• $9,262
  • €10,7921
  • 526.391
  • 1409.56
8 Ekim 2016 Cumartesi

Ufuktaki yeni düzen anlaşmasında Türkiye masada olmalı...

Irak Merkezi Hükümeti Başbakanı İbadi’nin Türkiye’yi Beşika kampı nedeniyle işgalci olarak suçlaması ve BM’ye şikâyet etmesi şüphesiz ABD’nin bir manevrası.

Kısa vadede Musul’a yapılacak harekât, orta vadede Suriye ve Irak’ın dizaynıyla ilgili olarak tabii.

Başbakan Binali Yıldırım “Türkiye’ye işgalci demek kimsenin haddine değil. Türk askeri Beşika’da kalacak” diyerek gerekli cevabı verdi. BM’ye ise altı maddelik bir cevap gönderiliyor.

Bir satranç oyununu izler gibiyiz. Karşılıklı hamleler geliyor. Türkiye kendisi adına kendisi konuşurken, bölgede oyun kurmaya çalışan ülkeler İbadi ve PYD gibi kuklalarıyla hamle yapıyor.

Bunun nedeni yaptıklarının aslında gayrimeşru işler olması.

Irak’ın işgali, olmayan nükleer/kimyasal silahların varlığı gerekçe gösterilerek yapılan gayrimeşru bir eylemdi. Nitekim sonrasında dönemin CIA başkanı taltif edilerek emekli edildi. Son rapor üzerine Tony Blair Britanya’nın sorumluluğunu kabul etti ve özür diledi. Bunlar Batılı usulle sorumluluğu savsaklamak ve suçun üzerini örtme hamleleriydi. Unutmayalım ki bu işgal sonucu milyonları aşkın insan öldü. DAEŞ’in ortaya çıkmasının koşulları sağlandı.

Uluslararası sistem ve kurumlar eğer “beşten büyük” olsalardı, bunların hepsinin Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin önüne gelmesi gerekirdi. Eğer BM beşten büyük olabilseydi, Irak’a müdahale bu kadar pervasızca gerçekleşirken, R2P, yani BM’nin “koruma sorumluluğu” gereğince Suriye’deki soykırım bu raddelere varmaz, 10 biner kişilik vahşiler grubu iki ülkeyi rehin almazdı.

Ama bunları geçelim. Tüm kamuflajlara rağmen neyin ne olduğu, kurum, değer ve kavramların içlerinin nasıl boşaltılıp, nasıl istismar edildiği apaçık ortada. Cumhurbaşkanı Erdoğan bunu en son New York’taki BM zirvesinde bir kez daha dünyanın yüzüne çarptı.

Öyle ki, cevap dönüşte Moody’s tarafından verildi.

Evet, böyle bir Türkiye’den kimsenin hazzetmemesi son derece doğal. Hani diyordu ya o emekli ABD büyükelçisi, “Erdoğan bizim duymak istediklerimizi söylemiyor. Biz istediklerimizi duymaya alışmışız” diye, hiç sıkılmadan.

Türkiye’nin Suriye ve Irak ilgisi tamamen meşru ve haklıdır oysa. Türkiye bu devletler gibi emperyal hedeflerle bölgede at koşturmuyor.

1-Türkiye için birinci öncelik kardeş Suriye ve Irak halklarının yaşam ve onurlarının korunması, işleyen demokratik bir devlet sistemine kavuşmalarıdır.

2-Toplam 1295 km olan Suriye ve Irak sınırları üzerinden Türkiye terör örgütlerinin hedefi olurken, ülke içinde de iç savaş iklimi yaratılmaya çalışılmaktadır.

3-Bu bölgelerdeki enerji kaynaklarının dünyaya çıkarılmasında Türkiye en güvenli/rasyonel hattır ve Türkiye bu projelerin her aşamasında bulunma hakkına sahiptir.

Ama bence bunları da geçelim...

Bu ilkesel ve olgusal gerçeklerin herkes farkında. Ahlaki üstünlüğün Türkiye’de olduğunun da... Türkiye’nin yapması gereken, ilkesel/olgusal gerçeklerin diplomatik sıçramalar ve güçle desteklenmesidir. Haklılığınızı anlatarak oyunu değiştirmek mümkün değildir. Kaldı ki BM’yi bir kenara koyun, dünyada dokuz grubun elinde toplanan medya ve hangi fonlarla beslendiği belli sözde sivil toplum örgütlerinin tüm işlevi iklim yaratmaktır.

Hasılı, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Lozan ve Musul çıkışları da aslında İstanbul, Ankara ve Diyarbakır’ın geleceğini ilgilendirmektedir.

Şimdi masada olamazsak bu üç kenti ayrı ülkelerin başkenti yapar, o “kurucu” anlaşmayı da bize zafer diye yuttururlar.

<p>Sosyal medyada viral olmuş haftanın en eğlenceli videolarını 'GÖRMELİSİN'!</p>

Saklambaç Ustası Bu Tarla Faresini 'Görmelisin'

Fenerbahçe, Trabzon'a ayak bastı

Günün en çok paylaşılan fotoğrafları (16 Ekim 2021)

Cumhurbaşkanı Erdoğan ile Angela Merkel ortak basın toplantısı düzenledi