarar var; risk almadan, hiçbir çaba göstermeden, "Aman bize dokunmasın da ne olursa olsun" mantığıyla diplomasi yapmayı hayal ediyorsanız, bilin ki artık böyle bir dünya yok.

Amerika'nın, Fransa'nın, İngiltere'nin gelip yanı başımızda ekonomik paylar elde ettiği bir coğrafyada, "Ya başımız belaya girerse" diye seyrederek diplomasi yapamazsınız, ekonominizi büyütemezsiniz.
Hayır, gerektiğinde riskler alacağız, belki zaman zaman başımız belaya da girecek. Çünkü külfete katlanmadan nimeti elde edemeyiz. Bilelim ki IŞİD'den korkan bir Türkiye'nin ne Kuzey Irak'ta ne de Musul'da esamesi okunur.
İnatla Türkiye'nin dış politikasını yerden yere vurup ABD politikalarını alkışlayanlarda birazcık olsun zekâ kırıntısı varsa, Afganistan ve Irak örneklerine bakmaları yeterli olacaktır. Milyonlarca insanın hayatına mal olan Irak ve Afganistan işgalinin mimarı Amerika'nın, dış politika başarılarına bakmaya ne dersiniz?
Afganistan'ı, 11 Eylül'de Amerika'yı vuran El Kaide'ye, Irak'ı da IŞİD'e teslim etti. Dahası, kırıp dökerek girdiği bütün ülkelerin anahtarlarını azılı düşmanı İran'a adeta armağan etti. Bu mu başarılı dış politika?

Kimse Türkiye için “küçük ülke” hayalleri kurmasın, dış politikanın bu meşakkatli ve çileli yollarını sabırla aşacağız. Musul’da olduğu gibi bundan sonra da belki zaman zaman başımız yine belaya girecek. Çünkü Ortadoğu bundan sonra daha da zor bir coğrafya haline geliyor. Aynı şekilde Afrika da sıkıntılarla dolu bir coğrafya. Eğer Musul’da konsolosluğumuz olmasaydı başımıza bu dertler gelmezdi ya da Afrika’da büyük elçiliklerimiz olmasa her şey güllük gülistanlık olurdu. Üstelik başımız da derde girmezdi. Tıpkı eski Türkiye’de olduğu gibi fakir ve mutsuz bir ülke olmaya devam ederdik…

Ama hayır, Türkiye ne sloganlarla politika üreten Kemal Kılıçdaroğlu’nun ne de Başbakan Tayyip Erdoğan ve Dışişleri Bakanı Davutoğlu’na ‘laf çakarak’ Irak analizi yaptığını zanneden ucuz kalemlerin hayalindeki mutsuz Türkiye olur.
Neyse ki küçük siyasi hesaplar peşinde koşmayan, büyük Türkiye için gerektiğinde risk alan ama ülkenin başını dik tutan bir siyasi iktidar var. Mısır’da demokrasinin yanında yer almasaydık, Arap sokağında yüzümüz olmazdı. Çözüm sürecini başlatmasaydık ya da Kuzey Irak’ta hâlâ ‘kırmızı çizgiler’in üzerinde oturuyor olsaydık, Musul’dan sonra bu coğrafyalarda esamemiz okunmazdı.

<p>Bedir Acar: </p><p>'Kur'an'da iki yerde geçen ve Hz. Ya'kūb'un ikinci adı veya lakabı olan İ

Vicdan öldüğünde geriye ne kalır?

Milli Eğitim Bakanı Selçuk, emekli öğretmenlerle çevrim içi bayramlaştı

İşgalci İsrail, içlerinde hamile bir kadınında bulunduğu ailenin tüm fertlerini öldürdü

Mehmetçiğin dikkati Doğu Akdeniz'de faciayı önledi